13 Aralık 2019 04:37

Avrupa'da yeni bir dönem başlıyor

Paylaş

Avrupa’nın üç büyük ülkesi; Almanya, Fransa ve İngiltere’de birbirinden farklı özellikler içermekle birlikte emekçi sınıfların karşı karşıya olduğu sorunlar ve bunlara karşı mücadele, farklı düzlemlerde yeni bir dönemin kapısının aralanmak üzere olduğuna işaret ediyor.

Bugüne kadar havanın daha çok sağ-popülist, milliyetçi ve gerici akımlardan yana estiği kıta Avrupa’sında şimdi alttan alta emekten, sosyal adaletten yana güçlü bir dalga kendisini hissettiriyor. Bu dalganın etkisinin nasıl olacağı, nasıl ve hangi ivmeyle süreceği büyük bir olasılıkla 2020’de kendisini belirgin hale getirecek.

Kıtanın en büyük ülkesi Almanya’da, direksiyonu çoktandır iyice sağa kıran Sosyal Demokrat Parti (SPD), geçen hafta sonu Berlin’de yaptığı olağanüstü kongrede yükselişin ancak sol politikalarla mümkün olduğunu onayladı. Uzun yıllardır partinin vitrininde yer alan ve neoliberal politikaların temsilcisi olan politikacılar, yönetim kurulu üyeliğine ya seçilemediler ya da zor bela seçilebildiler. Buna en çok partiye neoliberal gömleği giydiren Eski Başbakan Gerhard Schröder bozuldu doğal olarak...

Neoliberal politikalarla hesaplaşma ve sosyal adalet söyleminin daha etkili olmasını isteyen parti tabanının bu arzusunun yeni seçilen sol yönetim tarafından ne kadar hayata geçirilip geçirilmeyeceğini önümüzdeki dönem göreceğiz. Zira 2021’de genel seçimler var. Bugünden görünen ise, ülkede derinleşen sınıflar arası çelişkilerin SPD’yi bir yol ayrımına getirmesidir: Ya neoliberal çizgide ısrar edip yok olma ya da itiraz edip toparlanma...

Geniş emekçi kesimler arasında alabildiğince güven kaybeden SPD’nin her türlü sol söyleme rağmen kısa zamanda toparlanmasını beklemek ise hayalcilik. Çünkü, söyleminde ve eyleminde hep sermayenin, tekellerin çıkarlarını savunmak üst sırada yer alıyor, almaya da devam edecek.

Buna rağmen ülke genelinde son birkaç yıldır sokakta, yüksek kiralara, ayrımcılığa, yoksulluğa karşı süren toplumsal mücadele sonucu SPD’nin mecburen sosyal adalet söyleme sarılması, sermayenin planlarının püskürtülmesi, daha fazla sosyal hakkın gasbedilmemesi açısından önemli.

Fransa’daki tablo ise Almanya’dan bir adım önde görünüyor. SPD çizgisindeki neoliberal Sosyalist Parti (PS) iki yıl önce yapılan seçimlerde hezimete uğrayıp dağıldığı için, Macron’a karşı gerçek muhalefet odağını sokak ve sendikalar üstlenmiş görünüyor. Bu nedenle sokaktaki mücadele Macron’un asıl rakibi. Sarı Yelekliler hareketi bunun başlangıcı...

İşçi sınıfı ve diğer emekçilerin Macron’un emeklilik planına karşı başlatmış olduğu mücadelenin elbette siyasete yansıması olacak. Tıpkı daha önce Başbakan Lionel Jospin’e karşı verilen mücadelede olduğu gibi. Keza gençlik alanında yapılan ve yüz binlerin tepkisini çeken düzenlemeler PS ve Lideri François Hollande’ın sonunu getirmişti.

Fransa’da, önceki gün ayrıntıları açıklanan emeklilik reformuna karşı mücadelenin kolay bir şekilde dinmeyeceği anlaşılıyor. Bütün meslekler için emeklilik yaşının zorunlu olarak 62-64’e çekildiği ülkede, temel emeklilik maaşının 1000 avro olarak açıklanması halka, yaşlılıkta yoksulluğun reva görüldüğünü yeterince ortaya koyuyor.

Dün erken seçimlerin yapıldığı İngiltere’de ise İşçi Partisinin son haftalardaki yükselişi dikkat çekici. Denilebilir ki, Tony Blair’in temsil ettiği neoliberal çizgi sayesinde dibe vuran İşçi Partisi, ancak daha radikal bir programla çıkış yapabildi. Arkadaşımız Arif Bektaş’ın da haberlerinde belirttiği gibi, İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn seçim kampanyasını asıl olarak sosyal sorunlar, özelleştirilen kamu kurumlarının yeniden kamulaştırılması ve zenginlerden daha fazla vergi alınması üzerine oturttu. İşçi Partisinin seçimleri bu taleplerle kazanması (Anketler zor olduğunu gösteriyordu) durumunda kıta genelinde siyasi deprem etkisi yaratacağını söylemek mümkün.

Corbyn’in çizgisinin bugün itibariyle SPD’den daha ileride olduğu söylenebilir. Görünen o ki SPD de son kongrede belirlediği söylemlerle yıpranan imajını düzeltemezse daha radikal talepler öne sürebilir.

Özetle; bundan 20 yıl önce, 8 Haziran 1999’da Blair ve Schröder tarafından “Avrupalı sosyal demokratlar için bir adım ileriye” başlığıyla yayımlanan ve geleneksel sosyal demokrat partilerin açıktan neoliberalleşmesini ifade eden tezler iflas etti. Blair-Schröder tezleri dönemi kapandı. Bu pespaye çizgi kıta genelinde sosyal demokrat partileri çöküş ve çözülmeye götürdüğü gibi emekçilerin mücadele ederek elde ettiği sosyal kazanımlarının büyük bir bölümünü onların eliyle ortadan kaldırdı.

Emekçi sınıflar nezdinde çürümüş, yozlaşmış, yıpranmış sosyal demokrat partilerin direksiyonu yeniden sola kırması can çekişmelerinden kaynaklanıyor. Tarihsel gelişmeler bu partilerin temsil ettiği çizginin emek düşmanı, sermaye iş birlikçisi olduğunu yeterince ortaya koyuyor.

Bu nedenle yükselen toplumsal mücadelenin yeniden bu partiler tarafından yedeklenmesine izin vermeden, daha ileri talepler etrafında birleşerek, kapitalizme karşı mücadele üzerinden yoluna devam etmesi sadece Avrupa değil dünya genelindeki emekçiler açısından büyük bir önem taşıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...