25 Ekim 2019 03:20

Güç diplomasisi

Paylaş

Suriye’de son iki haftada baş döndürücü bir hızda olup bitenler gerçekte ne anlama geliyor? Görünüşe ve yapılan resmi açıklamalara bakılırsa sonuçta “herkesin kazandığı” bir süreç yaşanmış! Silahlı Kürt güçleri de sonucu kabul ettiklerini açıklamış durumda. Şimdi bu bölge tam olarak ne zaman yeniden patlayacağını kestiremeyeceğimiz geçici bir sükunete kavuştu. Peki gelişmelerin bu kadar hızlı seyretmesinde rol oynayan temel faktör nedir?

Bu faktör, bölgede söz sahibi olan dünyanın en büyük iki gücü ile anlaşarak harekete geçen silahlı bir devlet gücünün, Suriye’nin bu bölgesine doğrudan askeri müdahalede bulunmasıdır. Erdoğan iktidarı askeri güç kullanarak harekete geçti ve bu gücün etkisiyle zaten saldırıdan önce yolu açılmış olan diplomatik kanalları kullandı veya kullanmaya zorlandı. Sonunda ABD ve Rusya ile yapılmış anlaşmalar ortaya çıktı. İki büyük el küçük gücün iki yakasına yapıştı.

Gerici, yayılmacı, emperyalist diplomasisinin ikiyüzlü olmasının dışındaki temel özelliklerinden birisi masanın kurulması ama bu arada askeri gücün harekete geçmiş olmasıdır. Masa bu zeminin üzerine kurulur. Askeri harekatın sonucu daha baştan masada çıkacak sonucu belirler. Bu kural öncesi bir yana sömürgecilik döneminde de emperyalizm döneminde de değişmez bir kural olmuştur. Önce iki büyük güç ABD ve Rusya anlaşır, sonra tarafları masaya oturtmak üzere yerel bir güç veya güçler harekete geçirilir.

Ancak bu tür diplomasinin temel bir açmazı vardır. Bu açmaz diplomasiden veya askeri gücün kullanılmasından kaynaklanmaz. Bunlar sonuçta eldeki araçlardır ve kurulu düzenin en güçlünün veya güçlülerin lehine geçici olarak güvenceye alınmasını sağlar. Bu nedenle sorunlar kesin ve kalıcı bir çözüme kavuşturulamaz. Yenilmiş ve boyun eğmiş gözüken bir taraftan yeniden güç toplamaya çalışırken, diğer taraftan koşulların değişmesini bekler. Bu nedenle bir süre sonra aynı sorunlar benzer biçimlerde gündeme gelir. Tarihe bu pencereden bakanlar durumu “Tarih tekerrürden ibarettir” diye açıklarlar!

Marx tarihe böyle bakanlara ilişkin şunu hatırlatmıştı: Bunlar “İlkinin trajedi, ikincisinin komedi olduğunu” hatırlatmayı unutmuşlar. Bugünlerde trajedi ve komedi bir arada yaşanıyor. İşin komedi yanı şu; Rusya ile Türkiye Suriye üzerine anlaşıyor ve “Suriye’nin toprak bütünlüğünü” koruduklarını ilan ediyorlar! Rusya Türkiye’ye “Orada kalmanıza sadece Şam yönetimi karar verebilir” diyor, ama Erdoğan’la Suriye’nin topraklarına ortak askeri devriye yapmak üzere anlaşma imzalıyor, sınırlar çiziyor, haritalar oluşturuyor, Erdoğan iktidarının girdiği topraklardaki fiili durumu onaylıyor.

Trajedi ise ezilen, mazlum bir halkın hayal kırıklığında yaşanıyor. Geçici olarak kavuşulması ertelenmiş hayal ve özlemler, ama öte yandan tüm güçler tarafından kabul edilmiş bir meşruiyet. Ama trajedi mi, komedi mi olduğuna karar veremediğimiz bir başka durum ise şu; “millilik ve yerlilik” nutukları atıp, Osmanlı dönemine öykünenlerin, şu meşhur Hürmüz’ün rekorunu kırmaya soyunmaları. Doğrusu bu kadarını “en azılı muhaliflerin” bile tahmin edebildiğini hiç sanmıyoruz. Hele işin içine sürekli göz kırpılan AB de girerse!

Toplam üzerinde bir değerlendirme yapacak olursak şunu söyleyebiliriz: Bölgenin bu durumu bölge halklarının trajedisidir. Dışarıdan bölgeye yerleşmiş büyük emperyalist güçler ve onlarla iş birliği içindeki yerel iktidarlar, uşaklar, krallar, prensler vb. Din adına yola çıkan, ama yaptıkları ile istihbarat örgütlerinin kuklası oldukları açığa çıkan mezhepçi, tarikatçı, cihatçı grup ve yapılar. Görünüşte aralarında yüzyıllardır açık bir sorun bulunmayan, ama birbirine rakip ve düşman İran ve Türkiye gibi iki büyük yerel devlet, ek olarak bir diğer sorun kaynağı İsrail gibi gerici, yayılmacı bir devlet vb.

Peki bölge halkları bütün bu gerici güçleri başlarından defedecek ortak bir mücadele geliştirebilir mi? Bütün koşullar bunu zorluyor olsa da bugün böylesine ortak bir mücadele henüz görülmüyor. Ama bölgedeki her halkın yürüttüğü bir mücadele var ve bu mücadeleler gün geçtikçe büyüyor ve güçleniyor. Kürtler yıllardır ayakta, Filistin direnişi sürüyor, Lübnan halkı sokakları doldurmuş durumda, Türkiye’de estirilmeye çalışılan gerici, şovenist rüzgarlara karşın güçlü bir muhalefetin ayak sesleri daha yüksek duyuluyor, Arap halklarındaki kaynaşma sürüyor vb.

Sonunda küçük derelerin büyük bir ırmakta birleşmesi gibi bir süreç yaşanıyor ve eninde sonunda bölge halkları kendi kaderlerini kendi ellerine alacaklar. Onları “Okuldaki küçük çocuklar gibi kavga” etmeye zorlayanlar okul müdürleri ile, özel güvenlikleri ile birlikte tarihin çöp sepetine atılacaklar. Bu boş bir hayal değildir. Tarihin gelişmesi, insanlığın ilerlemesi, içinde trajedi ve komedileri barındırsa da her türlü engelin aşıldığını bize açıkça gösteriyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa