08 Kasım 2019 04:04

Devrimcilik: Türk'ün veya insanın trajedisine bir çözüm yolu

Paylaş

Dünya birbirine girdi. Kaos, maddenin sabitlenemezliği hep var da doğanın-maddenin kaosu ile insanınkisi birebir örtüşmüyor, sosyal kaoslarda kaosun yaygınlaştığı bulanık sularda daha güçlü olan zayıfı eziyor. Bu ezime karşı daha zayıf daha istikrarlı daha kalıcı dayanaklar arıyor. Bulamayınca sanki-varlara yöneliyor, sanki-dayanaklar oluşturuyor. Dayanaksız dayanaklar da çok dayanaklı olmuyor. Yani bunalımın yoğunluğu tek bir hatayı değil güçlüğün derecesine bağlı olarak zincirleme daha büyük karşı hataları da birlikte üretiyor. Örneğin Platon bile kaosa karşı bir düzenleyici tanrı arayışına girişmişti. Sonunda “yasalar”ında biri-ruhu-tanrıyı kabul etmeyenlerin katline hüküm verecek kadar da savrulmuştu.

Kaos düşüncesi olmasa Platon olur muydu, bilemiyorum, ama kaos bazı çözüm arayışlarını da belli oranda ortaya çıkarıyor. Ancak bu kolay olmuyor. İnsani sosyal olaylar salt kendi başına değil aynı zamanda bilinçsiz bilinçli irade ve teloslarla birlikte akıp gidiyor.

Sorunun somutu Suriye ve içinde yaşadığımız Türkiye’nin halleri de sorunun tanımlanması, diyelim ki tanımladık, çözümlerinin üretilmesi pratiğe bağlı bulunuyor, öyle kendiliğinden olmuyor. Benim sorum “sorunun ana kaynağı (ana kaynakları)” var mı yoksa her bir parçası kendi başına biraz özerk hareket ediyor ve her birine dikkat mi edilmesi gerekiyor? Yani sorunlar var ancak belirli ana kaynaklardan söz edemez miyiz?

İndirgemecilik yapmaktan kaçınsak da, yine de en azından dağılmamak için, bazı kaynaklara gönderme yapmak durumunda kalıyoruz.

İDEALLERLE GERÇEKLER ARASINDAKİ BOŞLUK

Kuçuradi; “Doğru eylem nedir?” sorusu” ile “Bu durumda ne yapmak doğrudur?” sorusunun aynı şeyler olmadığını ifade ediyor.

En derin trajedi her halde “yaşam” değeri (arzusu) ile “ölüm” gerçeği arasındaki yarılmadan; daha doğrusu bunun farkında olunmasından kaynaklanmaktadır. Kuçuradi’nin sorusunu ölüm için yenilersek “Ölüm durumunda ne yapmak doğrudur?” Bu durumda ancak “Ölünür” mü?

Hemen tüm canlılarda sanki bir ölüm bilinci veya algısı bulunmaktadır. İnsanda bu en üst seviyelerde sayılır. Trajedinin kaçınılmazlığı ölüme yönelik çeşitli mitleri, batıl inanışları beraberinde getiriyor.

Ölmekten korku, ölüm kaygısı yüzünden bu kadar batıl inanış üreten insan kendisini neden öldürüyor? Ölmek kader de öldürmek de mi zorunlu?

Salt ölüm de değil arzularımızla, ideallerimizle, değerlerimizle gerçekler arasındaki boşluklar çeşitli trajedileri doğuruyor. İnsanın iradi bir varlık oluşu onun aynı zamanda bir tür trajik varlık oluşunu doğuruyor.

TRAJEDİNİN BİR ÇÖZÜMÜ DEVRİMCİLİK

İnsan trajedisinden tümden kurtulamazsa da büyük oranda çıkışının benim görebildiğim en makul ve makbul yolu hem idealleri gerçekleştirme hem de yanlış durumunda mevcudu değiştirmektir yani devrimciliktir.

Eğer yanlışı değiştirebiliyorsak, kendi değerlerimize uygun olarak mevcudu değiştirebiliyorsak, amaçlarımızı ereklerimizi, değerle pratiği, sözle eylemi, teori ile yaşamı buluşturabileceğiz yani trajediyi büyük oranda çözeceğiz demektir.

O halde, sorun veya özlem sistemselse sistemleri, zihinselse zihinleri, yapısalsa yapıları, kültürelse kültürleri, siyasalsa siyasaları değiştirmemiz gerekiyor.

Yine de sorun tümden de çözülebilir sayılmaz. Aradaki boşlukları tümden çözeceğini uman çeşitli görüşler oldu ancak henüz çözebileni olmadı. Çözüm yine de çeşitli görüşlerin çıkmasına bağlı, bu zorunlu bir durum bile sayılabilir. Benim kanaatim, soncul amacın “yaşatma” (yaşam) olmasıdır. Görebildiğim kadar, devrimciliğin ölçüsü-sağlaması da yaşamdır: Kısıtlamaya öldürmeye karşı yaşatıcı özgürleştirici yol ve düzenlemeler hem doğru eylem (ahlaki eylem) hem de devrimciliktir.

KİŞİ VEYA ÖZNE OLMAK DEVRİMCİLİKTİR

Suriye meselesine, Türkiye’nin sorunlarına geri dönersek, ağır ezim durumlarında insan ve toplum kendini özne olarak görememeye başlıyor, sorunun ve çözümün büyük oranda kendisine bağlı olduğunu fark edemiyorsa da insani ve sosyal sorunların kaynağı da çözümü de büyük oranda insani ve sosyal olgulardadır. İnsanın özne oluşu da bu sorunların çözümüne taraf olabilmesinde yani devrimciliğindedir.

Suriye krizi de sosyal krizler de insan türüne bağlı olup krizin çözümü devrimciliktedir.

Bir hocamın göndermesiyle; “Ne İskender takmışım,/ Ne şah ne sultan/ Göçüp gitmişler, gölgesiz!/ Selam etmişim dostuma/ Ve dayatmışım.../ Görüyor musun?”(…)  “Bir umudum sende/ Anlıyor musun?” diyen şairin (Ahmet Arif) dizeleri bizleri özne olmaya çağırmıyor mu?

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa