17 Ocak 2020 04:07

Disiplin ve özgürlük, kural ve irade, insanlık ve birey

Paylaş

Disiplin; iki kişi arasındaki arkadaşlıktan aile, parti ve en makro düzeye kadar bütün organizasyonlarda temel bir sorunu oluşturmaktadır.

Tam da özgürlük sorununda olduğu gibi disiplin sorununda da “irade” devreye girmektedir. İrade yoksa özgürlük yoktur, kişinin iradesi yoksa disiplin de (otoritenin meşruiyeti de) yoktur.

Yani disiplin tek başına dışarıdan sağlanamamakta, ilgili canlının, insansa her bir bireyin böyle bir duruma uyarlanma yönelimi (iradesi) göstermesiyle ilgili bulunmaktadır.

Cansızlar için “irade”den söz edilemese de onların da bazı hazır oluş durumları bulunmaktadır. Madde için söylenirse, maddenin özelliklerinin ilgili eğip bükmeye uygun olması gerekmektedir. Günümüzde malzeme mühendisliği önemli bir mühendislik alanını oluşturmaktadır. Malzemeyi eğilip bükülebileceğinden daha fazla zorlarsanız kırılır. Maddenin özellik veya yatkınlıkları bir tür “irade” benzetimi olarak görülebilir.

Her bir madde, her bir canlı ve her bir insan mikro bir “organizasyon” sayılır, bazı ana özellik ve yatkınlıkları bulunmaktadır.

Her canlı sadece maddi bir toplam değil, aynı zamanda bir “can” veya “tin-irade” taşımaktadır.

Totaliter sistemler farklı veya bireysel iradelerin tümden baskılanması yani “iradenin kırılması” arayışına dayanmaktadır. Çoğunlukçudur ancak bu çoğunlukculuk insan kitlesinin çoğunlukculuğu değil güç sisteminin, dolayısıyla yerleşik parti, iktidar veya geleneklerin çoğunlukculuğudur.

Sami dinleri böyle toptancı bir inanç ve yaşam formu, böyle toptancı bir akait ve şeriat arayışına dayanmakta, çoğunluğu (geleneği, akaidi, kuralı) bozan her durum günahkarlık ve dolayısıyla düşmanlık sayılmaktadır. Kapitalizm için bu durum servetin, paranın üstünlüğüdür.

Sonuçta Sami dinleri, en katı mezhep ve rejimler de, kapitalizm de insan ürünü olup insanla ilgilidir. İrade ve özgürlük sorunu, tüm insanlık, tüm siyasal anlayış ve rejimlerle yakından ilgilidir. Canlı ve insan ontosu ile, varlık şartı ile ilgili bulunmaktadır.

FEDAKARLIK VE YAŞAMDA KALMA, DOSTLUK VEYA BİREYSELLİK ÇELİŞİK Mİ?

Ortak haklar ile bireysel haklar, herkesin özgürlüğü ile bireylerin özgürlüğü çelişir mi? Öyle olmasa bile ortak ilkeler, bireyce uygun görülmüyor veya benimsenmiyorsa, böyle bir durumda ilke ve toplumdan mı yoksa bireyden mi vazgeçilecek?

Zor soru, insanın paradoksal yanları burada başlıyor. Günümüzde gelinebilen nokta, önce kurala uy, sonra uygun şekilde itiraz et. Önce organizasyona, yasaya, partiye… her ne ise o yerleşik kurala veya disipline uyulacak, sonra bir yanlışlık görülüyorsa gerekli mercilere bu yanlışlık iletilecek. Askerlikteki önce emre uy, sonra üst mercilere bunları ilet veya demokratik rejimlerde yasaya uy, sonra bir itirazın varsa gerekli değişiklikler için demokratik yollarla mücadele et anlayışı aynı paradoksları içeriyor. Sosyalist rejimler de benzer bir anlayışta sayılır/dı. Ancak ilgili merciler bir yanlışlık görmüyorsa, ancak birey veya küçük grup aynı kanaatte değilse, bu kişiler yine de düzgün bir şekilde yerleşik kurala uymaya devam etmeli mi?

Bir ilkenin “ilke” oluşu anlatılamazsa, birileri veya bir birey bunu yine de “ilke” olarak kabul etmiyorsa, kendisi “doğru/meşru” bulmuyorsa, hatta doğru bulduğu halde uymuyorsa, böyle durumlarda ne yapılacak?

HAKSIZLIĞA KARŞI KOYMA HAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ

15 Temmuz darbesi sonrası askeriyenin gücünü tümden kırabilmek için “Haksız emre uymama” emri bir korku ve zorunluluktan çıkmış, ancak doğru bir anlayışı oluşturmaktadır.

Bu doğru anlayış veya ilke, karşı darbe için, AKP tarafından çıkarılan haksız KHK’lere uymama hak ve özgürlüğü için yok sayılmıştır.

Dahası burada en önemli güçlük “hakkın” veya “haksızlığın” neler olduğu sorusudur. Bunlar ilkesel sorulardır. Örneğin çocuğunu mevcut dinine bağlanmaya zorlamak hak mıdır? Bir “yasa” koyuldu diye o yasa “haklı/doğru” bir kurala mı dayanmaktadır?

Hak ve özgürlükler, tümden demokratik yollarla seçilseler bile, meclislere, onların çıkardığı yasalara bağlanabilir mi? Mahkemelerin denetimi yeterli sayılır mı?

Farklı durumlarda ne olacak?

MAHKEMEDEN ÖTE TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER: ‘YAŞATMA VE YAŞAMA’

Örneğin özgürlük ve eşitlik ilkelerini bozan durumlarla, benim kanaatimle “Yaşamı olumsuz etkileyen, yaşamı darlaştıran” tutum ve eylemlerle mücadele edilmesi, sömürü ve baskı düzenleriyle, ön yargı ve ayrımcılıkla (eşitsizlikle), genel olarak insana ve doğaya zarar veren durumlarla mücadele edilmesi her insan için temel bir hak ve özgürlüktür.

Doğaya ve bir diğerine zarar vermeyen her tür eylem özgürlük alanında sayılabilir, bunun için yaşatma ve yaşama ilkesi asgariyi oluşturabilir. Her ne baskılıyor, güdükleştiriyor, sakatlıyor, öldürüyorsa, onunla ve o durumla da mücadele edilmesi temel hak ve özgürlük sayılmalıdır.

Temel hak ve özgürlüklerden vazgeçilemez, bunlar partilere, meclislere veya mahkemelere devir veya teslim edilemez.

En paradoksal olan ise iradi bir canlının ortaklık veya bireyselliğinde yatmaktadır. Bunun için yaşamadan öte “yaşatma” ilkesi esas alınabilir. “Yaşatma ve yaşama”.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...