21 Kasım 2019 04:10

Fikret Başkaya’nın davası

Paylaş

Fikret Başkaya, Türkiye’nin yüz akı bir akademisyen, yazar ve düşün insanıdır. İki davası var. İlki büyük bir dava, bir ideal. Peşinden koştuğu, mücadelesini verdiği bir dava: “Eşitlik ve özgürlük davası” diyebiliriz buna.

İkincisi de bu büyük dava peşinde koşar ve mücadelesini verirken, ilki 1965 tarihli -komünizm propagandası yapma suçu (!?)- olmak üzere, 54 yıldır, hakkında açılan birçok ceza soruşturmaları ve davaları…

Bu ikinci tür davalar, Fikret hoca ilk ve ana davasından vazgeçmediği ve ısrar ettiği için peşini bırakmıyor.

Son olarak, Fikret Başkaya hakkında, “Asıl Terör Devlet Terörüdür” başlıklı 2016 yılında yayımlanan bir yazısı nedeniyle, Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2. maddesi uyarınca cezalandırılması için dava açılmıştı. Son duruşma 22 Kasım 2019 Cuma günü (yarın) yapılacak.

“Terör örgütünün propagandasını yapmak” mış Fikret Başkaya’nın suçu.

Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye’nin demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıdır. Anayasa, 26. maddesiyle herkesin ifade özgürlüğü hakkını tanır.  90.maddesinde de insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelerin üstünlüğü vurgulanır.

17 Ekim 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7128 sayılı yasanın 13. maddesiyle yapılan 7/2. madde değişikliği, “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” hükmünü taşıyor.

Yarın bu yasa hükmüne göre değerlendirme yapılacak. Çünkü sonraki yasa ve lehe olan yasa uygulanır hukuk ilkeleri uyarınca. Böyle bir düzenleme olmasa bile AİHM içtihatları doğrultusunda kararlar beklenir yargı kurumlarından, yasa uygulayan görevlilerden…

Sevgili okuyucular, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ifade özgürlüğü hakkını 10. maddesinde düzenler. Türkiye bu Sözleşme’nin 1954 yılından beri tarafıdır.

AİHM, Handyside/İngiltere kararında (7 Aralık 1976), “İfade özgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlı olarak, yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceler için değil, aynı zamanda devlet veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum var olmaz. Bu demektir ki, bu alanda getirilen her ‘formalite’, ‘koşul’, ‘sınırlama’ veya ‘yaptırım’, diğer koşulların yanı sıra, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.” şeklinde ifade özgürlüğünün ne anlama geldiğini ve neden demokrasinin temeli olduğunu açıklayan bir karar vermiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10.maddesini gelin bir hatırlayalım:

“Madde 10 İfade özgürlüğü

1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”

İkinci fıkrayı biraz açalım. Fıkrada, sınırlama ölçütleri yer almaktadır ve sayısı 9’dur. Bu ölçütler aynı zamanda meşru amaçlar olarak nitelenirler. Bunlar:

1) Ulusal güvenliğin korunması, 2) Toprak bütünlüğünün korunması, 3) Kamu güvenliğinin korunması 4) Suç işlenmesinin önlenmesi, 5) Sağlığın korunması, 6) Ahlakın korunması, 7) Başkalarının şöhretinin veya haklarının korunması, 8) Gizli olarak elde edilen bilgilerin açıklanmasının önlenmesi, 9) Yargı organının otorite ve tarafsızlığının sürdürülmesidir.

Bu 9 meşru amaç için, sınırlama, koşul, ya da yaptırımlara gidilebilir. Ancak bu sınırlamalar, a) yasayla öngörülmeli, b) zorunlu olmalı, c) demokratik toplum gereklerine uygun ve d) orantılı olmalıdır.

İki sonuç çıkarıyoruz: İlki Fikret Başkaya’nın eşitlik ve özgürlük davası sürer gider. Bu konuda mahkemeler karar veremez. Başkaya’nın kendisi karar verir.

İkincisi ise Başkaya hakkında gibi görünse de, verilecek karar, hukuk düzeninin kendi hakkındaki kararıdır.

Başka bir ifadeyle, demokrasi ve  hukukun üstünlüğü ilkesiyle ilgili bir karardır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa