05 Aralık 2019 04:00

Yüksek yaş, düşük tempo

Paylaş

Medya ve yayıncı kuruluş, insanları müşterileştirmek peşinde, “Nefesleri kesen maç”, “Heyecan fırtınası” gibi “tavlayıcı” söylemlerle ortalığı gazlayadursun, Süper Lig’in ortalama futbol düzeyi vasata ulaşmakta bile zorlanıyor. Tabii “gazcıların” derdi satış. Mesela bu yüzden Beşiktaş’ın, ligin son sırasında yer alan Kayserispor karşısında aldığı farklı galibiyeti, taraftarların gönlünü okşayacak şekilde, dikkat çekecek kadar abartılı ve coşkulu başlıklarla veriyorlar. Başlıklara ve spotlara bakınca sanırsın ki Beşiktaş, Barcelona’yı bile darmadağın edecek kadar muhteşem bir futbol sergiledi. Oysa kadrosu tamamen dağılma aşamasına gelmiş ve moral olarak diplerde gezinen Kayserispor’un Beşiktaş’a direnecek gücü yoktu zaten. İki takımın durumu göz önüne alındığında ortaya çıkan sonuç ne kadar doğalsa, skor üzerinden Beşiktaş’ı göklere çıkarmak o kadar yanıltıcı…

Medya ve yayıncı kuruluş istediği kadar ligimizi parlatmaya ve pazarlamaya çalışsın gerçekleri gizlemek mümkün değil. Avrupa’nın en yaşlı ligiyiz. Dolayısıyla izlenirlik açısından kendimize, yüksek tempolu futbol oynanan ligler arasında yer bulmamız imkansız. Yaş yükseldikçe, kaçınılmaz olarak tempo ve kalite düşüyor. Ligimizin “Yüksek yaş, düşük tempo” özelliğinin Avrupa kupalarında nelere mal olduğunu unutmamak lazım…

Söz gelimi, pek çok yorumcu Atiba oynamayınca Beşiktaş’ın etkisiz kaldığı düşüncesinde hemfikir. Benzer şey Emre Belözoğlu için de söyleniyor. 39 yaşındaki Emre olmayınca, Fenerbahçe’nin oynadığı oyunun hiç tat vermediği yönünde yorumlar yapılıyor. Beşiktaş’ı Atiba’nın, Fenerbahçe’yi ise Emre’nin taşıdığı söylenirken, bu oyuncuların alternatifinin bulunmadığına da dikkat çekiliyor.

Bu yaştaki oyuncuların takımlarının vazgeçilemezleri olması aslında teknik direktörler açısından utanılacak bir durum. Bunca yıl boyunca, bu oyuncuların yerinde oynayabilecek genç oyuncuların yetiştirilememesi, futbolcu yetiştirme/geliştirme konusundaki acıklı halimizin bir göstergesi...

Beşiktaş’ta Atiba’nın yanı sıra Gökhan Gönül, Caner Erkin ve Burak Yılmaz gibi yaşı 35 civarında olan oyuncular da takımın alternatifsizleri arasında. Bu oyuncular sakat ya da cezalı olma sebebiyle forma giyemediklerinde takımın dengesi bozuluveriyor. Tecrübe önemli bir faktör olsa da yüksek yaş ortalamasının, barındırdığı sakatlık riskiyle birlikte takımları fazlasıyla kırılgan hale getirdiği dikkatlerden kaçırılmamalı…

Futbol takımı oyuncularından çok, oyunuyla yol alabilmeli. Kuşkusuz, “Oyuncuların hiç önemi yok” denemez ama belli bir sistem ve alternatifli kadro oluşturularak oyuncu etkisi en aza indirilebilir. İşte o zaman, hangi oyuncu oynarsa oynasın oyun standardında/kalitesinde ciddi bir farklılık yaşanmaz. Oyunculara, üstelik de futbol hayatını noktalamak üzere olan oyuncalara bel bağlayan bir takımın ne kadar yol alabileceği bellidir.

Trabzonspor dışında, ligin üst sıralarında yer alan bütün takımlar 30 civarında yaş ortalamasına sahip kadrolarıyla mücadelelerini sürdürüyorlar. Teknik direktörler ise yüksek yaş ortalamasından pek şikayetçi görünmüyorlar. Süper Lig’de başarıya dinamizmden çok tecrübeyle ulaşılabileceğine inanıyorlar belli ki. Bu nedenle de özellikle 30 yaş civarındaki yabancı oyuncuları transfer etmeye doymuyorlar. 

Kendi futbolcu yetiştirme iklimini çoraklaştırmak pahasına ileri yaştaki yabancı oyunculara milyonlar harcamanın yol açtığı yıkıcı sonuçlardan hâlâ gereken ders alınmışa benzemiyor. Takımların ocak ayına yönelik transfer planlarından bu anlaşılıyor…

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...