08 Kasım 2019 04:28

Bağdadi’nin ailesi ve IŞİD’in bakiyesi!

Paylaş

ABD’nin IŞİD Lideri Bağdadi’yi İdlib’in Türkiye sınırına 5 kilometre mesafedeki Barişa köyünde yaptığı operasyonla öldürmesi sonrasında başlayan tartışmalar devam ediyor. Bu tartışmalar birkaç noktada yoğunlaşıyor. Birinci olarak ‘Bağdadi’nin, Türkiye’nin gözlem noktalarının bulunduğu İdlib’de üstelik Reyhanlı sınırına 5 kilometre mesafede ne aradığı’ sorusu etrafında bir tartışma yapılıyor. Bunun devamında ‘Acaba İdlib, IŞİD’in yenilgisinden sonra kaçan militanları için bir sığınak haline mi geldi?’ sorusu soruluyor. Öte yandan ABD’nin, Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyon konusunda Türkiye’ye sadece ‘Hava sahasını kullanacağı’ bilgisini vermesi ve yine operasyonda kullanılan helikopterlerin operasyon bölgesine oldukça yakın olan İncirlik üssü yerine Erbil’den kalkması üzerinden bir tartışma sürüyor. Bu tartışma da ABD’nin Türkiye’ye güvenmemesi ve bağlı olarak da Türkiye ile IŞİD arasındaki ilişkiler noktasına odaklanıyor.

Görüldüğü gibi bu tartışmaların merkezinde Türkiye’deki Erdoğan iktidarı bulunuyor. İşte önceki gün Erdoğan iktidarı cephesinden bu tartışmalara cevap niteliğinde dikkat çekici bir hamle geldi. Bağdadi’nin ailesinin yakalandığına dair Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Bakanı Akar ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’dan art arda açıklamalar yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de hanımı yakaladık ama yaygara yapmadık; ilk defa şimdi bugün açıklıyorum. Aynı şekilde kız kardeşini, eniştesini onları üstelik Suriye tarafında yakaladık” derken MSB Akar da Bağdadi’nin ailesine yönelik operasyon konusunda “Operasyonu TSK yönetiyor” açıklamasını yaptı. Fahrettin Altun ise, “Türkiye, Bağdadi’nin eşi de dahil aile üyelerini gözaltına aldı. Bütün terör gruplarının peşine düşme kararlılığımızdan şüphe edenlerin, Türkiye’nin DEAŞ, PKK, YPG ya da diğer örgütlerden teröristleri yakalamadaki başarılı siciline bir kez daha göz atması gerekir” sözleriyle Türkiye’ye yönelik eleştirilere Twitter’dan yanıt verdi.

Bu açıklamalar bize iki şeyi gösteriyor. Birincisi IŞİD ile ilişkiler konusunda Erdoğan iktidarına yönelik iddiaların ciddiyetini ve ikincisi de Türkiye’deki iktidarın bu iddiaları yalanlamak için nasıl bir çaba içinde olduğunu.

Peki, IŞİD ile ilişkiler konusunda Türkiye’ye yönelik iddialar nereden kaynaklanıyor?

Öncelikle Erdoğan iktidarının uzunca bir süre IŞİD’i Suriye rejimini devirmek ve Suriye Kürtlerinin kazanımlarını ortadan kaldırmak bakımından desteklenebilecek, en azında göz yumulacak bir örgüt olarak görmesinden. ABD’nin Suriye Kürtleriyle iş birliğinden sonra IŞİD artık bu amaçlar için işlevsel bir araç olmaktan çıkınca Türkiye’nin Suriye’de IŞİD bölgelerine yönelik operasyonları başladı. Bu nedenle ağustos 2016’da yapılan Fırat Kalkanı (Cerablus) operasyonu her ne kadar IŞİD’in elindeki bölgelere yönelik bir operasyon olsa da asıl hedef IŞİD değil; IŞİD’in artık bu toprakları elinde tutamaz hale gelmesi nedeniyle Kürt kantonlarının (Kobanê ve Afrin) birleşmesinin engellenmesiydi.

Burada son yapılan açıklamalar konusunda akla ilk gelen soru şu: Bağdadi’nin ailesinin Suriye’nin Türkiye ve desteklediği grupların denetimindeki bölgesinde (Azez’de) yakalanmasını acaba Erdoğan iktidarının bir başarısı olarak mı, yoksa bu bölgelerin IŞİD ve radikal İslamcı militanlar için bir sığınak haline geldiğinin bir göstergesi olarak mı değerlendirmek gerekiyor?

Başta Musul yenilgisinden sonra İdlib’e kaçan Doğu Uygurlu militanlar olmak üzere IŞİD’in kaybettiği topraklardan kaçan militanların İdlib’i ve Türkiye’nin denetlediği bölgeleri kendileri için güvenli bir liman olarak gördüğü anlaşılıyor. Bu nedenle Bağdadi’nin ailesinin Azez’de yakalanmasının şaşırtıcı bir tarafı bulunmuyor.

Aslında bu gerçek bize Bağdadi’nin İdlib’in Türkiye sınırındaki bir köyde ne aradığı sorusunun yanıtını da veriyor. Bölgeden gelen son bilgiler Bağdadi’nin şubat 2018’de Heyet Tahrir eş Şam’dan (HTŞ) ayrıldıktan sonra el Kaide’nin Suriye kolu olarak kabul edilen Hurrâseddin örgütüne sığındığına işaret ediyor. Hurrâseddin örgütü ile ilgili dikkat çekici noktalardan biri, bu örgütün HTŞ’den farklı olarak Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarını desteklenebilir görmesi. Bu arada bir başka çarpıcı bilgi ise, ABD’nin, HTŞ ile askeri anlamda da karşı karşıya gelip ciddi çatışmalara giren Hurrâseddin’e yönelik haziran 2019’da hava operasyonu yapması-ki, ABD’nin HTŞ’ye verdiği bu destek Bağdadi’nin yeri ile ilgili istihbaratın HTŞ tarafından verilmiş olabileceği iddialarını güçlendiriyor. Burada HTŞ’nin önceli Nusra’nın 2012’de IİD (Irak İslam Devleti) Lideri Bağdadi’nin talimatı ile kurulduğu, Bağdadi’nin 2013’te Nusra ve IİD’in IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) olarak birleştiğini ilan etmesinden sonra Nusra Lideri Colani’nin bu birleşmeye karşı çıktığı ve iki örgütün düşman haline geldiği bilgisini başka bir not olarak ekleyelim.

Son olarak Türkiye’nin desteklediği ÖSO ya da şimdiki adıyla SMO’nun da “ılımlı” muhaliflerden oluşturulduğu söylense de bu örgütün esasta HTŞ, IŞİD ya da Hurrâseddin’den bir farkı bulunmadığını vurgulamak gerekiyor. Bu gerçeği görmek için Afrin’e güzel hizmetler götürüldüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu’nun kulağını çınlatarak bu çetelerin Afrin’de ganimet adına yaptıkları yağmayı hatırlatmak yeter.

Hal buyken yapılan açıklamalar Erdoğan iktidarının hem Türkiye ve bölge için oldukça tehlikeli sonuçları olabilecek ve hem de uzun vadede Türkiye’yi uluslararası hukuk bakımından büyük sıkıntılara sokabilecek cihatçı gruplarla iş birliği politikasından vazgeçmek yerine durumu kurtarmaya yönelik manevralar peşinde koştuğunu gösteriyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa