21 Kasım 2019 04:05

İyi oldu

Paylaş

50’li yılların başlarıydı. Kuzey Kore’nin kızıl ordusu Güney Kore’ye doğru yürümeye başladığında Güney Kore’ye ilk yardım eden, adı Birleşmiş Milletler olsa da ABD ordusuydu. Dünya kapitalist ve sosyalist sistem olarak ikiye bölünmüş, kapitalist sistemin seçerek refahlaştırdığı az sayıda insan toplulukları bu sistemin erdemlerinin bir göstergesi olarak o dönemin yayın organlarından, gazetelerinden, radyolarından tüm dünyaya pompalanmaya başlanmıştı. Sosyalizmin “ortalama refahına” karşı kapitalizmin “seçilmişlerin refahı” karşı karşıya geldiğinde insan egosu henüz eşit bölüşmeye, paylaşmaya hazır değildi ve kalabalık kapitalizmin içerisinde herkese “seçilme ve zengin olma” ümidi pompalanıyordu.

O dönemin savaşlarında ölmek gerekiyordu. İnsanlar neyi kimin için kurtardıklarını düşünmeden ölüyorlardı. Ama ölmek herkes için aynı derecede kabul edilebilir bir şey değildi. Savaşanlara “Siz kapitalizmin varlığı için ölüyorsunuz” denemeyeceği için işin içine vatan, millet, din gibi motiflerin sokulması gerekiyordu ve herkes bunu yutmuyordu. Ölmek için en uygun millet olarak karşılığında “Ölürseniz sizi NATO’ya alırız” sözüne balıklama atlayan ve Türk ve Kürt gençlerini uzak Asya’nın nemli topraklarına gönderen Türkiye olmuştu. Gidenler, din, millet, NATO, vatan için savaşmayacaklarına göre başka kutsal bir şey için savaşmalıydılar ve özgürlük için savaşacaklarına inandırıldılar. Anadolu’nun işçisi, köylüsü, genci, nişanlısı, evlisi gidip ABD’nin dolar milyarderlerinin hırsı için öleceklerdi. Zaten bu işlerin kolayca yapılabilmesi için Türkiye’nin bağımsızlık savaşını veren kadroları tasfiye edilmiş, “Demokrasi” palavrasıyla iktidar Beyaz Sarayın “mübarek” merdivenlerini tırmanmaya hazır kadrolara teslim edilmişti. Gittik. Öldük. Öldürdük. Dünya servetinin yüzde 80’inin 40 ailenin eline geçmesi için düzenlenen yolların ilk taşlarını koyduk ve dönebilenlerimiz döndük.

Sonra 50’li yılların sonlarına yaklaşırken, silahlı 2 dünya savaşını başlatan ve kaybeden Almanya çıktı sahneye. Silahla ele geçiremeyeceklerini anlayan Alman kapitalistleri, dünyayı, para ve malla ele geçirmeye karar verdiler. Bunu daha 16’ncı yüzyılda başarmış, o dönemin tüm krallarına borç para vermiş, Amerika’nın bulunmasını, papaların seçilmesini ayarlamış Almanlar bugün neden yapamasınlardı. Her şeyleri vardı, insan gücü dışında. Beslemeleri yasaklanan orduları ve almaları yasaklanan silahları sayesinde biriken inanılmaz sermayelerini mala dönüştürecek insanlara ihtiyaçları vardı ve 1 buçuk savaşta hep yanlarında olan Anadolu gençleri bu işi için en uygun insanlardı. Diş, göz ve diğer muayenelerden geçirerek seçtikleri ilk kafileyi Münih tren istasyonunun Goethe Strasse’ye açılan batı kapısında karşıladılar.  Gidenler gidip çalışacaklar, sonra eve döneceklerdi. Öyle olmadı. Gidenler kaldılar. Çocukları da kaldı. Sonra torunları da kaldı.

30 yıl önce, “Böyle giderse bir gün Almanya’nın en büyük kentlerinin belediye başkanları Türk olur.” korkusunu yaymaya çalışan faşistlerin korkusu bugün gerçek oldu ve Hannover’in belediye başkanı babası, belki dedesi Köln veya Hamburg tren garında muayene ile karşılanan bir Anadolulu oldu. Faşizm ve ırkçılık kaybetti. İyi de oldu.

Bugün seçim olsa Hatay’ın belediye başkanı Suriyeli olur diye üzülenlere duyurulur.    

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa