24 Ekim 2019 04:20

“Harekat” örter mi “savaş”ı?

Paylaş

“Biz Kürtlere karşı savaşmıyoruz, PKK-PYD teröristlerine karşı savaşıyoruz” söylemi, Evren diktatörlüğünün Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan’ın meydana topladığı Kürt “yaşlıları”na, “bu Ermeni döllerini köylerinize bırakmayın!” hitabıyla seslenmesini akla getiriyor. Erkan, çocukları “dağa çıkan” kadın-erkek Kürtleri, aşağılamayla özdeş anlamda kullandığı Ermenilikle “suçlar”ken, insan soyunun iki farklı ulusundan insanların ikisini de düşman kutbunda gösteriyor; Kürtlerin yaşlı ve genç kuşaklarını da karşı karşıya getirme kurnazlığına başvuruyordu. Devlet taktiğiydi. “Devlette daimilik esastır!” diyenler, strateji ve taktikte değişikliklere gitseler de, geleneğin esaretinden kurtulamıyorlar.

Şimdi, bombardıman uçakları, tank ve top atışları eşliğinde Suriye içlerinde “harekat düzenleyici” Türk Ordusu’nun hedefinin “Kürtler olmadığı” ileri sürülür ve bu iddia, inandırıcı olsun diye “sınırımızda yeni bir terör kuşağına izin vermemek”; “terör devleti yapılanmasını engellemek” söylemiyle desteklenirken, yerine göre “Yallah Kürdistan’a!” diye elin “tersiyle” değil sadece kavlin ve zihnin itirafıyla “dışarı”lanan; sonra ama manevranın ikincil adımında “kardeş”, “etle tırnak” vs. ödüllemeleriyle “kucaklandıkları” izlenimi verilen Kürtler, bu “harekat”ın neresindeler? Sorunun ve yanıtının ikirciksiz ve hilesiz olması için daha doğrudan söylenirse, “terör devleti” ya da “terör koridoru” olarak adlandırılan oluşum hangi topraklarda ve hangi halktan insanlarla ilişki içinde ve onların desteğinde oluşturulmuş bulunuyor ya da oluşturulmaya çalışılıyor? Yanıtın “Kürtler!” diye bangır bangır “kimlik belirttiği”ni inkar edenler sadece yalan söylemiş olmazlar, sadece başkalarını kandırmaya çalışma kurnazlığına başvurmuş sayılmazlar, kendilerini de hileli yöntemlerle teskin etmeye çalışmış sayılırlar. 

Askeri harekatlarla gücünü göstermeye onca istekli “son Türk devleti”ni yönetenlerin yönettikleri ülkenin toprakları üzerinde yaşayan Kürtlerin “altı milyonunun oyunu alan bir parti”nin politikaları çerçevesinde, “bir arada ve kardeşçe yaşamak için” ulusal hak eşitliği çerçevesindeki istemlerle onlarca yıldır -öncesi bir yana bırakılsa bile- meydanlara döküldükleri; binlerce on binlercesinin aynı nedenlerle zindanlara doldurulmak dahil çeşitli ve zor “sınavlara çekildikleri” örtülür-gizlenir bir şey olmadığına ve olamayacağına göre; aralıklı olarak “yüksek yoğunluklu” biçimler de alan bombardıman uçaklı, tanklı, toplu “askeri harekat”lar nasıl oluyor da hem savaş statüsüne girmiyor hem de Kürtleri ve taleplerini “karşıya almıyor?” 

Bu “perdeleme”, savaş psikolojisiyle bağlı ve psikolojik savaş sanatı kapsamında belirli bir anlama sahiptir; bu kadarı bilinir. Ama, savaş hilelerinin de, ülke yöneticilerinin lisanlarındaki karşılığıyla söylenirse, bir “adabı var!” “Hendek Savaşları” olarak adlandırılıp tank gücüyle dümdüz edilen Kürt yerleşim alanlarını “teröristlerin mülkü” gösterip imha aklanamayacağı gibi, Suriye’nin topraklarında yaşayan Kürtlerin oluşturdukları “Kantonal yönetim”i yok etme girişimini “terörü yok etme eylemi!” olarak “kabul edilebilir” göstermek de, “operasyon”un amaç ve hedeflerini gizlemeye yetmez. Nitekim, askeri harekattan birkaç gün önce Cmbş. Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararnameyle, Suriye’de, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (El-Bab), İslami İlimler Fakültesi (Azez) ve Eğitim Fakültesi (Afrin) kurulmasının kararlaştırıldığı ilan edilmiştir. Bu “adım”; “toprak bütünlüğü ve egemenlik hakkı”nın tanındığı söylenen bir başka ülkede (Suriye) atılmaktadır! Yapılan veya yapılacak olan söz konusu ülke yönetimiyle anlaşma içinde, ve yönetim hakkı onlarda olmak üzere yardım amaçlı olanak sağlama değildir. Hedefi bizzat kendilerince “güvenli bölge oluşturarak iki milyon Suriyeliyi yerleştirme ve onların güvenliğini temin etme” şeklinde açıklanmış olan “beka savaşı”, örtüsüz-saklısız alan fethi amaçlıdır. Ve fethedilecek topraklarda yüz binlerce Kürt, Arap kökenlilerle birlikte yaşamaktadır. 

Türk ulusundan işçi ve emekçiler adı ister “harekat” isterse “savaş” olmuş farketmez, bu büyük askeri seferberliğin ülkede ve bölgede, kendileriyle Arap, Kürt ve diğer ulusal kökenlerden halk yığınları arasındaki ilişkilere darbe vurduğunu görmezlerse eğer, sermaye ve politik-askeri temsilcilerinin ördükleri tuzaklardan kurtulamazlar. Süreklileşen fiyat artışları, yükselen enflasyon ve artan işsizlik karşısında ortaya çıkan tepkileri daha önce de “mermiye ihtiyaç” söylemiyle karşılayan Erdoğan, “Ne diyorlar? ‘Domates, biber, patlıcan, sivri biber’. Yahu düşünün, bir merminin fiyatı nedir? Düşünün. Benim Mehmet’imin giyinip, kuşanması, bu teröre karşı verdiği mücadelenin bedeli nedir? Düşünün. Bunları bu iktidar yapıyor, başarıyorsa hala kalkıyor; patates, soğan sivri biber bunları konuşuyorlar. Yani bizi George, Hans bir yerlerden vurmak istiyor bunlar da onlara el ayak oluyorlar. Biz mücadeleyi hep kazandık kazanmaya da devam edeceğiz” demişti. Şimdi daha kapsamlı bir fetih harekatının uçak bombaları ve tank atış paraları söz konusuyken elektriğe, petrole, ve dolayısıyla tüm gereksinme maddelerine yüksek oranlı zamlardan şikâyetçi olanları ya da olacakları “beka” sopasıyla kovalayacağından kim kuşku duyabilir? Ne var ki bu durum kabullenilirse, ekonomik-siyasal, sosyal ve askeri zincirlerle bağlanmaktan ve boğulmaktan kurtulunamaz.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa