24 Ekim 2019 03:30

Suriye: Didar-ı hürriyet

Paylaş

Suriye’de işler karışık. Özgürlük, silahlara esir düşmüş vaziyette.

Namık Kemal’in dizelerinde dile getirdiği gibi: “Ne efsunkar imişsin ey didar-ı hürriyet, esiri aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten.”

Suriye’nin kuzeyine bakalım: Bölgedeki birinci güç, SDG.

ABD ve birçok Avrupa ülkeleri Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Halk Koruma Birlikleri (YPG), Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile görüşüyor ve tanıyorlar. Terör örgütü olarak görmüyorlar. Türkiye, “terör örgütü” diyor. Türkiye kamuoyu ise merkez medyanın yayımladığı ABD askerleriyle birlikteki fotoğraflarından tanıyor. ABD, IŞİD'le mücadelede onları en büyük müttefiki olarak görüyor ve silah desteği dahil, destek veriyor.

Bölgedeki ikinci güç, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytindalı harekatlarından sonra kamuoyunun daha yakından tanıdığı, yeni adıyla Suriye Milli Ordusu (SMO) ya da eski adıyla Özgür Suriye Ordusu’dur. Türkiye’nin tanıdığı, desteklediği, birlikte çalıştığı, ölülerine şehit dediği, yaralılarını tedavi ettiği bir yapı. Cüneyt Özdemir, yıllar önce, 15.08.2012 tarihli Radikal Gazetesi'nde yayımlanan yazısında, savaş muhabiri Sebati Karakurt’un bu örgüt hakkında verdiği bilgileri aktarmıştı.

“Sebati’nin gözlemlerine dayanarak verdiği cevap ilginçti. “… Aralarında canla başla savaşan Türkmenler var. Rocker’lar var. Kolları jiletlenerek çizik çizik psikopat hapçılar var. Hayatta hiçbir şey olamayıp 8 yıl hapiste kalan dünün mahkûmu bugünün savaşçıları var. Radikal İslamcılar var. Kendilerini El Kaideci olarak tanıtanlar var. Yağmacılar var. Gördüğü ilk Alevinin ‘gırtlağını keseceğim’ diyen de var. Rejim yıkıldıktan sonra özgür bir ülke düşleyen de var.” (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cuneyt-ozdemir/ozgur-suriye-ordusunu-yakindan-taniyalim-1097247/)

Elbette 7 yıldan bu yana değişmiş pek çok şey olabilir.

Bölgedeki üçüncü güç ise Rusya tarafından desteklenen, Suriye’nin BM tarafından da tanınan hükümetinin gücüdür.

Türkiye’nin merkez medyası ve resmi yetkilileri Suriye hükümetine “rejim” diyor. Şaşırmamak lazım. Türkiye’nin medyasında ve hükümet yetkililerinde uluslararası hukukun ve insancıl hukukun bütün kavramları (savaş, silahlı çatışma, terörle mücadele, meşru savunma, ilhak, işgal, ateşkes, durma, ara verme gibi) tersyüz edilerek kullanılıyor.

Biz kamuoyu olarak “güvenli bölge “kavramına boğulmuş durumdayız. Kim için güvenli bölge? Orada halihazırda insanlar yaşamıyor mu? Kim, kimin toprağına yerleştirilecek? İnsanlar, aşı, işi nerede nasıl bulacaklar? Orada (Kürtler, Rojava diyor) insanlar yaşıyor. Çoluk, çocuk, köylü, şehirli, kadın, erkek, Türkmen, Kürt, Arap, Ezidi, Alevi, Şii, Sünni…

Kuzey Suriye, çoğulcu bir toplum, bütün çeşitliliği ile… Buna saygı göstermek ve çoğulcu toplum dokusunu korumak gerek.

Çoğulcu dokuya elbette çoğulcu bir yönetim modeli -demokrasi- gerek…

Kim yapacak?

Suriye’de şu anda, ABD, Rusya, Türkiye, İran devletleri var. Bir de otoritesini çoğu bölgede yitirmekle birlikte, hala dünyanın tanıdığı Suriye hükümeti var.

İdeal durum, elbette, kendi geleceklerine, Suriye halkının kendisinin karar vermesidir. Uluslararası güçler bunu kolaylaştırıcı rol oynayabilirler.

Kanımızca, Suriye’de özgürlüğün esareti ancak böyle, -barışçıl ve demokratik yol ve yöntemlerle ve uluslararası güçlerin kolaylaştırıcılığında- sona erebilir.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa