25 Ekim 2019 03:10

Savaş, korku, ölüm, millet: İrrasyonalitenin rasyonalitesi

Paylaş

Bir şey oluyorsa 1- onun olmaklığını olanaklı kılan bir olanaklılık (potansiyel), 2- olmasını sağlayan bir güç-enerji, 3- olduran aktörler/faktörler, 4- olan materyaller maddi sebepler vardır demektir.

Savaşların ve korkunun sebebi ve rasyonalitesi nerede aranmalı, farklı görüşler bulunuyor, yanıtı da çok gizemli olmamakla birlikte çok da kolay değil. Ben irrasyonalitenin rasyonalitesi olarak niteliyorum: Para pul için, iktidar için, salaklık için yapılan akıllı-planlı öldürmeler veya tersi denebilir mi?

Rasyonalitenin irrasyonalitesi demek haksızlık olur, olsa olsa irrasyonalitenin rasyonalitesi olabilir.

MACHİAVELLİ: BABALARININ ÖLÜMÜNÜ PARALARININ KAYBINDAN DAHA ÇABUK UNUTURLAR

Suriye’de olup bitenler için Machiavelli’ye dönersek, Prens’e öğütlerinde (strateji-namesinde), Prens’e aman halkın yandaşın çakalın malına mülküne dokunma, yoksa sana düşman kesilirler diyordu:

“İnsanlar babalarının ölümünü, servetlerinin kaybından daha çabuk unutuyor” (Machiavel, 1512, Prens).

Trump, Machiavelli’yi takip ederek: “Sizi yok edeceğim, Rahip Brunson olayında yaptım, bir daha yaparım, Türkiye ekonomisini batırırım”. “Kabadayılık etme, salaklık etme, senin özel işlerini halletmiştim” vb. pek çok iktisadi yaptırımdan, siyasi yaptırımdan, özel yaptırım veya cezalardan söz ediyor, çeşitli imalarda bulunuyor.

Acaba hangi para pul, hangi özel iş, hangi mal mülk söz konusu da Trump bunların hangilerinden söz ediyor?

AFYON SAVAŞLARI, KOLONYALİZM, BANKALAR VE SAVAŞLAR: NE O? ALTIN MI?

“Ne o? Altın mı?/ Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı?../ Karayı ak; çirkini güzel; haksızı haklı; alçağı soylu;/ Yaşlıyı genç; korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı…” (Shakespeare “Atina’lı Timon”, Çev. C. Çapan)

İngiltere imparatorluğu ticaret ve banka imparatorluğu mu sayılır, onu bilmiyorum ama Shakespeare’in şiiri bir şeyleri özetliyor.

Bir bankanın açılımı, The Hongkong and Shanghai Banking Corporation Limited, Hong Kong’un parasının basım haklarını bile elinde dolandırıyor, Asya-Pasifik’in en güçlü bankalarından biri konumunda bulunuyor. Geçmişine bakılırsa 1865’te Çin’le yapılan Afyon İmtiyazı savaşlarında finansörlerin payı olarak bölgedeki bankacılık-ticari faaliyet imtiyazları bir gruba veriliyor, bunlar Hongonk ve Şangay’da banka kuruyor. Bu örnek savaşın ne olduğunu, savaşın telosunu anlamak için çok açık seçik somut bir örnek oluşturuyor.

İngiliz kolonyal işgali ve sömürgeciliği sadece Hong Kong ve Şangay’la sınırlı kalmıyor. 1941 Japonya işgalinde bir süre kapansa da bugün varlığını daha da genişlemiş halde, Asya Pasifik’in en büyük bankası olarak sürdürüyor.

YUKARIDAKİ ‘BİZİMKİSİNİ’ ÇOK SEVİYOR

Tanrı bizimkisini çok seviyor gibi. Hep dört ayağı üzerine düşüyor. Bir de ölümsüzlük tılsımı bulunsa değme keyfine, henüz gerçekçi bir ölümsüzlük formülü bulunamadıysa da onu da mürit zaten ölümsüz kılıyor.

Putin ile Trump hem Türkiye’yi hem de Erdoğan’ı yine kurtardı. Mahallenin gerçek veya sahte kabadayısı, henüz Trump hangisi olduğu konusunda açık bir fikre sahip değil, ama sonuçta kendi çöplüğünde horoz veya kabadayı, okul bahçesinde kavga eden çocuklar gibi olanından, tam başını belaya sokacakken görünmez bir el, yukarıdan, Washington’dan veya Moskova’dan… her neredense oradan, çekip çıkarıveriyor, yeniden hayat öpücüğü veriyor. Biraz alay da etseler, hatta belden aşağı küfür etseler, sert sevgi gösterisinde bulunsalar da sonuçta çekip alıveriyorlar, birlikte yola devam ediyorlar.

Kürtler, Türkler, Araplar, derin veya açık NATO, ABD, Rusya… birlikte, kimi oyun kurucu kimi yarım yamalak oyunda veya bazen de figüran; günümüz hız çağı, zaman ve mekanı hızla yok etti, artık emperyalizm çok büyük oyunculuk yerine günlük spekülasyonlarla, günlük tokatlamalarla sürdürülüyor.

Biraz Kürtler biraz Türkler biraz Farslar, biraz Araplar tokatlanıyor. Nasreddin Hoca cevizin içini yiyor, kabuklarını bizimkilere üleştiriyor.

Bugünkü oyunda bölge halkları kayıplarda, büyük güçler kazançlarda uzlaştı gibi. Biraz da aile meseleleri var, onların bir kısmı kotarılmış olabilir.

Fakirlere ise şehitlik düştü.

ORTADOĞU’DA EN UCUZU CAN MI?

Halk da tümden sorumsuz değil. Trump, “Öğle yemeğine gider gibi savaşa gidiyorlar” diyor. ABD’liler bizimkilere imreniyor mu, dalga mı geçiyor, emin değilim. Ama betimleme doğruya yakın.

Ortadoğu ölüm coğrafyasına dönüştüğü halde ölümlerle kimsenin yüzleştiği yok gibi. Hatta sanki adrenalin bir hali, sanki bir heyecan seli oluşturuyor ölümler. Korku da bunun bir yanı ama heyecan eşiği korkuyu kırıp geçiriyor. Sonuçta insanlar kırılıp geçiriliyor.

Ortadoğu’da en ucuzu “can” olsa gerek.

MİLLET; KORKU VE HEYECANLA MI OLUNUYOR?

Türkiye’deki genel ruh halini nasıl özetleyebilirim; kaybetmekle ve ölmekle birlikte savaştan, çatışmadan, hatta ölümden haz duyan bir halk mı olduk, diye sormadan edemiyorum.

Kalpazanlar ne yapacak, gelecek sefere değin heyecanla ama aynı zamanda büyük bir kaygıyla bunu bekleyen bir millet mi olduk, hatta kalpazanlık olsun diye bekleyen bir millet mi olduk? Dahası kalpazanlara adamlık, çetelik yapan bir millet mi olduk?

Dahası korku ve heyecan millet olmamıza ne kadar yarıyor, diye daha köklü bir soruyu da sormakta fayda var. Millet oluşumuzda korku ve ölümlerin yeri ve rolü nedir acaba?

“Yazık” demek yetmiyor, yazık olmayı değiştirecek irade ve enerjiyi ortaya koymamız gerekiyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa