22 Kasım 2019 03:35

Ara tatil: Öğreten (Eskişehir, Gaziantep) ve öğretemeyen (Adana ve Çoğu) şehirler

Paylaş

Kişisel olarak da Eğitim Sen olarak da dört aylık periyodun uzun olduğu, 7 haftada bir haftalık ara tatil yapılmasının uygun olacağını, böylece beş periyod halinde eğitim-öğretimin daha verimli olacağı görüşündeydik. 2016’da bunları yazıp dillendirmiştik.

Bu yıl dört değil de ikisi haftalık biri iki haftalık üç ara tatil ve dört periyod halinde yeni akademik takvim işliyor. Bunun öncekinden daha iyi olacağı, öğrencilerin nefeslenerek sıkışmışlıklarının azalacağı ve motivasyonlarının yükseleceği beklenebilir. Bu tatilden sonra öğrenci, aileler ve öğretmenlerin deneyim ve izlenimlerini takip etmekte, görüşlerini almakta yarar olup bu beklentilerin gerçekleşip gerçekleşmediğini analiz etmek ve değerlendirmek gerekmektedir.

Ama tek başına ara tatil yetmez, sadece psişik rahatlama yetmez. Hatta şehirlerimiz ve bizler çocuk ve gençlerimize olanak sunamıyorsak, ara tatiller olumsuza bile dönebilir. O halde öğreten bir tatil nasıl olur?

ANNE BABADAN BİRİNE İZİN HAKKI

Ara tatilin eksik yanı, en azından 14 yaşına kadar çocukları olan anne babalar için birinden birine izin hakkı ile birlikte işlerse daha uygun olacaktır. Anne babalar çocukları ile birlikte daha verimli okumalar, sinema-tiyatro, müze-sergi, geziler vb. yapabilecektir.

ŞEHİRDE ÖĞRENME HAKKI

Ancak bunun için şehirlerin de nitelikli gezilecek görülecek yerleri olması gerekiyor. Şehrin her hafta sonu ve ara tatillerde tek biri ziyaret edilse tüm yılı, hatta birkaçı yılı dolduracak olanak sunması gerekiyor.

En yaygın sorunlardan biri okulların çocuğu salması ve anne babalarının çocuklarını şehirde, sokakta, mahallede, köyde nasıl eğiteceğini bilmemesi veya böyle bir kültüre-ihtiyaca sahip olmaması sayılabilirse de bir diğer ve daha köklü sorun şehirlerimizin böyle bir imkânı da pek sunmamasıdır. Anne babaların “çocuğuma çok şey göstermek, bizzat görüp denemesini sağlamak istiyorum da bu şehirde nereye götürebilirim, sıkışıp kalıyorum” yakınmaları çok yaygın bulunuyor.

Sadece çocuklarımız için değil duyarlı yetişkinler, yaşlılar için de şehirlerimiz pek fazla olanak sunmuyor.

AVM’LERE MAHKUM ŞEHİRLER

Özetle ara tatil AVM’lere mahkûm edilmemeli ki, küçük kasabalarda onlar bile yok. Çoğu anne baba için, dar gelirli aileler için AVM’ler aile bütçesi açısından çok büyük bir ezim. Orta ve üst sınıflar için de çocukların salt tüketime alıştığı kötü bir öğrenme, hatta öğrenme değil kötü bir etkilenme sayılır.

AVM’lere mahkûm olmayacağımız bir şehir mümkün değil mi?

ÖĞRETEN ŞEHİRLER: ARA TATİLLER EĞİTİME ARA DEĞİL DESTEK OLABİLİR

“Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir?” diye tekerleme haline gelmiş bir soru bulunuyor. Bunlar birbirine karşıt veya birbirini eksilten şeyler değil. Aksine hem okuyup hem gezilmesi en iyisi olur, iki olumlu seçenek birbirinin olumsuzlaması haline gelmez. Yaparak yaşayarak okuyarak irdeleyerek öğrenme, gezerek öğrenme, farkında olmadan öğrenme en etkili ve kalıcı öğrenmelerden birini oluşturuyor.

“Tekçi” (monist) bir eğitim anlayışı terk edileli çok oldu. Hayat da zihin de kosmos da mekanik değil dinamik yapılar. Çorba veya entropi mekaniklikten çok daha önemli ve yaratıcı. İçinde bazı mekanizmaları da elbette barındırıyor ama bu bir oluş bozuluş içinde işliyor yani dinamik.

Şehirde öğrenme imkânı olsa, çocuklarımız gençlerimiz dağlara doğaya göllere okyanuslara götürülebilse ara tatiller müthiş öğrenme periyotlarına dönüşebilir.

O halde soru, doğaya da çok gidilemediğine göre mevcut şehirlerimiz çocuklarımızın çorba yapmasına, zihin ve ufuklarının açılmasına, beden ve kafalarının gelişmesine ne kadar uygun? Ne tür olanaklar sunuyor?

ÖĞRETEN ŞEHİRLER İÇİN YEREL VE RESMÎ KURUMLARA ÇOK ROL DÜŞÜYOR

Hafta içinde 20’den fazla öğretim elemanı arkadaşım, belediyeden birkaç yetkili, oturup eğitimde belediye ve şehirlere ne düşeri konuşuyoruz. Uygulamaya geçilmesi bütüncül bir anlayışı, ciddi taşıyıcıları gerektiriyor. Belediyelere, TÜBİTAK’a Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına, Kültür Bakanlığına, diğer bakanlıklara, mülki idarelere çok şey düşüyor. İlk söylenen bütçe kısıtları. Ancak bütçeden daha çok çoğu mülki yöneticimizin ve belediyecimizin anlayış ve ufukları bunu görmüyor, bu daha büyük sorun.

Her şartta sonuçta Eskişehir çok şey başardı. Gaziantep de fena gitmiyor.

Öğretim elemanı arkadaşlarımızın çeşitli izlenim ve görüşleri var. Dikkate alan çıkar mı bilmiyorum ama yine de şehirlerimiz için, öğreten şehirler için öne çıkan birkaç öneriyi aktarayım ki, belki birileri bunlardan bazılarını sahiplenip hayata geçirir, şehirlerimiz de öğreten şehirler arasına girer:

Park, bahçe, yürüyüş, bisiklet alanları, şehir ormanları, botanik bahçeleri, akvaryum müzeleri, hayvanat bahçeleri, bisiklet müzeleri, elektronik fen müzeleri, gözlem evleri, arkeoloji müzeleri, etnoğrafya-kültür-yaşam müzeleri, yaylı çalgılar, çocuk-gençlik orkestraları, oyuncak müzeleri, kent çeşmeleri, kentin tarihi arkeolojik alanlarının açılması, sinema, tiyatro, sergi alanları ve bol bol gösterimler, estetik tarihi çarşılar, çocuk ve gençlik akademileri, kitaplıklar, okuma salonları, gezici teknoloji otobüsleri, matematik, fen, bilim köyleri, orman evleri, doğa gezileri, resim, sanat, spor turnuvaları…

Daha sayılabilecek çok şey var. Bunlardan biri ve birkaçıyla bile başlansa birkaç yıla başkalarına geçilir, ara tatiller de büyük bir öğrenme ve gelişim zamanına dönüşür.

Tüm bunlar çocuklarımızın fen, sanat ve sosyal okuryazarlıkları için çok çok önemli olup farkında olmadan spontan bir şekilde öğrenme yollarını oluşturmaktadır. Okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi farkında olmadan sevdiren unsurlardır.

Bunun için şehirlerden ve çocuklardan önce yetişkinlerin ufkunu açmamız gerekiyor herhalde.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa