15 Kasım 2019 03:30

Bu başkaldırılar engellenebilir mi?

Paylaş

Dünyanın pek çok ülkesinde meydana gelen direniş ve başkaldırılara sistemin emperyalist efendilerinin verdiği yanıt, darbeler, faşist gerici yönetimlerdir. Dünya halklarına daha iyi bir gelecek sunamayacaklarının açık itirafıdır bu. Baskı ve şiddetin eşlik ettiği aşırı sömürü koşulları, halkların yaşamını her geçen gün daha da çekilmez hale getirmek, sermaye düzeninin işçi ve emekçi yığınlarına verdiği, verebildiği tek yanıttır.

Peki bu yanıt ve bunu güvenceye almak üzere atılan adımlar kapitalist sömürünün, emperyalist yağmanın sürgit devam etmesini güvence altına alabilir mi? Bugün bu soruya en iyi yanıtı Şili halkı vermektedir. Ülke vahşi kapitalizmin deney tahtası olarak kullanılmıştı. “Şikago çocukları” kan ve terörle ülkeyi baştan aşağı yağmalamışlar, kalıcı sandıkları bir soygun düzeni kurmuşlardı. Şili halkı dalga dalga gelen bir başkaldırı ile şimdi bütün bu gerici barikatları yıkmaya koyuldu.

Emperyalizmin ve ABD’nin Venezuela halkını yeniden köleleştirme atakları halkın direnişine çarptı. Ülke ulusal ve demokratik yönde ilerleme kararlılığını ortaya koyuyor. Bolivya’da yaptıkları darbe bu ülkenin köleleştirilmesini sağlayamayacaktır. Halkın direnişinin her geçen gün büyüdüğünü hep birlikte göreceğiz. Bu iki ülkede yönetimlerin büyük sermaye ile uzlaşma girişimleri, bunlara yönelik radikal kararlar alamamaları bu ülkelere yönelik emperyalist müdahaleleri haklı kılmıyor. Halklar yaşadıklarından mutlaka tecrübe çıkarıyorlar, mücadelelerini daha da geliştirmenin yollarını arıyorlar.

Lübnan’da mezheplere dayanan sistem çatırdıyor ve Lübnan halkı modern demokratik bir sistem kurmak üzere ayağa kalkıyor. Irak’ta mezhepçilik zincirleri, bunlar için gündeme gelen emperyalist ve gerici dayatmalar parçalanıyor. Genel olarak “Arap baharı” denilen ama her bir ülkede farklı gerekçeleri olan ve halkların eskiyi parçalama isteklerinin ifadesi olan dalgaya, emperyalistler Mısır’da darbeyle, Suriye’de iç savaşla karşılık verdiler. Ama halkların uyanışı eski bilinçlerini aşarak ilerlemenin bir yolunu mutlaka buluyor.

Kuşkusuz bütün bu direniş ve mücadeleler büyük bir öfke birikiminin üzerine geliyorlar. Bunlar ve diğer ülkelerde IMF’nin, Dünya Bankasının dayattığı programlar hükümetler tarafından, bizde de öncesi bir yana Kemal Derviş programı örneğinde olduğu gibi sadakatle uygulandı. Bu programların ortak noktası, bu ülkelerde geleneksel sanayilerin özelleştirmeler yoluyla tasfiyesi, derin bir borç sarmalının harekete geçirilmesi, bağımlılığın garanti altına alınması, ucuz emeğe dayanan niteliksiz sanayilerin kurulması, gösterişli dev yatırımlarla dışarıya ve içeriye bağlanan hortumlarla kaymağı emperyalist tekellerin yemesine programlanmış, iş birlikçi yerli tekellere de kemik atan bir düzenin kurulması olmuştur. Böylesi bir düzende krizler bile normal işleyişe bırakılmamış, gerçekleşmesi güvenceye alınmıştır.

Ama bütün bunların sadece bağımlı ülkelerde gerçekleştiği sanılmamalıdır. Emperyalizmin merkez ülkelerinde de emekçi yığınlar ekonomilerin gelişim seviyesine, yaşam standartlarının ölçüsüne göre yağma ve sömürü kıskacına alınmışlar, bu ülkelerde yoksulluk yaygınlaşmış, gerçek ücretler düşmüş, işsizlik ciddi rakamlara ulaşmıştır. Yunanistan gibi ülkeler büyük yıkımın etkileri ile hâlâ boğuşmaktadır. İtalya, İspanya gibi ülkeler bıçak sırtında ilerlemektedir. Fransa’da yoksulların gettolarındaki sosyal patlamalarından sonra “Sarı Yeleklilerin” eylemleri meydanları doldurmuştur. Almanya’da yoksulluk artık gerçek bir sorundur. ABD’de işçi ve memur eylemleri son yılların en etkilileri oldu.

Halklar ve işçiler biriktiriyor, sindiriyor ve ilerliyor. Bu yürüyüşü hiçbir gerici barikat, devlet ve sermaye tedbiri durduramayacaktır. Durduramayacaktır çünkü bu kitlelere yoksulluktan, işsizlikten, zamlardan ve vergilerden başka verebilecekleri hiçbir şey bulunmamaktadır. Trilyonlarca dolar piyasada dolaşıyor ama kapitalist düzenin bunları yatırımlara yöneltecek ne enerjisi, ne de isteği var. Kapitalizmin çürümüşlüğü ve asalaklığı buna engel oluyor. Genel bir durgunluk hali giderek yayılıyor. Kısacası halkların isyanı ve öfkesi her geçen gün biraz daha büyüyerek gelişecek ve yaygınlaşacaktır. Halkların gazabından kurtuluş yok!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa