12 Kasım 2019 04:33

ABD ile yeni 'bahar' mümkün mü?

Paylaş

ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mal varlığının araştırılmasını da içeren yaptırım kararı sonrasında Erdoğan’ın gidip gitmeyeceği tartışma konusu olan Washington’daki Trump-Erdoğan görüşmesi yarın gerçekleştirilecek. Bu görüşmenin oldukça gerilimli bir noktada olan Türkiye-ABD ilişkilerinin bundan sonraki seyri bakımından büyük önem taşıdığı açık. Öte yandan Erdoğan iktidarının başında Demokles’in kılıcı gibi bekleyen yaptırım kararları, eğer iki ülke arasındaki ilişkilerde bir normalleşme olacaksa, bunun ancak Erdoğan iktidarının ABD’ye yeni tavizler vermesiyle mümkün olacağını gösteriyor.

Peki, ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir ‘bahar’ mümkün mü?

Burada öncelikle ABD Temsilciler Meclisi’nin 29 Ekim’de ezici çoğunlukla kabul ettiği Ermeni soykırımını tanıyan ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmasına yönelik tasarıların yasalaşmasının ikinci adımı olan Senato’daki oylamanın Trump’ın müdahalesiyle Erdoğan’la yapılacak görüşme sonrasına ertelendiğini hatırlatmak gerekiyor. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert C. O’Brein’in geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında “Eğer Türkiye S-400’lerden kurtulmazsa muhtemelen CAATSA yasasına uygun yaptırımlar, her iki tarafın da ezici çoğunluğunun desteği ile Kongre’den geçecek ve Türkiye, bu yaptırımların sonuçlarını hissedecek(…)Bunu Başkan (Trump), Washington’a geldiği zaman ona (Erdoğan’a) çok açık bir şekilde söyleyecek” biçimindeki değerlendirmesi de bu durumu yeterince açıklıyor. ABD, yatırımlar konusunda Trump’ın Erdoğan’la yapacağı görüşmeyi bekliyor.

Erdoğan’ın yarın Trump’la yapacağı görüşmeyi 2007’de Bush ile yaptığı görüşmeyle karşılaştırmak, Erdoğan iktidarının bugün içinde bulunduğu koşuları anlamak bakımından yararlı olabilir.

Hatırlanırsa 2003’teki Irak müdahalesi sürecinde ABD’nin Türkiye topraklarını kullanmasını öngören 1 Mart tezkeresi mecliste reddedilince, ABD-Türkiye ilişkileri oldukça gerilmişti. O dönem iki ülke arasındaki gerilim ABD askerlerinin Irak Kürdistan bölgesindeki Süleymaniye kentinde Türk askerlerinin başına çuval geçirmesine kadar vardırılmıştı. Ancak Erdoğan’ın danışmanı Cüneyt Zapsu, katıldığı bir toplantıda ABD yönetimine Erdoğan için “Onu deliğe süpürmeyin, kullanın” tavsiyesini yapmış ve Irak’ta batağa saplanan ABD’nin Türkiye’ye bölgede (Ortadoğu) yeni görevler vereceği sürecin önü açılmıştı.

Kasım 2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinde sonra iki ülkenin “stratejik ortak” olduğu vurgusu yapılmış ve Türkiye’ye “bölgesel liderlik” adı altında ABD politikalarının taşeronluğu görevi verilmişti-ki dönemin Cumhurbaşkanı Gül, adeta ABD’nin büyükelçisi gibi kâh o ülkeye kâh bu ülkeye ABD’nin mesajlarını taşımıştı. Aynı dönemde ABD daha önce uçuş yasağı koyduğu Irak sınırındaki PKK kamplarının bombalanması için Türkiye’ye istihbarat desteği vermeye başlamış ve Türkiye’deki ABD karşıtlığı yerini bir ‘bahar’ havasına bırakmıştı.

Erdoğan iktidarının 2011’de Libya’ya müdahale eden NATO kuvvetlerinin Merkez Komutanlığı’na ev sahipliği yapması ve yine Suriye’ye yönelik müdahale girişiminin öncülüğüne soyunması, ABD’nin bölge stratejisine uygun olarak atılmış adımlardı. Ancak Erdoğan iktidarı Suriye rejimine ve Suriye Kürtlerine karşı cihatçı gruplarla işbirliğine devam ederken Esad rejiminin yıkılamadığı ve ayrıca Rusya ve İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı koşullarda ABD’nin yeni bir stratejiyi uygulamaya koyması ve bu strateji (IŞİD ile Mücadele Stratejisi) kapsamında Kürtlerle işbirliğine yönelmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek gerilmesinin önünü açmıştı.

Gelelim bugüne…

Bilindiği gibi Trump’ın Fırat’ın doğusundaki ABD askerlerini sınır bölgelerinden çekmesi sonrasında Türkiye’nin ‘Barış Pınarı’ operasyonu başlamış ancak Rusya’nın girişimiyle sınır bölgelerinin denetimi konusunda Kürtlerle Suriye yönetimi arasında yapılan anlaşma operasyonun devamını zora sokmuştu. Ardından Rusya ile yapılan Soçi mutabakatı ile operasyon sona ermişti. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan yeni durumda ABD ve Türkiye’deki Erdoğan iktidarı arasında Kürtlerle işbirliğinden kaynaklı gerilimin kısmen düşmesi/düşürülmesi beklenebilir. Fakat bugün Erdoğan iktidarı 2007’den farklı olarak ABD’nin isteklerini tamamen karşılayabilecek durumda da değildir. Çünkü Suriye’deki varlığı önemli oranda Rusya ile yapılan anlaşmalara bağlıdır. Yani yaptırım kararlarına rağmen ABD’yi karşısına alamayan Erdoğan iktidarı, Rusya’yı da karşısına alabilecek durumda değildir.

Bugün Erdoğan iktidarı bölgede ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak kendine hareket alanı açmaya çalışırken iki kolunu da bu emperyalistlere kaptırma noktasına gelmiştir. Hangi emperyalist kolunu çekiştirirse yüzünü ona dönmek zorunda kalmakta ama öbür kolunu da karşı tarafa kaptırmış olduğu için bu çekiştirmeden kurtulamamaktadır.

Sonuç olarak yarın yapılacak görüşmede Erdoğan iktidarının Trump yönetimine yeni tavizler vermesi kaçınılmaz görünmektedir. Ancak Erdoğan’ın bu tavizleri Rusya’yı karşısına almayacak bir noktada tutmaya ve zaman kazanmaya çalışacağını da şimdiden söyleyebiliriz. İşte Erdoğan iktidarının emperyalistlere kafa tutmak diye övündüğü siyasetin ülkeyi getirdiği nokta burasıdır.

METİN YOLDAŞIN ARDINDAN…

Metin İlgün adını ilk kez Malatya Cezaevinin 8. Koğuşunda onunla yatan yoldaşlardan duymuştum. O, cezaevinden çıkmış; biz girmiştik. Yıllar sonra onunla karşılaştığımızda güler yüzü, samimiyeti, davaya bağlılığı ve çalışkanlığıyla aslında yıllardır tanıdığım bir yoldaşım vardı karşımda.

O, işçi sınıfının kalbinde, İstanbul’da mücadelenin hep en önünde yer aldı. Ancak Nazım’ın deyimiyle ‘kalbinin yarısı’ hep yaşadığı topraklarda; Dersim’de, Diyarbakır’da Kürt halkının özgürlük mücadelesindeydi.

O’nu kaybettik ama çok iyi biliyoruz ki, ‘özgürlük dünyası’na giden o uzun yürüyüşte yoldaş sıcaklığı ve bize en zor koşullarda bile umutlu olmayı aşılayan gülümsemesiyle hep aramızda olacak…

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa