01 Kasım 2019 03:10

Avrupa’nın "çok kutuplu dünya" planı

Paylaş

Suriye ekseninden toplama baktığımızda dünya üzerinde emperyalist paylaşım mücadelesi keskinleşerek devam ediyor ve gelinen aşamada ABD ile Rusya pek çok açıdan karşı karşıya gelen iki “süper güç”. Gelecekte bloklaşmanın asıl olarak bu iki gücün merkezde olacağı eksenlerde yaşanacağı görünüyor.

Ama bu geride kalan diğer emperyalistlerin kendi çıkarlarına göre mevzilenmeyeceği, ittifaklar kurmayacağı anlamına gelmiyor. Tersine Çin ve Alman-Fransız ittifakının merkezinde olduğu “Avrupa ekseni” varlığını güçlü bir şekilde hissettiriyor.

Özellikle NATO’da “batı cephesi”nin lideri ABD, güç ve mevzi kaybettikçe Alman-Fransız ekseni ABD’nin yerini doldurmaya hazırlandığı anlaşılıyor. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararından (Brexit) bu yana olanlara bakıldığında Alman-Fransız ekseninde askeri ve siyasi yakınlaşmanın öncekine göre derinleştiği görünüyor.

Bu derinleşmenin gereği olarak her iki ülke arasındaki tarihsel anlamı büyük olan Elize Anlaşması, bu yılın başında Aachen Anlaşması ile güncellendi. Daha doğrusu adeta kader birliği yapıldı.

Anlaşma gereğince hazırlanan silah anlaşması geçen hafta Alman hükümeti tarafından da kabul edildi. Buna göre, gelecekte her iki ülke birbirinden habersiz başka ülkelere silah satmayacak, ama silah satışına da fazla engel olmayacak. “De-Minimis-Regel” diye adlandırılan düzenlemeye göre, Almanya, Fransa’nın sattığı silahlarda yüzde 20’den az Alman malı kullandığı takdirde kolayca satış yapabilecek. Tersi Fransa için de geçerli. Bir tek ülkelerin “ulusal güvenliği” söz konusu olduğunda engellenebilecek.

Almanya’nın geçen yıl habersiz şekilde Suudi Arabistan’a Kaşıkçı cinayeti dolayısıyla silah ambargosu koyması Fransa’yı rahatsız etmişti.

Anlaşma, her iki ülkenin birbirine engel olmadan dünyanın dört bir yanına Alman-Fransız yapımı silahlar satmasını öngördüğü için haklı olarak muhalefet partileri tarafından tepkiyle karşılandı. Özellikle silah tekelleri iş birliğinin derinleştirilmesinden memnun.

Benzer bir durum diğer alanlar için de söz konusu.

Örneğin geçtiğimiz eylül ayında Birleşmiş Milletler toplantısı kapsamında New York’ta Alman-Fransız dışişleri bakanlarının girişimiyle kurulan ve 50’den fazla ülkenin katılarak üyesi olduğu “Çok Kutupluluk İttifakı” (Allianz für den Multilateralismus) da bunun parçası. Tek kutupluluk ya da iki kutupluluk yerine çok kutupluluğun öne çıkarıldığı ittifak bildirgesinde, açıktan ifade edilmese de, Alman-Fransız ittifakının merkezinde olduğu Avrupa’nın ekonomik-siyasi etki alanını genişletmeyi hedefliyor.

Almanya ve Fransa’nın yanı sıra Kanada, Şili, Meksika, Singapur, Gana gibi ülkelerin içinde olduğu ittifak bu bakımdan ABD ve Rusya dışında üçüncü bir kutbun varlığına işaret ediyor ve siyasi iş birliğinin derinleştirilmesini öngörüyor. Konuyla ilgili hükümete yakın Alman Uluslararası Politika ve Güvenlik Enstitüsü (SWP) tarafından yayımlanan analizde şu değerlendirme yapılıyor: “Kurala dayalı uluslararası düzenin aşınması bir şeyi açıkça ortaya koyuyor: Geleceği şekillendirmek için ileriye dönük ve etkili bir politika gerekiyor. Uluslararası anlaşmaların bağlayıcı gücü ne kadar az ise, koordineli olmayan eylem için eşik o kadar düşük. Sonuç olarak, krizler ve çatışmalar gelecekte daha sık ve beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir. Bu nedenle, çok taraflılığı teşvik etmek isteyen ülkeler ortak stratejik bakış açılarına yatırım yapmalı.” (Lars Brozus, SWP Aktuell, NR: 55)

Geleceğin daha gerilimli ve çatışmalı olacağı ortada. Zira emperyalist devletler arasında ulusal ve uluslararası pazarlarda süren mücadele, doğal olarak birbirlerinin alanlarına müdahaleyi kaçınılmaz hale getiriyor.

Sahip oldukları pazarları koruma ve bunlara yenilerini ekleme konusunda Almanya ve Fransa arasında sağlanan ittifakın üçüncü bir kutbun öncüsü olup olmayacakları ise tartışmalı. En son Suriye üzerinde süren paylaşımdan da görüldüğü gibi henüz bu durumda değiller.

ABD de bunun rahatlığını yaşıyor.

Cumhuriyetçilerin neocon (aşırı muhafazakar) kanadının önemli temsilcilerinden Robert Kagan bu hafta Der Spiegel’de yayımlanan söyleşisinde, Avrupa’ya “Büyümek! Bu harika olurdu. Ancak, Avrupa’nın ABD olmadan istikrarlı olacağını beklemek çok iyimser bir durum. Bugünkü AB ’90’ların AB’si değil” diyor. (Nr: 44/2019)

ABD’nin pek çok zorluğa, güç kaybına rağmen AB’nin batının lideri olmayacağına inanmasının arkasında, AB’nin olabildiğince parçalı olması yatıyor. Bir ittifak halinde görünen Almanya ile Fransa arasında da pek çok çelişki bulunuyor.

Özetle, Berlin Duvarı’nın yıkılışının (9 Kasım 1989) 30. yılında dünya hiç de öncesine göre daha iyi değil. Tersine savaşlar, yoksulluk ve çatışmalar alabildiğince artmış durumda. İki kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya evirilme anlamına gelen bu 30 yıl, aynı zamanda kapitalizmin, emperyalizmin insanlığa güvenli bir gelecek sunmadığını bir kez daha gösteriyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa