17 Kasım 2019 04:14

Senin adamın gol diyor: Becker ile suç ve cezaya ekonomik yaklaşım

Senin adamın gol diyor: Becker ile suç ve cezaya ekonomik yaklaşım
PAZAR
Paylaş

Berbat bir haftaydı. Şaşırttı mı?

Trump, Hilal Kaplan ile dünya basını önünde dalga geçti, Kaplan bunu “Şaka yaptı” olarak değerlendirdi. İki gazeteci, bir belgeselci ve kızını kaybetmiş bir babayı gözaltına aldılar. Kimse “Tutuklamazlar” diyemedi, salıverilene kadar elimiz kalbimizde bir gece geçti. İntihar haberleri çoğalıyor, siyanür konuşuluyor.

Siyanürün öldürdüğünü artık tüm ülke biliyor, iyi de Kaz Dağları zaten aylardır bunu bağırıyor, herkesin zaten duymuş olması gerekiyor.

Herkesin bardağını başka bir damla taşırıyor.

En son bir okulda, özel çocuklar sınıfında bir çocuğa şiddet uygulayan öğretmenin görüntüsü üzerine bir dostumla yazışıyorduk, bardağını bu görüntü taşırmıştı. Dayanılmaz oldu, dedi. Kötülüğün bunca hızlı sıradanlaşması, bilmenin ve görmenin dayanılmaz ağırlığı.

Yoksa hep mi böyle kötüydü bu insanlık, bu çağ mı her şeyi görünür kıldı? Nostaljideki korunaklı hayatımız, bilgiye ulaşamamanın verdiği sahte bir his miydi? Ya da korunaklı mıydık gerçekten?

Kötülüğü suç ile eşitleyip istatistiki bilgiye ve mukayese imkanına ulaşmak belki mümkün olurdu ancak adaletin herkes için eşit işlemediği bu süreçte, şikayet dahi edilemeyen suç ve suçlular, ifadesi alınamayan, ifadeden sonra derhal salıverilen suçlular, bir de suçu ispatlanmadığı, hatta mevcut olmadığı, yasada tanımlanmadığı halde cezalandırılanlarla birlikte suç oranına dair kayıtlı bilgiye, gerçek veriye ulaşmak imkansız oluyor.

Geçmiş suç oranlarına bakıp yakın dönem bir diğer ekonomik krizi ele alalım:

2000-2001 krizi döneminde coğrafi bilgi sistemleri ile Türkiye’deki suç oranlarının illere göre incelenmesine dair makalede (Doç. Dr. Tarık Türk, hkm 2011/1) İstanbul için 2000 yılında, bir önceki yıla oranla icra suçlarının yüzde 50, hırsızlığın yaklaşık olarak yüzde 25, adam öldürmenin yüzde 100, toplam suç sayısının ise yüzde 50 oranında arttığı belirtiliyor. 

Sosyal bilimciler ve kriminoloji uzmanları suç araştırma vakalarına ana katkıyı gerçekleştirir. Ancak iktisatçıların da suç ekonomisi ile ilgilenmesi Gary Becker’in (1968) “Suç ve Ceza: Ekonomik Bir Yaklaşım” adlı çalışması ile başlıyor. Bir burjuva iktisatçısı olarak anılan Becker’i bugün konu etmemin sebebi, mevcut sistemi kendi dayandığı temeller üzerinden eleştirebilme şansı tanıması. Madem her şey kapital üzerine kurulu, bu geldiğimiz noktayı bir de bu teori üzerinden değerlendirelim.

Becker, araştırmalarını 4 başlık altında topluyor. Beşeri Sermaye, Hane Halkı ve Aile, Suç ve Ceza, Ekonomik Ayrımcılık.

Beşeri sermayede kişinin yetenekleri ile aldığı eğitimin arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Kişinin kendi imkanları ile aldığı eğitimi, öğrenimi, sağlık hizmetleri ve diğer bilgi kazandıran konuları iktisadi bir yatırım gibi ele alıyor ve bireylerin bunu bir fayda-maliyet analizi ile yaptığını varsayıyor. Beşeri sermayenin artışı toplumsal gelişmeyi de sağlıyor.

Hane Halkı ve Aile’de ise yine fayda ve maliyet üzerinden iktisadi bir yaklaşım geliştirerek, beşeri sermayenin de yatırım alanlarından biri olarak ele alıyor. Çocuk sayısından boşanmalara, kadının iş yaşamına katılmasına kadar pek çok veriyi bu yöntemle açıklıyor. Ekonomik Ayrımcılık’ta kadının istihdamından etnik ayrımlara kadar tüm şekilleri konu ediyor. Tercih edilmeyen bir kesimle çalışmamanın maliyeti üzerine kuruyor çalışmasını.

Suç ve cezayı ise iktisadın yine fayda ve maliyet analizine dayandırır. Sınırlı sayıdaki gerçek psikopatlar haricinde kişilerin de rasyonelliğe dayanarak suç işlediklerini öne sürer. “Suç işleyen kişilerin de diğer bütün insanlardan farklı davrandıklarını düşünmüyorum” der.

Bir park cezası ile açıklar durumu. Oraya park etmenin bir cezası vardır, bir de park yeri aramanın zaman maliyeti. Kişi suç olduğunu bilerek cezaya razı olup olmayacağına karar verir. Burada cezanın maliyeti suçun işlenme oranındaki artışa etki edecektir.

İşte bu yaklaşımla, suçu iktisat bilimi açısından ele alırsak, cezanın maliyetinin düşmesi suçun faydasını artırır ve insan için rasyonellik suçu işlemekten yana olur. Yani bir cinayeti örtbas edebileceğiniz ya da bir davadan beraat edebileceğiniz koşullar mevcutsa, bir yolsuzluğun cezai yaptırımı yolsuzluktan elde edilecek kârdan az ise bu suçun artışı demektir.

Öte yandan beşeri sermayesi yüksek yani kendine eğitim yatırımı yapmış kişiler cezalandırılıyorsa bu diğerlerini eğitimsizliğin daha zararsız olduğu yönünde rasyonel karar vermeye itecektir. Beşeri sermayesi azalan toplumların da yozlaşması kaçınılmazdır.

Aslında geldiğimiz çürümenin de yine bilimsel bir açıklaması ve ekonomik bir zemini mevcuttur.

Bunu da liberal bir bilim insanının teorisi üzerinden yazdım zira demek istediğim: Bize hepten karşısın anladık da senin adamın da gol diyor!

Becker döneminde var olmayan ancak şu an tüm dünyanın değişime ayak uydurmaya çalıştığı bir dijital çağ var.

Sosyal medya, suçu beklenmedik anda görünür kılıyor ve suç-ceza ilişkisindeki rasyonellik hesaplarını bozuyor. Öte yandan sürekli akan bir haber akışına ciddi bir zaman harcamak kendimize bir yatırım sayılabilir mi? Teyitsiz bilgi, yanlış bilgi, bilgi kirliliği, zamanımızdan çalıyor. Her şeyle ilgili fikrimiz var ancak hiçbir konuda artık derinliğimiz yok.

Üstelik dört koldan, onlarca farklı konuda, dünyanın her yanından akan bilgi bizi şaşkına çeviriyor.

Hareketin ve akışın bağımlısı haline getiriyor. Bir konuya konsantrasyon süresi sosyal medya mecraları ile hızla azaldı. Önce Facebook üzerinde yazılan 500 karaktere kadar yazılar vardı, sonra Twitter ile 280 yeterli oldu, fazla bile geldi. Gözün bir dakika altında okuyabileceğinden uzun metinlere kimse ilgi göstermeyince Instagram ile metne dahi gerek duymayan fotoğraflar popüler oldu. Cisco araştırması ise yakında internet içeriğinin neredeyse yüzde 80’inin video olacağını gösteriyor.

Bu da artık okumuyor, sadece izliyoruz demek oluyor.

Bugün artık ‘Sosyal medyadan uzak durun’ demek bir çözüm değil. Burada karar mercilerine etki edilebiliyor, suç ispatlanabiliyor, cezalandırma için kamuoyu yaratılabiliyor ve insanlar sosyal medya kullanımı yüzünden cezalandırılabiliyorsa, bu mecralar hem birer muhalefet kanalıdır hem de ortam algısının mantık zincirine oturması için takibi gereklidir. Yoksa mahalle yanarken saçını taramak işten bile değil. Bugün hiçbir sosyal medya kanalına sahip olmayan insan artık “normal” statüsünde değerlendirilemiyor. Bu ancak topluma ve çağa bireysel bir başkaldırı olabilir ve yakın zamanda dağda bir kulübede yalnız yaşamaya karar vermekle aynı statüde değerlendirilebilir.

Yine de sorumlu kullanımına dikkat etmemiz gerekiyor çünkü tüm okuma ve öğrenme zamanımızdan, kendimize yapacağımız yatırımdan çalması fazlasıyla kolay, asıl çabayı buna direnmek gerektiriyor.

Bunca teorik bilgiden sonra bir teorik kitabı okurken, ilginizi çeken cümlelerin altını çizdiğinizde ve bir aydınlanma yaşadığınızda, kavramların aklınızda yerine oturduğunu, yeni bir bilgiyi artık haiz olduğunuzu hissettiğinizdeki hazzı hatırlatmak isterim.

Ya da edebi bir metinde, dilin kullanımındaki inceliği fark edip bir süre o satırda es vererek tadını çıkardığınız anın zevkini, sürükleyici bir romanda, heyecanlandığınız anlardaki okuma hızınızın artışını, yazarın satırlarında tasvir ettiği sokakların gözünüzün önünde hızlıca görselleşmesinin keyfini, elinizden bırakmadan okuduğunuz bir kitabı bitirdiğinizde, sanki bir senaryoyu filme almış yönetmen gibi her şeyin sizin beyninizde, sizin algınızla kayda geçmiş olmasının verdiği mutluluğu...

Biraz kitap okuyalım bu pazar, kendimize biraz yatırım yapalım. Aklımızı korumaya da yarar.

Sosyal medyaya ise suçun ağır basacağı bir rasyonelliği bozmak için illa ki ihtiyacımız olacak.

İyi pazarlar, iyiliğin faydası hep ağır bassın dilerim.

İnsanlık paradan büyüktür, vicdan da rasyonel faydadan.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa