14 Ocak 2020 03:51

‘Sultan’ sıkıştıkça ‘Çar’ın eli güçleniyor!

Paylaş

Avrupa medyasının, ülkelerini ‘tek adam’ olarak yöneten Putin ve Erdoğan’ı ‘çar ve sultan’a benzettiği biliniyor. Batı medyasının bu benzetmesi, Putin ve Erdoğan’ın uyguladığı politikalardan duyulan hoşnutsuzluğu açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu benzetmeyi yapanların haksız olmadığı bir nokta var ki, Erdoğan batılı emperyalistler karşısında sıkıştıkça Putin’e daha çok sarılıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın bugünkü durumu zamanında İngiltere ve Fransa’nın baskısı karşısında Çar’a sığınan Osmanlı Sultanlarının (II. Mahmut ve Abdülaziz) durumuna fazlasıyla benziyor.

Erdoğan iktidarının son yıllarda başta Suriye’deki operasyonlar olmak üzere bölgede (Ortadoğu) attığı adımlar önemli oranda Rus ‘olur’u ile gerçekleşmiş ve Rusya’nın elini güçlendirmiştir. İşte Rusya’nın elini güçlendiren bu hamlelerin sonuncusu 8 Ocak’ta yapılan Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra Libya’da ilan edilen ateşkes oldu.

Erdoğan-Putin görüşmesinde 12 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere hem Libya’da ve hem de Suriye ordusunun operasyon düzenlediği İdlib’de eşzamanlı ateşkes ilan edilmesi kararı alınmıştı.

Önce Libya’dan başlayalım.

Rusya, Libya’da Tobruk merkezli Halife Hafter güçlerini destekliyor ve Wagner şirketi üzerinden Rus paralı askerleri ülkenin büyük bir bölümünü elinde bulunduran Hafter’in saflarında savaşıyor. Türkiye’nin ise, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (UMH) desteklediği biliniyor-ki, geçtiğimiz günlerde Erdoğan ve UMH lideri Sarrac arasında ‘Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’ ve ‘Askeri Güvenlik ve İşbirliği Mutabakatı’ adı altında iki anlaşma yapılmış ve ardından Libya’ya asker gönderme tezkeresi TBMM’de AKP ve MHP’nin oylarıyla kabul edilmişti. Hafter güçleri geçtiğimiz hafta UMH’nin kontrolündeki Sirte’yi ele geçirmiş ve Trablus’u kuşatmaya bir adım daha yaklaşmıştı.

İşte Erdoğan iktidarı, desteklediği UMH’nin oldukça sıkışık olduğu bir zamanda yürürlüğe giren bu ateşkesi diplomatik bir başarı olarak görüyor. Ama gerçekler bize görünenden daha fazlasını söylüyor.

Bu yazı yazılırken Sarrac ve Hafter’in Moskova’da bir araya gelip ateşkes anlaşması imzalaması bekleniyordu. Savaşın iki tarafının Moskova’da bir araya getirilmesi, Rusya tarafından Libya sorununda inisiyatifin elinde olduğu yönünde verilmiş bir mesaj olarak değerlendirilmelidir.

Libya’da ateşkesin sağlanmasına yönelik hamlesi ile Rusya, bir taşla birden fazla kuşu vuruyor. Rusya, öncelikle Libya sorununa çözüm bulma adına ay sonunda Berlin’de yapılması beklenen görüşmeler öncesinde Libya savaşında güçlü konumda bulunan Halife Hafter üzerindeki etkisini tescillemiş oldu. İkinci olarak, Erdoğan ile Suriye’den sonra Libya’da da işbirliği yaparak ABD ve Fransa başta olmak üzere karşısındaki güçlerin hamlelerini boşa çıkarmak için önemli bir kozu eline geçirmiş oldu. Ancak öte yandan Erdoğan iktidarı ve desteklediği güçlerin de Libya’daki konumunu ve geleceğini önemli oranda kendi politikalarına bağlamış oldu.

Demek ki, her ne kadar Türkiye’deki iktidar ilan edilen ateşkes ile kendi elinin güçlendiğini düşünse de aslında eli güçlenen Suriye’de olduğu gibi Libya’da da karşıt güçleri destekliyor olmayı Türkiye’deki iktidar ile işbirliği yapmanın önünde engel olarak görmeyen Rusya oluyor.Çünkü bu ateşkes,Rusya’nın Doğu Akdeniz’de egemenlik mücadelesi halinde olduğu güçlere karşı konumunu güçlendirmeye yönelik önemli bir hamlesi olarak anlam kazanıyor.

Ya İdlib’deki ateşkes?

Bu ateşkes, Türkiye ve desteklediği cihatçı gruplara birazcık nefes aldıracak olsa da burada da kazanan Rusya’dan başkası değil.

Evet, Suriye ordusunun Rus güçlerinin desteğinde sürdürdüğü İdlib operasyonu, hem Türkiye’nin buradaki askeri varlığını ciddi biçimde tehdit ediyor ve hem de desteklediği cihatçı grupları giderek daha fazla sıkıştırıyordu. Ancak şu nokta gözden kaçırılmamalıdır: Erdoğan iktidarı ve desteklediği cihatçılara geçici olarak nefes aldıran bu ateşkese rağmen Rusya’nın İdlib konusundaki yaklaşımında bir değişiklik bulunmuyor. Rusya, Türkiye’deki iktidarın ‘İdlib Mutabakatı’nda cihatçı çetelerin silahsızlandırılması ve tasfiyesi konusunda verdiği sözleri yerine getirmediği görüşünü koruyor ve dolayısıyla İdlib konusunda askeri operasyonun kaldığı yerden devamı hakkını saklı tutuyor.

Putin, geçtiğimiz hafta Şam’daki Emevi Camisi’nde Esad’la verdiği pozla aslında savaşın kazananını ilan ediyordu. Böylesi bir tabloda İdlib operasyonunun Türkiye’deki iktidarın başında Demokles’in kılıcı gibi sallanmasına hizmet edecek bir ateşkes ilanının Rusya’nın elini güçlendireceği tartışma götürmez bir gerçektir.

Uzun lafın kısası; ABD ve batılı emperyalistlerle gerilim yaşayan Erdoğan iktidarının, adına ‘yeni Osmanlıcılık’ denilen ve Osmanlının mirasçısı olma iddiasına dayanan yayılmacı politikası, ülkedeki iktidarı başka bir emperyalist güce-Rusya’ya-daha fazla mahkûm etmekten başka bir işe yaramıyor. Bu politikanın Osmanlı’nın ihtişamlı dönemlerine özenen Erdoğan iktidarını getirdiği yer, batılı güçlere karşı Çar’ı yardıma çağıran gerileme dönemi Osmanlı Sultanlarını hatırlatıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa