12 Aralık 2019 04:49

“Hepimiz kardeş” miyiz?

Paylaş

Yok, bu “Çukur dizisi”ndeki replik değil; orada “Biriz, canız, kardeşiz!” deniyor ya, İçişleri Bakanı ikidebir “sitemkâr bir nefret”le kınamayı görev sayıyor; bu ona dair değil! Soru daha üst makamdan, resmi devlet kurumlarının tümünün en üstünde yer alan Cumhurbaşkanı’nın bir açıklamasına dair.

“Madem ki hepimiz kardeşiz öyleyse buna uygun davranmalıyız” diyor R. T. Erdoğan, “Türkiye Cumhurbaşkanı” kimliğiyle. “1 milyar 700 milyon Müslümanın” varlığından, onların çözüm bekleyen “sorunlarına çözümler bulacak somut çalışmalar”a ihtiyaçtan sözediyor.  “İslam medeniyetini hak ettiği seviyeye çıkarmanın sorumluğu”nun “Müslümanlara” düştüğünü belirterek “İslam ülkeleri”nin çeşitli nedenlerle “içine kapana(rak) imkânlarını heba” etmelerinden ve hatta “kimi Arap ülkeleri”nin tutumlarıyla İsrail’i cesaretlendirmesinden yakınıyor. Buna bir de Macron’a yönelik ver-yansınlar ekleniyor. Macron diyor, “karşımızda susuyor”, ama çıkıp bir de “NATO zirvesinde halen İslami terörden bahsediyor.” Siz diyor nasıl bunu yapar bundan bahsedersiniz; bilmeniz lazım ki “İslam barış demektir!” Ve de “taşı gediğe koyacak” türden bir büyük taş daha fırlatıyor yeni “Frenk Kralı”na(!): “Paris’te sarı yelekliler çıktı, hadi çöz bakalım, durdur bakalım. Niye durduramıyorsun? Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”  Sonra o her zamanki “bitiriş” geliyor: Bedeli ne olursa olsun “mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz!”

Oldukça yüklü bir konuşmanın bir bölümüdür bu. Peki “müslümanların kardeşliği” üzerine söylenenlerden Macron’a “had bildiren”lerine dek bu açıklamalar gerçek hayatla; ülke ve uluslararası gerçekliklerle uyuşmakta mıdır?

“İslam kardeşliği” örneğin var ya da mümkün müdür? Olmadığı, yukarıdaki açıklamanın kendisinde, yakınma nedeniyle zaten bir tür dile getirilmiştir. Ayrıca, bırakalım kapitalist sömürü koşullarında her şeyin paraya, kâra, “kazanca”, faize, ranta bağlanmasını ve insan ilişkilerinin de üretimin karakteriyle bu sonuçlarınca belirlenmesini; kapitalizm öncesi dönemde de böylesi bir kardeşlik yoktu! Birinci olarak yoksul-zengin farklılığı ve ayrışması, ikinci olarak klan-aşiret ve millet bölünmelerinin “kan-revan bıraktığı İslam”ın “birliği” hiçbir zaman mümkün olmadı. Bundan sonrasında da mümkün olmayacak! Kanıt bir değil binlercedir: Bütün İslam tarihi “barış”la değil savaşlarla yazılıdır. “Haçlılar”la az, birbirleriyle daha çok savaşmışlardır. “Arapların ihaneti”nden en çok söz edenler sadece Türkiye’nin “Türkçü” şövenleri değil “aşırı” ve sözde ılımlı “İslamcıları”dır da!

Suudi Arabistan’ı, Mısır’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Türkiye’nin “İslamcıları”yla yeterince işbirliği yapmadıkları için suçlayanlar da aynı çevrelerdir. Demek ki “Müslümanlar”ın “bir vücudun azaları gibi” hareket etmeleri mümkünsüzdür! Türk, Arap, Fars ya da başka “müslüman burjuvazi”lerinin çıkar farklılığı, farklı politikalar izlemelerini nedenlemekte ve onlar kimi geçici itifaklara karşın her biri kendi çıkarları yönünde şu ya da bu emperyalis(ler)le de işbirliği yaparak bölge ve “dünya” politikası izlemektedirler.

“İslam kardeşliği” öylesine geçersizdir ki, tümü de “müslüman olan” bu ülkelerin burjuva iktidarları, “aynı dinin mensupları” olduklarını söyledikleri işçilerle kent-kır emekçileri kendi talepleriyle ortaya çıktıklarında onları polis ve ordu gücüyle sindirmeye çalışmaktan, dahası öldürmeler dahil her türlü saldırıyla bastırmaktan geri durmazlar. Petrodolar milyarderleriyle yoksul Arap emekçilerinin ya da trilyonlarca TL’lik servetleri olan Türk holding patronlarıyla açlık sınırındaki milyonlarca Türkiyeli emekçiyi “kardeş yapacak” bir “keramet” ya da gizil güç yoktur. Aynı ülkede yaşıyor ve ulusal köken ile dini inanç gibi kimi “geleneksel ortak bağlar”ı olsa da, maddi yaşamın ‘acımasız’ gerçekleri tarafından bir daha birleşemeyecek şekilde ayrıştırılmışlardır. Hani Macron’a ders olsun diye söylenen “İslami terörden sözedilemez” sözü de “Allah Akbar” nidalarıyla kelle kesen IŞİD’lilerin, El Kaidecilerin, Hizbul Tahrir gibi örgütlerin eylemleri ve yanı sıra Madımak’ta ve Maraş’ta insanları diri diri yakanların “İslam için iş görme” politikasınca boşluğa düşürülüyor.

“Sarı Yelekliler” sorununu ise “hiç anmamak daha evla” idi! Macron yönetiminin onlara karşı uyguladığı şiddet kuşku yok ki gaddarca canavarlık örnekleri arasındadır. Ama ya bizim ülkemizde durum nedir-nasıldır? Önceki binlercesinin bir yana yazılmadığı varsayıldığında bile, şu Kadıköy’deki kadın gösterisine yapılan saldırıyı getirip örnekler arasına “bakın bu da on binincisidir” diye sıralamak mümkündür.

Ve öyleyse, “kötü örnekler” gösterip “biz daha iyiyiz!” denecek bir durum yoktur. Her tür yönetim yetkisinin “tek ele alındığı” bir ülkede, işçi sınıfı ve emekçilerin payına düşen her şeyden önce bu “ayrışmış” ve belirginleşmesi günden güne netlik kazanan sınıfsal farklılıklarının bilinciyle kendi kurtuluşları için çaba göstermektir. Bunun gereklerinden biri de “din kardeşliği” söylemenin maddi-gerçek insan yaşamındaki karşılığını görmeyi başarmaktır.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...