05 Aralık 2019 04:26

Türk-İş’in seçimi

Paylaş

1952 yılında Türkiye’nin ilk işçi konfederasyonu olarak kurulan Türk-İş’in 23. Olağan Genel Kurulu bugün başlıyor. Türk İş Genel Kurulu, sendikaların ve sendikal hareketin içinde bulunduğu durumun çeşitli yönleriyle sorgulandığı, asgari ücret pazarlığının başladığı bir dönemde yapılacak.

Türk-İş, 1952 yılında uzun bir sürecin ve karmaşık ilişkilerin etkisiyle kuruldu. Türk-İş’in kurulmasında 1940’lı ve 50’li yıllarda ülke hızla gelişen ve yaygınlaşan yerel sendikaların hareket alanını sınırlamak ve sendikaları denetim altına alma amacı belirleyiciydi. Türk-İş’in sendikal çizgisinin temelini kuruluşunda etkili olan Amerikan sendikacılığının etkisiyle ‘ücret ve meslek sendikacılığı’ fikri oluşturdu.

Türk-İş, kurulduğu andan itibaren işçilerin hak ve çıkarlarını kazanmak, korumak ve geliştirmek için mücadele etmesi gereken bir işçi örgütü olmaktan çok, devletin işçiler içindeki ‘temsilcisi’ ya da ‘uzantısı’ olarak görüldü. Kuruluş ve gelişme dönemlerinde, kamuda örgütlü olmasının da etkisiyle, işçiler arasında resmi ideolojinin temsilcisi olmasının yanı sıra, işçi sınıfı ideolojisinin işçiler arasında gelişmesini engelleme görevini hiçbir zaman ihmal etmedi. Özellikle işçi hareketinin yükselişe geçtiği dönemlerde bu rolünü layıkıyla yerine getirdi.

Türk-İş’in genellikle işçilerin sınıf örgütü olarak hareket etmek yerine, sık sık işçi sınıfının çıkarlarıyla taban tabana zıt tutum ve davranışlar içine girmesi, sürekli tartışılan ve eleştirilen bir konfederasyon olmasını beraberinde getirdi. Türk-İş kurulduğu tarihten itibaren her fırsatta Türkiye’nin ‘en büyük’ işçi konfederasyonu olmakla övünürken, söz konusu büyüklük işçi hakları söz konusu olduğunda içi boş bir söylem olmaktan öteye gitmedi.

Türk-İş’in benimsediği ‘partiler üstü’ politika ilkesi, özünde işçi sınıfının değil, dolaylı yollardan da olsa, onun tam karşıtı olan sermayenin çıkarlarını savunmanın somut göstergesi oldu. Hükümetlerle ilişkilerinde hiç uygulanmayan bu ilke, işçi sınıfı siyasetine karşı kararlılıkla savunuldu. Türk-İş’in tarihi, aynı zamanda örgütlü işçilerin kendi sınıf siyasetinden uzak tutulmasının tarihi olurken, işçi sınıfının sermayeden, devletten, işçi ve emek düşmanı partilerden bağımsız olarak örgütlenmesi büyük ölçüde engellendi.

Türk-İş tabanının ağırlıklı olarak kamu işçilerinden oluşması, hükümetlerle girdiği içli dışlı ilişkilerin sürekli eleştirilmesine neden oldu. Bu durumun önemli bir istisnası 1989 bahar eylemleri oldu ve dönemin Türk-İş bürokrasisi işçilerin baskısıyla kitlesel eylem kararları almak zorunda kaldı. Bahar eylemlerinin etkisiyle 1990’lı yılların başında Türk-İş’e bağlı sendikaların yarısından fazlasında yönetim değişiklikleri oldu. Daha sonra özellikle 1994-1996 yılları arasında yapılan kitlesel eylemler, tabanın ve yerellerde kurulan şubeler platformlarının etkisiyle işçiler, hükümetlerle sık sık karşı karşıya geldiler. Türk-İş 2000’li yıllardan itibaren hükümetle yakın ilişkileri sürdürürken, kamu toplu sözleşmeleri ve asgari ücret pazarlıklarındaki tutumu nedeniyle sürekli eleştirildi.

İşçi sınıfının çıkarları için mücadele etmek yerine, tüm çerçevesini sermayenin ve iktidarın belirlediği iş birlikçi sendikal çizginin işçi haklarını ve Türk-İş’i getirdiği nokta ortada. Sendikal alanda yaşanan tüm olumsuzluklara karşın, gerek Türk-İş, gerekse sendikal hareket açısından çok zorlu bir döneme girilmiş olmasına rağmen elbette her şey bitmiş değil.

Emek hareketinin geleceğinden ve işçi haklarına yönelik saldırılardan endişe eden mücadeleci sendikaların somut örgütlenme ve mücadele programları üzerinden harekete geçmeleri gerekiyor. Hangi konfederasyona üye olduklarına bakılmaksızın, bir taraftan yerellerde farklı sendikaların katılımıyla ortak sendikal platformlar oluşturmak, diğer taraftan yaşanacak saldırılara karşı tüm işçi ve emekçileri kendi sınıf çıkarları doğrultusunda harekete geçirecek her türlü adımı güçlendirmek büyük önem taşıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...