03 Ocak 2020 04:22

Coğrafya kader mi?

Paylaş

Bölgesel gelişmelerin, dünyadaki gerginliklerin hız kazandığı şu sıralar dış politik gelişmeler konusunda sıkça duyduğumuz tespit İbni Haldun'dan aktarılan "coğrafya kaderdir" saptamasıdır. Kurtlar sofrasında yer kapmak için Libya'ya asker göndermeye hazırlananların ağzından da bu tekerlemeyi sıkça duyuyoruz. Gerçekten böyle mi? Ülkelerin birbirleriyle ilişkilerini belirleyen coğrafya mıdır? Ülkelerin hangi coğrafi konumda olduğu, dağlar, denizler, nehirler, ovalar mı onların kaderlerini, birbirleri ile ilişkilerini belirliyor? Ya da soruyu şöyle sormak da olanaklı: Devletlerin savaşmasına, mücadele etmesine, başka ülkeleri yağmalanmasına coğrafya mı karar veriyor? Yoksa bu kararları verenler kanlı canlı insanlar mı? Eğer böyleyse onları bu kararları vermeye zorlayan nedenler nelerdir?

İnsanoğlunun dünya üzerindeki varlığının bilebildiğimiz tarihi boyunca coğrafya hemen hemen hiç değişmedi. Ama bu süre içinde insanoğlunun tarihi küçük topluluklar halinde, komünal yaşamdan, köleciliğe, feodal sistemden kapitalizme, sosyalizme kadar pek çok toplum biçimine, devletlerin kurulmasına, yıkılmasına, ortadan yok olmasına, doğal afetler nedeniyle eski bölgesini terk edip yeni bölgelere yerleşen topluluklara tanıklık etti. Yani hemen hemen hiç değişmeyen coğrafya üzerinde sonsuz bir hareket, değişim, dönüşüm gerçekleşti.

İnsanların, insan topluluklarının işin içine girdiği yerde, doğal olarak özel mülkiyetin ortaya çıkmasından, sınıfların oluşmasından, devletlerin kurulmasından söz etmek zorunlu oluyor. Artık savaş esirini öldürmek yerine üretimde çalıştırmak, köle olarak kullanmak, insanın üretime ilgisini artırmak için yarı kölelik olan serflik sisteminin şekillenmesi, dünün kölesinin, serfinin yerine kapitalizmin gelişmesiyle modern köleler olan ücretli işçiliğin alması ve özel mülkiyetin çeşitli biçimlerin ifadesi olarak bu sınıflı toplumların gelişmesi ve bu mülkiyet sistemleri üzerinde onun koruyucusu devletlerin yer alması insanoğlunun tarihsel yürüyüşünün kalın çizgilerini oluşturuyor.

Güce sahip olmak, başka toplumlar üzerinde egemenlik kurmak, sömürü ilişkilerini geliştirmek, daha fazlasına sahip olmak, rakiplerini alt etmek için ülkeleri fethetmek, gücün temeli ve ayrılmaz parçası olan zengin kaynaklara sahip olmak, bunlar için amansız bir mücadeleye girişmek hem özel mülkiyet üzerinde yükselen geçmiş devletlerin, hem de bugünün modern devletlerinin davranışlarını belirleyen temel etkenler oldular. Zavallı coğrafya durduğu yerde duruyor, ama üzerinde yaşayan, sınıflara bölünmüş, sınıf egemenliğine dayalı toplumlar, devletler kurmuş insanoğlu fıkır fıkır kaynıyordu.

Bugünün kapitalist emperyalist dünyasında artık mücadele zengin doğal kaynaklara egemen olmak, onların geçiş noktalarında denetim kurmak, daha fazla üretmek ve ürettiklerine pazar bulmak için amansız bir rekabete ve mücadeleye tutuşmak, gerektiğinde bunlar için bölgesel ve genel savaşlar çıkarmak bütünüyle sınıflara bölünmüş, bu sınıflar üzerinde sömürücü egemen sınıfın hakimiyetini kurmuş, onun bitmek bilmeyen iştahını doyurmaya çalışan modern devletlerin marifetleridir.

Emperyalist kapitalizm aşırı karlar uğruna yayılmacılık, egemenlik, işgal, ilhak, savaş ve krizler demektir. Ürettiği mallar için pazar mücadelesine girişmek, petrol kuyularının bekçiliği için ordular göndermek, deniz yollarının denetimi ve devletlere boyun eğdirmek için donanmalar gezdirmek, karada üsler kurmak, dünyayı yüzlerce defa yok edecek silahları geliştirmek, kullanmak ve depolamak, kendisine boyun eğmeyen devletleri ve toplumları hizaya sokmak için müdahalelerde bulunmak, darbeler yapmak, uzayı silahlandırmak için bilimi, teknolojiyi sonuna kadar kullanmak günümüzün egemen büyük devletlerinin marifetleridir. Daha küçük olanlar da kırıntılarla yetinmek zorundadır.

Eğer onlar, yani sermaye düzeninin sahibi ve bekçileri: "bizim bir suçumuz yok, bütün bunları yapan coğrafya, biz sadece basit piyonlarız" diyorlarsa onlara verilecek tek yanıt, yaşadıkları her coğrafyayı yangın yerine döndürmek, onların ayaklarını basacak en küçük toprak parçası bile bırakmamaktır. Dünya işçi ve emekçilerinin son dönemlerdeki hareketliliği, uzak olmayan bir gelecekte bütün yeryüzünde sömürüsüz, sınıfsız, barış ve kardeşliğin egemen olacağı bir dünya için mücadelenin yeniden harlandığının tüm belirtilerini bize gösteriyor. Dünyanın emekçi halkları günün birinde mutlaka onlara "alın emperyalist stratejilerinizin teorisini yapan ideolojilerinizi, jeo-politik kitaplarınızı koyun cebinize cehennemin dibine kadar yolunuz var, bizim tarihsel yürüyüşümüzde size böyle bir kader biçiliyor" diyecektir.

Yeni bir dünya ancak kaos, kargaşa, rezilliğin dibe vurması, sonuna kadar çürüme ve kokuşmanın tavan yapması ile ihtiyaç haline geliyor, kendine yol açıyor. Girdiğimiz yeni yılda, eski sisteme karşı yeni bir dünya kurma mücadelesinin daha da güçleneceği umudunu besleyen olgular giderek daha fazla güçleniyor. Yeni yılınız kutlu olsun.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...