19 Aralık 2019 04:07

Borç sarmalı

Paylaş

Ekonomiden sorumlu Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, her fırsatta etrafına gülücükler saçarak, Türkiye ekonomisinde işlerin yolunda olduğu ve ekonomide her şeyi kontrol altına aldıklarını iddia ediyor. Özellikle birkaç aydır ekonomide yaratılmaya çalışılan iyimser havaya rağmen, 2020 yılına tarihin en ağır borç yükü altında giriyoruz.

2003 yılında Türkiye’nin brüt dış borç stoku 129 milyar ABD dolarıydı. 17 yılda yaklaşık 3.5 kat artarak haziran 2019 itibariyle 447 milyar ABD dolarına dayandı. Toplam dış borcun milli gelire oranı ise 61.9 ile 2001 krizi seviyesinin (54.8) beş puan üzerinde. 17 yılda kamunun dış borcu 2.3 kat; özel sektörün dış borcu ise tam 6.8 kat artmış.

Kamunun borcunun milli gelire oranının düşük olması ve dış borçların büyük bölümünün özel sektöre ait olması, Türkiye’nin 2020’de ciddi bir dış borç krizi ile karşı karşıya olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Özel sektörün dış borcu ‘hazine garantili’ olduğundan hükümet bu borçlara birinci dereceden kefil durumunda. Türkiye’deki şirketlere borç veren yabancılar, alacaklarını tahsil edemediklerinde ister istemez kefile başvuracak ve hazinenin kapısını çalacaklar. Bu sorun yetmezmiş gibi, Varlık Fonu ve kamu bankaları kullanılarak yandaş müteahhit ve şirketlerin borçları kamu tarafından üstlenilmeye başlandı. Varlık Fonu üzerinden batmak üzere olan özel firmalara kaynak aktarılması, yine Ziraat Bankasının 500 milyon dolar vererek ‘Simit Sarayı’na yüzde 51 ortak olması gibi adımlar yandaş şirketlerin borçlarının tamamen halkın sırtına yıkılmak istendiğini gösteriyor.

Devletin resmi verileri, ekonomiden sorumlu damat bey tarafından çizilen pembe tabloya rağmen, sadece ülke ekonomisi değil, halk da ciddi anlamda borç batağına saplanmış görünüyor. Öyle ki, AKP’nin tek başına iktidara geldiği 2002 yılı sonunda 6.6 milyar TL olan hane halkı borcu, son 17 yıl içinde tam 94 kat artmış.

Merkez Bankasının geçtiğimiz kasım ayında yayımladığı finansal istikrar raporu verilerine göre, eylül 2019 itibariyle toplam hane halkı borcu 621 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Halkın borcunun yüzde 90’ını (558 milyar TL) sadece bankalara olan borçlar oluşturuyor. Borçların yüzde 39.7’sini (246 milyar TL) ihtiyaç kredileri; yüzde 34’ünü (213 milyar TL) konut kredileri; yüzde 19.6’sını (122 milyar TL) ise bireysel kredi kartı borçları oluşturuyor. Varlık yönetim şirketlerine olan borçların miktarı ise şimdilik 27.1 milyar lira.

TÜİK’in açıkladığı son verilere göre 2018’de 784 milyar 87 milyon dolar olan milli gelir (GSYH) 2019’un üçüncü çeyrek döneminde yıllık 734 milyar 190 milyon dolara geriledi. Bu nedenle kişi başına milli gelir 9 bin 632 dolardan 8 bin 930 dolara düştü. Kişi başına düşen milli gelir hesabında 10 yıl geriye gittik. Üstelik geriye gidiş sadece bununla da sınırlı değil.

Son birkaç yıl içinde döviz kurlarında yaşanan dalgalanma ve resmi enflasyonun çift haneli rakamlara demir atması nedeniyle halkın satın alım gücünde de dramatik düşüşler yaşandı. Örneğin 2009 yılında tedavüle giren 200 TL’lik banknotun satın alım gücü bugün 52 TL’ye kadar geriledi. Cebimizdeki 200 TL’nin dörtte üçü son 10 yıl içinde resmen buharlaştı. Cebindeki paranın değeri düşen milyonlarca emekçi geçimini sağlamak için bir türlü içinden çıkamadığı ağır borç yükü altına girmek zorunda kaldı.

Gerek ülke ekonomisi, gerekse ekonominin en ağır yükünü çeken milyonlarca emekçinin boğazına kadar borç batağına saplandığı koşullarda, hükümet ve patronların asgari ücrete yapılacak üç kuruşluk zam üzerinden kopardıkları fırtınaya bakıldığında, işçi ve emekçilerin içine itildiği borç sarmalından çıkmasının hiç de kolay olmayacağı anlaşılıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...