11 Kasım 2019 04:11

Selçuk Mızraklı, dostluğuyla onur duyduğum...

Paylaş

Bugün size 21 Ekim’de gözaltına alınan ve 22 Ekim’den beri tutuklu olan sevgili meslektaşım A.Selçuk Mızraklı’dan söz edeceğim. Yıllara varan dostluğumuzdan, birlikte yaptığımız çalışmalardan. İki haftadır yurtdışında eğitimlerde olduğumdan bir türlü yazamadım ya, gözaltına alındığından beri ilk tanıştığımız zamanlar, gençlik yıllarımız kafamda dönüp duruyor. Sanırım 90’lı yılların başları, Diyarbakır Tabip Odası etkinlikleriyle oldu ilk karşılaşmamız. Sevgili Selçuk henüz genel cerrahi ihtisası yaparken. Diyarbakır Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonunun emekçilerindendir, çok sevdiğim ve dostluklarından büyük onur duyduğum pek çok Diyarbakır’dan meslektaşım gibi. Birlikte kotardığımız ilk etkinlik de 1997 yılında Diyarbakır’da yaptığımız adli tıp eğitimi olsa gerek.

O zamanlar adli tıp uzmanı bir avuç. Adli olgularla ilk karşılaşan, hatta otopsileri bir başlarına kotarmak zorunda kalanlar genel pratisyen olarak Sağlık Ocaklarında görev yapan hekimler. Düşünün bir, sağlık ocağında ameliyat yapmak zorunda kaldığını bir hekimin. Üstelik cerrahiye dair tek donanımı da 6 yıllık tıp fakültesinde birkaç aylık cerrahi eğitimi olsun. Otopsi çok daha kapsamlı bir cerrahi girişim asıl olarak ve o yıllarda adli tıp bir yıl boyunca haftada bir saatlik ders, o da her tıp fakültesinde adli tıp dersini verecek öğretim üyesi olmadığı için bazen patologlar bazen de cerrahlar tarafından anlatılıyor. Adli Tıp Uzmanları Derneği’ni kurduğumuz yıllar, faili meşhurların, işkencelerin bu donanımsızlığın da katkısıyla kolayca örtbas edilebildiği zamanlar. Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolunun da kurucularından canım Ata Soyer’in öncülüğünde böyle başladık adli tıp eğitimlerine. Türkiye’nin dört bir yanında Sağlık Ocaklarında çalışan bine yakın hekime ulaştık Tabip Odalarının İnsan Hakları Komisyonlarından meslektaşlarımızla. O hekimlerden biriydi sevgili dostum Selçuk da. Sonrası dostluk, çoluk çocuk. Öyle ki, bir dostumun köpeğinin yavrusu siyah olursa, ki kahverengi bir anne ile bal rengi bir babadan pek de beklemiyoruz, yavruyu kızıma vereceği sözünün annemin ölümüne denk düşmesi sonrası bizi şaşırtan kara kızımız Reşe namı diğer Kömür’ün de 6 aylık bakıcısı ailece. Gidip de 2012’de alana kadar.

Canım Selçuk Mızraklı'nın Diyarbakır 3. Ağır Ceza Hakimliği’nin kararıyla tutuklanmasının gerekçelerinden biri, bir itirafçının savcılıkta verdiği beyanmış. Nusaybin'de 2016'da güvenlik güçlerine teslim olan bu kişi Mart 2019'daki beyanında, Mızraklı'nın özel bir hastanede genel cerrah olarak görev yaptığı dönemde, yaralı bir örgüt mensubunu ameliyat ederek güvenlik görevlilerine bildirmeksizin ertesi gün taburcu ettiğini iddia etmiş.

Sevgili Selçuk’tan aktarayım: “Kendisinin, bizzat örgüt mensubunu tedavi ettiğime dair bir bilgisi ve görgüsü bulunmamaktadır. Kıdemli cerrah olduğum için icap nöbetim bulunmamaktaydı. Tanık beyanlarında hastanın bağırsağının ameliyatla kesilip alındığından bahsetmiş. Tıp kuralları gereği böylesi bir ağır ameliyattan sonra ertesi gün taburcu olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durum bile tanık beyanının gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.” Çok iyi bir genel cerrahtır, bilirim ama mucizelerle de işi yoktur. Tabii bu iddiada bir örgüt mensubunu ameliyat etmiş olmasının suçlamanın esasını oluşturduğunu da göz ardı etmemek gerek. Oysa hekimlik savaş alanında dahi düşmanın tedavisini üstlenmeyi zorunlu kılar. O nedenle sıfatlarla değildir bizim işimiz. Kim olduğunu, kimlerden olduğunu değil, yakınmasını sorarız insanlara. “İltisak” bizim için bedenin içinde gördüğümüz, ağrılarla, nefes darlıklarıyla kendisini gösteren yapışıklıklardan ötesi değildir.

İsnat edilen bir diğer suçlama ise 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan “PKK / KCK terör örgütüne müzahir olduğu değerlendirilen” Sarmaşık Yoksullukla Mücadele Derneğinde 6 yıl genel başkanlık yapması imiş. Kurdukları Gıda Bankası ile kentte 5400 aileye derman olmuş bir dernekten söz ediyoruz.

Açlığın, yoksulluğun, intiharların alıp başını gittiği günlerde bir damla umudu kurutma gayretinde olanlaradır sözüm. İnsan hakları mücadelesinin içinde, yılmadan hayatlarımıza değer katan Selçuk Mızraklı ve onun gibi nice güzel insandan ellerinizi çekin. Tutuklamanız yetmiyor, sürgünlere gönderiyorsunuz insanları üstelik. Şimdilik Kayseri, Bünyan’daki 2 Nolu T Tipi Cezaevi’nde A-4’de tutsanız da, bilmelisiniz ki hekimliği ve insanlığıyla o, onlar hep bizlerin yanı başındadır. İlk mektubumda gözlerinden öperim sevgili dostum.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa