16 Ocak 2020 04:30

Güvensizlik sendromu

Paylaş

Bir ülkede ekonomiye olan güven ciddi anlamda aşınmaya başladığında, güveni yeniden kazanmanın maliyeti, güven kaybının yarattığından çok daha fazla ve ağır olur. İktidar temsilcilerinin aksi yöndeki açıklamalarına, resmi kurumların açıkladığı tartışmalı enflasyon ve büyüme verilerine rağmen, ülke nüfusunun ezici bir çoğunluğunun günlük yaşam koşulları açısından, ekonomide işlerin yolunda gitmediği görülüyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut koşullarda hiç kimse bırakalım bir yılı, bir ay hatta bir hafta sonrasında iç ve dış politikada ne tür gelişmeler yaşanacağını, bu gelişmelerin ekonomiyi nasıl etkileyeceğini öngöremiyor.

İktidarın ekonomi politikaları ve tartışmalı uygulamaları devletin resmi kurumları tarafından açıklanan ekonomik verilere olan aşırı güvensizlik, ülke ekonomisine ilişkin endişeleri azaltmak bir yana daha da artırmaya başladı.

Halkın, emekçilerin talepleri yerine iktidar çevrelerinin çıkarları ve tercihleri doğrultusunda atılan adımlar, toplumun büyük bölümünün ekonominin geleceği başta olmak üzere, pek çok konuda ciddi bir güven bunalımı yaşamasına neden oluyor.

İktidarın ülke ekonomisinin temel gerçekleri ile bağdaşmayan gerçek dışı söylemleri ile aileleri ile birlikte milyonlarca emekçinin halkın giderek ağırlaşan maddi koşulları arasındaki uçurum, ülke tarihinde hiç olmadığı kadar derinleşmiş durumda.

Hanelerden çarşı pazara kadar geniş bir alanda etkisini hissettiren ekonomik krizin toplumda yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak ya da en azından hafifletmek için adım atmak yerine yaşanan sorunları daha da derinleştiren kararlar almak yaşanan güvensizliği daha da arttırıyor ve geleceğe güvenle bakılmasını olanaksız hale getiriyor.

Türkiye’de ekonomi başta olmak üzere, pek çok alanda kelimenin tam anlamıyla derin bir ‘güvensizlik sendromu’ yaşanıyor. Ekonominin bütün alanlarında olduğu gibi, hukukta, eğitimde, çalışma yaşamında, iç ve dış politikada belirgin bir şekilde kendisini hissettiren olumsuzluklar, ülke nüfusunun büyük bölümü açısından iktidara yönelik güvensizliği de en üst noktaya taşımış durumda.

18 yılda toplumun çok küçük bir kesimi, ekonomik kriz dönemlerinde açıklanan ‘teşvik paketleri’ ile kendini kurtarırken, milyonlarca emekçinin payına işsizlik, yoksulluk ve giderek artan vergi yükleri altında ezilmek düştü. İktidarın ‘Yoksuldan alıp zengine aktaran’ ekonomi politikaları, ekonomik kriz dönemlerinde daha da belirgin hale gelirken, oluşan güvensizlik halini sürekli besledi ve giderek büyüttü.

Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulların asıl sorumlusunun kimler olduğu, yıllar içinde iktidar eliyle yaratılan ve derinleştirilen ekonomik istikrarsızlık ortamının milyonlarca emekçinin yaşam koşullarını nasıl kötüleştirdiğini görmek için sayısız örnek verilebilir. 2010 yılının ocak ayında 200 TL tutan bir mal sepetinin güncel değeri, 2020 ocak ayı itibariyle iki buçuk kat artarak 506 TL’ye çıkmış durumda. Tek başına bu örnek bile, yıllarca ‘ekonomik istikrar’ olarak tekrarlanan ezberlerin emekçiler açısından içi boş bir yalan olmaktan öteye gitmediğini gösteriyor.

Ekonomik krizden en çok etkilenen emekçilerin sorunlarına çözüm bulmak, taleplerini dikkate almak yerine, ülkenin geleceğini ipotek altına alan çılgınlıklar peşinde koşmaya devam edenler ülkeyi içeride ve dışarıda tehlikeli mecralara sürüklemekten geri durmuyorlar.

Türkiye ekonomisinin dışa bağımlılığı, kırılgan ve riskli hali devam ederken, özellikle yüksek işsizlik oranları ve hayat pahalılığı konusuna kalıcı çözümler üretilmesi için hiçbir somut adım atılmadığı sürece yaşanan güven sorununu ortadan kaldırmak mümkün görünmüyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...