07 Kasım 2019 04:05

Hakların diyalektiği

Paylaş

Medeni ve siyasi hakların her birinin (yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü vb.) birbirleriyle olduğu kadar ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ile de (çalışma hakkı, konut hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, dil hakları) ilişkisi-irtibatı bulunmaktadır. Aynı şey ekonomik, sosyal, kültürel, dayanışma hakları için de geçerli.  Herkesin ülke yönetimine katılma hakkı da bir insan hakkıdır. Çoğulculuk, açıklık, yönetime katılma, eşitlik, ayrımcılık yasağı, ifade-örgütlenme özgürlüğü, seçim konuları, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 21. maddesi ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 25. maddesi ile birlikte düşünülmesi gereken konulardır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 2, 8, 13, 19 ve 20. maddeleri, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2, 3, 12, 19, 21, 22. maddeleri de aynı konuları düzenler. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da aklımızda olsun.

Neden bunları hatırlatma gereği duyuyoruz? Halk iradesini tanımıyorlar da o nedenle… Kayyum atanmış belediyelere, bakar mısınız? Ayırımcılık, bölge/şehir/seçmen ayırımcılığı dahil, elbette kabul edilemez. Siyasi düşünceleri nedeniyle de ayırımcılık yapılamaz. Hiçbir şekilde ayırımcılık yapılamaz. Bakınız HDP’li belediyelere: Başkanları gözaltılara, tutuklamalara maruz bırakılıyor, önceki başkanlar gibi… Selçuk Mızraklı’yı unutmayınız. Bakınız başkanların aldıkları oy oranlarına:

  • Diyarbakır: yüzde 62.93,
  • Van: yüzde 53.83,
  • Mardin: yüzde 56.24,
  • Hakkari: yüzde 59.97,
  • Yüksekova: yüzde 66.18,
  • Kulp: yüzde 49.97,
  • Kayapınar: yüzde 66.35,
  • Bismil: yüzde 71.43,
  • Kocaköy: yüzde 61.67,
  • Karayazı: yüzde 61.83,
  • Nusaybin: yüzde 77.42,
  • Erciş: yüzde 49.71,
  • Cizre: yüzde 76.99,
  • Saray: yüzde 61.38,
  • Kızıltepe: yüzde 70.45

Düşüncesini söylemiş  başkanlar. Seçimi kazanmışlar. Ama demokrasinin abc’sini tanımıyor hakim zihniyet. Yerel yönetimlerde durum böyle. Ya yasama organı temsilcilerine (milletvekillerine), ne yapılıyor? Başta eş genel başkanları, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere üç yıldır özgürlüklerinden yoksun bırakılıyorlar. Siyasi fikirleri nedeniyle oluyor bunlar. Mesela İdris Baluken’i hatırlayınız ve bu fasılda Abdullah Zeydan’a yaşatılan hukuksuzluğu unutmayınız. İfade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı ve ülke yönetimine katılma hakları ihlal ediliyor.

Ekim ayında 155 işçinin hayatını kaybettiğini rapor etti İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG). 2019 yılının ilk 10 ayında toplamda 1477 işçi yaşamını iş cinayetlerinde yitirdi. Çalışma hakkı ama sağlıklı koşullarda çalışma hakkı herkesin insan hakkı. Çalışanların sendika hakkı var. Sendikaların ve tek tek ve toplu olarak da bütün işçilerin barışçıl toplanma, protesto hakları var. Elbette ifade özgürlüğü hakları var. Milletvekilleri gibi, belediye başkanları gibi… Yasaklarla karşılaşıyorlar, toplanamıyor, yürüyemiyor; gözaltına alınıyor, coplanıyorlar, tutuklanıyorlar…

Düşünce yasakları sürüyor. “O söz” söylenemiyor. Anlayın canım, barışın karşıtı söz. Polis ihtar ediyor, o sözün ne olduğunu söylemeden. “O söz” diyor, savaşa. Savaşa savaş demiyor, diyemiyor, “o söz” diyor. Sansürün ulaştığı boyuta bakın! 21. yüzyıl Türkiye’sinde oluyor bunlar. Gelecek ay, AB’ye aday ülke ilan edilişinin 20. yılı olacak Türkiye’nin… Sözde katılım müzakereleri yürüten bir ülkede oluyor bunlar. Savaşa, savaş demek yasak!

İnsan hakları savunucuları da ekim ayındaki bu baskı ve engellemelere ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Cumartesi Annelerinin etkinliğine  “o söz” nedeniyle polis müdahalesi, milletvekillerine “o söz “ nedeniyle soruşturma açılması ve “o söz “nedeniyle başta ifade özgürlüğü olmak üzere barışçıl toplanma haklarının ihlal edilmesi; sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan 186 kişiden 24’ünün tutuklanması, insan hakları savunucusu Eren Keskin’in hedef gösterilmesi, Keskin’e çok sayıda tehdidin yönelmesi, ardından gece vakti evinde arama yapılması ve “terör örgütü propagandası” yapmaktan hakkında soruşturma açılması açıklamada eleştirildi.

Açıklamada ayrıca, Nurcan Baysal’ın evinin aranması, İHD İstanbul Şubesi yöneticilerinden Zeynep Ceren Boztoprak’ın sosyal medya paylaşımları nedeniyle terör propagandası yapma iddiasıyla ifadeye çağrılması, aynı şekilde İnsan Hakları Savunucusu Nurcan Kaya’nın da, sosyal medya paylaşımları nedeniyle 27 Ekim sabahı gözaltına alınması eleştiriliyor. Açıklamada, “Hrant Dink Vakfının haftalar önce 18-19 Ekim’de Kayseri’de yapacağını duyurduğu ‘Kayseri ve Çevresi: Toplumsal, Kültürel ve Ekonomik Tarihi Konferansının Kayseri Valiliği tarafından yasaklanması, aynı toplantının İstanbul’da yapılmaya karar verilmesinin ardından, 17 Ekim’de bu kez de Şişli Kaymakamlığı tarafından yasaklanması, bilimsel bir konferansın kendisine ev sahipliği yapacak bir şehir bulamaması sonucunu doğurmuştur” deniyor. İhlal pratiği çeşit çeşit… Önceki gün de işini geri isteyen Nuriye Gülmen, yeniden gözaltına alındı.

Bütün bu örneklerde, yaşam hakkı, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, suçsuzluk karinesi, özel hayatın dokunulmazlığı, ülke yönetimine katılma hakkı, çalışma hakkı gibi insan haklarının birbiriyle ilişkisini görüyoruz. Hakların bölünmezliğini/ bütünselliğini…

Bir de şu: İnsan haklarının kazanılması, uygulanması, korunması ve geliştirilmesi için mücadele verildiğini…

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa