01 Kasım 2019 04:15

Dünya kaynıyor!

Paylaş

Hemen her gün yeni bir ülkeden halk kitlelerinin sokakları doldurduğu haberi geliyor. Irak, Lübnan, Cezayir, Şili, Ekvador vb. ülkelerden kitlesel mücadele haberleri geliyor. Fransa’da Sarı Yeleklilerin başlattığı hareket eski hızında olmasa da devam ediyor. Arjantin’de dizginsiz neoliberal politikalar uygulayan iktidar seçimleri kaybetti. İspanya’da, Hong Kong’da nedenleri farklı olsa da kitleler ayakta. Mısır yeniden hareketlenmenin işaretlerini veriyor. ABD son yılların en büyük grevleri ile sarsılıyor. Daha pek çok ülkede henüz açık kitle hareketlerine dönüşmese de kitlelerin hoşnutsuzluğu ve öfkesi büyüyor.

Bütün bunlar elbette her bir ülkede dünya halklarının on yıllardır mahkum edildikleri yaşam ve çalışma koşulları dikkate alındığında sürpriz gelişmeler değil. Hemen her ülkede uygulanan, büyük sermayenin çıkarlarını korumaya, kârlarını artırmaya yönelik birbirinin kopyası ekonomi politikaları işçi ve emekçi kitlelerinin, geniş halk yığınlarının dayanma gücünü bütünüyle tüketti. Kitleler gerileye gerileye duvara yaslandılar. Artık en küçük bir kıvılcımın bile büyük bir yangına dönüşebileceği koşulların egemenliği söz konusu. Üstelik bütün bunlar dünya ekonomisi üzerinde kara bulutların toplandığı bir dönemde yaşanıyor.

Son yıllarda egemen sınıfların bu büyük uyanışa karşı geliştirdikleri başlıca iki tepkiden söz edilebilir. Bunlardan birisi sağlı sollu klasik düzen partilerinin iflasa sürüklenmesiyle sözde bunların dışında kalan kişileri sivrilterek -Fransa ve Ukrayna örneği gibi- geçici çözümler bulmak. Ya da gerici, faşist hareketleri kışkırtarak bir süreliğine bunların üzerinde yükselen iktidarlara yol vermek. Bunların dışında kalan ve alışıldık şiddet ve terör yöntemleri ile devam etmeyi deneyenler de elbette bulunuyor. Ama bunlar da artık sınırına gelmiş bulunuyor. Korku duvarları yıkılıyor, kitleler şiddet ve terörle sindirilemeyecekleri bir yola girmiş durumda.

Böylesi durumlarda sol, sosyalist vb. partilerin güç toplaması, kitleleri peşinden sürüklemesi gerekir. Ama bu yöndeki eğilimin de zayıf olduğu görülüyor. Bunun nedenlerini anlamak ise zor değil. Bugün etkileri zayıflamış olsa da, “sosyalizmin çöküşü” denen koşullar genel bir prestij kaybına yol açmıştı. Sonrasında geleneksel sol, sosyal demokrat, sosyalist partiler iktidara geldikleri ya da koalisyonla yönetimlere ortak oldukları hemen her durumda ücretleri düşüren, sosyal hakları budayan, yoksulluğu yaygınlaştıran sermayenin çıkarlarını savunan politikalar uyguladılar veya buna ortak oldular. Bu durum kitlelerde sol partilere karşı da derin bir güvensizlik doğurdu. Bazı ülkelerde komünist vb. sıfatı taşıyan partiler de bulunuyor ve bunların pek çoğu işçi ve emekçi kitlelerin önüne onları harekete geçirebilecek somut mücadele programları koyamadıklarından, canlı, harekete geçirici bir ajitasyon yürütemediklerinden güçlü alternatifler olarak bu mücadeleleri kucaklayamıyorlar.  Bu koşullarda “Çözüm sosyalizmde, kapitalizmi yıkalım” çağrıları içerik olarak doğru olsa da, kulağa hoş gelse de, kitlelerin hemen etrafında toparlanabilecekleri güncel ve somut alternatifler olarak öne çıkamıyorlar. Büyük Ekim Devrimi’nin barış, ekmek, toprak, özgürlük talepleri ile devrime, sosyalizme yürüdüğü hatırlanınca ne demek istediğimiz sanırım daha açık olur.

Oysa bugün kitleleri harekete geçiren nedenler özünde ve temelinde sermaye egemenliği ile, emperyalizme bağımlılıkla çelişen ve onlarla çatışan içeriklere sahiptirler. Mevcut sistem halk kitlelerine, işçi ve emekçi yığınlara ücretsiz sağlık, kaliteli ve parasız eğitim, insan yaşamını onurluca sürdürmeye yetecek bir ücret, yoksulluğu ve işsizliği ortadan kaldıracak önlemler, yolsuzluğu ve kayırmacılığı bitirecek tedbirler, özgürlükleri güvenceye alacak ve kullanılabilmelerini sağlayacak koşulları sağlayamıyor, ekonomik krizleri bitirecek çareler üretemez ve üretemiyor. Bugün sokakları dolduran yığınlar da zaten bunları istemiyor mu? Bunları elde etmek isteyen her ciddi hareket mevcut düzenle çatışmak zorunda değil mi?

Demek ki ortada giderilmesi gereken bir çelişki, çözülmesi gereken bir sorun bulunuyor. Kitle mücadelesini, onun ruhunu ve içeriğini doğru anlayan, onunla canlı ve kalıcı bağlar kuran, her adımda onu ilerletecek ve yolunu açacak sloganlar ve çağrılar üretebilmeyi bilen, onların hareketlerini sürekli olarak birleştirmeyi ve ortaklaştırmayı başarabilen, sonuçta hareketin sermaye düzenini yıkmaya doğru ilerlemesinin güvencesi olan işçi hareketi içinde sağlam ve yaygın bağlar kurmayı başarabilmiş bir perspektifle hareket etmek bu sorunu çözecek bir yol, kapıyı açacak bir anahtar gibi duruyor.

Bu nedenle bugün ne kadar güçlü olunduğunun belirleyici bir önemi bulunmuyor. Nesnel koşullar güçlenmeyi ve hareketin merkezine oturmayı kolaylaştıracak bütün etkenleri içinde barındırıyor. Kitleler ve ülke için tayin edici bir anda doğru bir tutum almak ve cesaretle öne atılmak bir anda her şeyi değiştirebilir. Devrimci partiler böylesi bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Goethe’nin dediği, Marx’ın yeniden hatırlattığı gibi; “Teori gridir dostum, yaşamın sonsuz ağacı ise yeşil.”

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa