01 Kasım 2019 04:04

Ermeniler, Cumhuriyet, yurttaşlık, hakikat hakkı ve laiklik

Paylaş

İçte dışta her ne zaman çatışma veya krizler yoğunlaşsa, “günah keçisi” yaygın-hakim kültür veya grubun dışında kalanlar oluyor. Farklı cinsiyet tercihi olanlar, entelektüeller, aydınlar, sayıca az olan din-mezhep grupları, siyasal taraftarı daha az olanlar, yaygın ideolojilerden daha farklı fikirde olanlar, yaşam tarzları yaygın olandan farklı olanlar… hedef grubu haline getiriliyor. Hem ABD veya Avrupa hem Türkiye hem de bizzat Ermeni cemaati “Ermeniliği” saf ve spontan olarak değil çoğu kez “araçsal” değerlendiriyor.

SAPTIRMA BİÇİMLERİ: KATEGORİLEŞTİRME VE ARAÇSALLAŞTIRMA

Kategorileştirme, kategorileştirdiklerini hiyerarşiye sokma, dahası bu kategorilerden birini veya bir kısmını değersizleştirme, bir kısmını yüceleştirme veya kutsallaştırma en yaygın saptırma biçimlerinden sayılır.

“Olmayasın şu üç beldeden; Gürün’den, Darende’den, Divriği’nden” diye yöresel bir tekerleme vardır. Bu üç beldenin güzel insanlarının çok zor bir coğrafyada, kıraç ve soğuk bir coğrafyada tutunma güçlüklerini ifade etmek için kullanılmaktadır.

Ermeni-Rum-Yahudi… bu üçleme öyle masum bir üçleme değil, kategorileştirmeye çok hazır olmuş, hatta öyle ki isimleri duyulduğunda kategorisi hazır bir üçleme haline gelmiş bulunuyor.

Maalesef bu yazıda bile bu kategorileştirmeden tümden kaçınmak mümkün olmuyor. Ancak burada bu kimlikler ne ifade ediyorsa onu ifade etmek üzere kullanmaya özen gösterilmektedir, hiyerarşik bir kurguda değil.

Ermeni olmak o kadar zor ve araçsallaştırılmaya müsait bir kimlik haline geldi ki, Ermeni kendi başına Ermeni olamıyor, hakkını hukukunu insanlık düzeni veya normal bir düzen içinde arayamıyor. Ermeni olmak, neredeyse doğuştan, araçsallaştırmalardan bir araçsallaşmayı beğenmeye, eninde sonunda birine zorlanmaya denk tutuluyor.

Hrant Dink bu araçsallaştarmaların tüm türlerine karşı çıkmaya çalışmıştı, kendi halini ve kimliğini bulmaya ve kurmaya yönelmişti. Yaşatmadılar.

ÜÇ TARAFTAN ‘ARAÇSALLAŞTIRMA’

Ermeniliği, Rumluğu, Yahudiliği, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Türklüğü, Kürtlüğü… küçümseme veya kutsallaştırma yaygın kategorileştirmeler arasında yer alıyor. Dahası çoğu kez politik veya uluslararası güç çekişme veya çatışmalarında hemen araçsallaştırılıyor.

Güncel duruma gelirsek, ABD Temsilciler Meclisi bir karar aldı. Türkiye bu karara karşı nota verdi. Türklerin çoğu bu kararı düşmanlık saydı, Ermenilerin büyük kısmı bu kararı olumlu karşıladı.

Bunda en anlaşılır olanı Ermeni cemaatlerinin, Ermenistan’ın veya diaspora (Anadolu dışına göç etmek zorunda kalmış) Ermenilerinin “Ermeniliği” araçsallaştırması olabilir. Ermeniler veya Ermeni kökenliler yeniden tarihlerini bulmaya, atalarını bulmaya, toprak veya mülklerini bulmaya çalışabilir. Bunun için bazen spontan bazen planlanmış tarzda hareket ediyor, hatta araçsallaştırıyor olabilir. Böyle bir davaları olabilir.

Ancak Türkiye, Fransa, ABD veya herhangi bir taraf bu şekilde sürece bakamaz, “Ermeniliği” araçsallaştıramaz.

Her devlete veya her birimize düşen, insan hak ve özgürlüklerini savunmaktır, hakkın hakikatin yanında olmaktır.

Sadece Ermeniler için değil, Rumlar için de, Çerkezler için de, Türkler için de, Bulgarlar, Arnavutlar, Yanudiler… herkes için hak ve hakikatin yanında olmaktır, ilkesel etik-vicdani duruş gösterebilmektir.

YURTTAŞLIK, HAKİKAT HAKKI VE LAİKLİK

Tarafsız olmak olan biteni görmezden gelmek de, olan biteni inkar etmek de değildir, ayrıca birinin yaşadığını bir diğerine, bir yaşanılanı bir diğer yaşanılana eşitlemek de değildir; doğru şekilde tanımak, anlamaya çalışmak, her birinin ve herkesin hakkını hukukunu sağlamaya çalışmaktır.

Maalesef Türkiye’de laiklik ilkesi, günlük kısır tartışmalara kurban gidiyor. Laiklik demek sadece din ve mezhep ayrımcılığı yapmamak değil aynı zamanda dil, kültür, köken, cinsiyet ayrımcılığı yapmamak demektir. Yahudi Ermeni ayrımcılığı yapmamak demektir. Laiklik sadece kamusal düzende değil bilimsel, akli, etik ve estetik olarak da hakkı hakikati görmek, hakkı hakikati savunmaktır.

Hakikat nedir? Hakikati görüyor, biliyor muyuz? Hak ve hakikati savunabiliyor muyuz? Yurttaşlık hakları ile hak ve hakikat arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?

Yalanlar üzerine bir kimlik veya yurttaşlık inşa edilebilir mi? Edilirse ne veya nasıl bir şey olur?

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa