03 Aralık 2019 05:00

Bırakın Aleviler nasıl istiyorsa öyle inansın!

Paylaş

Önce İzmir’de bir ailenin evinin duvarına “Defol Alevi” yazısı yazıldı. Evin sahibi, Eren Şenal, İHD’de basın toplantısı düzenleyerek, “Can güvenliği konusunda içimiz rahat değil, can güvenliğimiz olsaydı bu durum yaşanmazdı” diyerek kendisini ve Alevilerin endişelerini dile getirdi.

Önceki gün ise Mersin’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Piri Reis Mahallesi’nde bazı evlerin duvarlarına birtakım tarihler yazılmasının da Aleviler arasındaki endişeleri artırdığı belirtiliyor.

Eğer normal bir ülkede bu yazılar yazılsaydı, “Ne var bunda kimi kendini bilmezler yazmıştır” denilip geçilebilirdi. Ama gerçek öyle değil. Çünkü bu ülkede son 40 yılda bile Maraş, Çorum, Sivas katliamları gibi, üç önemli Alevi katliamı yaşanmıştır. Bu katliamlarla bağlantılı olarak, yüz binlerce kişi evlerini, yurtlarını terk ederek, kendilerini daha güvende hissedecekleri başka illere, hatta yurt dışına göç etmişlerdir.

Bu katliamların bir yanında Alevi düşmanlığı ile yetiştirilmiş aşırı dinci ve şoven milliyetçi, gerici siyasi partilerle bağlantılı organize kalabalıklar öte yanında da devletin “kontra örgütlemesi”nin olması, katliamlarını kışkırtıcılarının cezalandırılmak yerine, milletvekilliği, belediye yöneticiliği vs. ile ödüllendirilmesi, kuşkusuz ki, Aleviler arasındaki endişenin canlı tutulmasında da teşvik edici olmuştur, olmaktadır.

‘MAKBUL BİR ALEVİLİK’TE ISRAR!

AKP iktidarıyla Alevilerin içine yönelik, operasyon diyebileceğimiz girişimlere de tanık olmaya başladık. Yeri geldiğinde Alevilere övgüler yapan; “Alevilik Ali’yi sevmekse ben de Alevi’yim”, “Kayınbiraderlerimin adı Hasan, Hüseyin, Ali” diyen Erdoğan başta olmak üzere AKP sözcüleri, Aleviler içinde tartışma konusu olan sorunlara el atarak, bu sorunlarda kendilerine göre yeni, “makbul”, “kabul edilir bir Alevilik” tarif ederken, “Beş vakit kıbleye durmayan Aleviler”, “Ali’siz Aleviler” dediği hayali bir takım alevi odakları uydurup, geleneksel suçlamaları sürdürdüler. Bu suçlamanın devletin en üst makamlarından gelmesi de elbette ki Alevilerin inanç özgürlüğüne yönelik baskıları artırıcı olmuştur, olmaya da devam etmektedir.

Nitekim 28 Kasım’da Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği Din Şûrası’nın kapanışında konuşan Erdoğan İzmir’de ev duvarına yazı yazan kişi için, “O kişi yakalanıp cezalandırılacak” dedikten sora şöyle devam etti: “Her gün beş vakit aynı kıbleye yönelenler arasına nifak tohumları serpiliyor. Batı’da pişirilen ülkemize ihraç edilmeye çalışılan Ali’siz Alevilik gibi yıkıcı projelerin toplum içinde pohpohlanmasının gerisinde bu var. Alman devleti Ali’siz Aleviliğe ciddi bedeller ödemek suretiyle İslam dünyasında ve özellikle ülkemizde bölünmenin tohumlarını ekmek istiyor!”

‘NASIL BİR ALEVİLİK’ KONUSUNDA SADECE ALEVİLER KARAR VERİR

Sorunun bu yanı, “Beş vakit aynı kıbleye yönelen Alevilik” ve “Ali’siz Alevilik” konusunda HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu Erdoğan’a yanıt verdi. Beş vakit kıbleye dönmenin Alevilikle bir ilgisi olmadığını belirten Kenanoğlu, Aleviliğin farklı anlayışları arasında bir “Ali sorunu” olmadığına vurgu yaptı.

Kuşkusuz sorunun bu yanı Alevilerin “iç tartışması” olarak, Alevi inancında olan vatandaşları ve Aleviler içindeki farklılık mücadelesi veren tarafları ilgilendirir.

Başka bir söyleyişle Aleviliğin nasıl bir inançlar sistemi olduğu ne Alevi inancıyla ilgisi olmayanların, “Alevilik iyidir, kötüdür”, ya da “Aleviliğin öylesi iyidir böylesi sapkınlıktır” gibi tartışmalara girmesi, hele de taraf olması saçmadır.

Cumhurbaşkanı’nı ise Alevilik tartışması hiç ilgilendirmez, ilgilendirmemeli de! Sadece birey olarak da değil, oturduğu makamın gereği olarak da Cumhurbaşkanı’nın vatandaşların bir bölümünün inançları konusunda taraf olması, içinde olmadığı bir inanç tartışmasında taraf olmasının saçmalığından çok daha fazla, oturduğu makam nedeniyle de ayrıca “ayrımcı”, “bölücü”, “laisizm”le de taban tabana zıt bir tutumdur.

Türkiye’nin koşullarında Cumhurbaşkanı’nın Alevilikle tek ilgisi, Alevi inancı üstündeki baskıları ortadan kaldırmak, inanç özgürlüğüne resmi ve “sivil” odakların müdahalelerini engelleyecek önlemleri almak olmalıdır.

Bırakın Aleviler nasıl bir Alevilik inancına göre yaşayacaklarına kendileri karar versin!

VAHİM BİR İDDİA: ALMANYA TÜRKİYE’Yİ PAÇALAMAK İÇİN ALEVİLİĞİ KULLANIYOR!

Ülkenin Cumhurbaşkanı’nın, partisinin sözcülerinin, Diyanet İşleri Başkanlığının, devletin, Sünni çevrelerin “Makbul görülecek bir Alevilik” tarifi üstünden yaptığı müdahaleler, bu ülkenin milyonlarca vatandaşının, inançlarını diledikleri gibi yaşamalarını engelleyen bir baskı ortamı oluşturmaktadır. Ki, Alevilerin evlerinin duvarlarına yazılar yazarak onları tedirgin eden ve bu tedirginlik üstünden politika yapmak isteyen “karanlık” ya da “açık” odaklar, devletin Aleviler içindeki tartışmalara müdahale ederek bölünme yaratma gayretlerinden cesaret almaktadırlar. Erdoğan’ın daha da ileri giderek, suçlamalarını Alevilerin en azından bir bölümünü, “Alman devleti”nin iş birlikçisi olarak göstermek istemesi elbette ki, kabul edilemezdir.

Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son açıklaması laisizmi açıkça ayaklar altına alınmasının da ötesindedir. Öyle görünüyor ki, her yerde bir terörizm, yabancılarla iş birliği, “bölücülük”, “casusluk” gören paranoyak tutum, şimdi kendileri için makbul görülmeyen Alevilik anlayışlarını da “Almanya uşağı” olarak suçlayarak, böylece Aleviler arasında yeni “ayrıştırma” ve “bölme” girişimlerine dayanak yaratma gayreti içine girmişlerdir.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa