24 Ekim 2019 03:15

Hayali varlık

Paylaş

İç savaştan önceydi. Esad ve Erdoğan ailesi en sıcak samimiyetleriyle kucaklaşıyorlardı. Türkiye gümrüğünden çıkıp uzun bir tarafsız bölgeyi geçtikten sonra Suriye gümrüğündeydik. Gümrük memurunun açık açık “Bahşiş mi, teftiş mi?” sorusuna yasal olmayan hiçbir şeyimiz olmamasına rağmen vakit kaybetmek istemediğimiz için “Bahşiş” dedik. Gümrük memuru, belki de polisi çekmeceyi açıp gözüyle içerisini işaret etti. Belli ki günah olduğu için elini haram paraya sürmek istemiyordu. Bizim ve arabamızın gümrük işlemleri bizim için küçük, memurlar için damlaya damlaya büyük 20 Suriye Lirası ile hemen halledilmişti. Son kontrolde pasaportlarımızı kontrol eden polisin hemen arkasında derin bakışlı biri detaylı göz taraması yapıyordu. Kontrol polisine sessizce “Bu kim” diye sormuş ve “Muhaberat” yanıtını alırken bizim hanım çoktan muhaberatın yanına gitmiş, rozet takasını gerçekleştirmişti.

Kilis kapısından girip 10 kilometre ötede Azez’de ilk molamızı verdik. Ünlü ve tek alışveriş caddesinin simit fırınında, duvarda Esad’ın, Erdoğan’ın ve Polat Alemdar’ın posterlerinin altında bol salçalı, biberli, sıcak ve lezzetli hamur işleri ile kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen karşısındaki tüccar Abdurrahman’ın ünlü ve tek dükkanına uğrayıp, duvardaki aynı üçlünün posterlerindeki gözlerinin içine baka baka dönüşte alacağımız çayların, kahvelerin, kağıt peçetelerin siparişini verdik. Türk Lirası’nı, Suriye Lirası’na çevirince birden zengin olmuştuk. Hele Azez girişinde pompacı Abdullah’a, şimdi hayal olan o mübarek kelime “Fulle”yi söylerken ki gururumuzu anlatamam. Abdullah sanki benzin değil de su satıyormuş kadar vurdumduymaz paraları alıp saymadan cebine atıyor, otomatiği çalışmayan pompanın ucundan benzin dışarı akıyordu.

Abdullah’ın, “Halep’te araba kullanmayın. Park edip taksiyle gezin” önerisine uyarak arabamızı kalenin arkasındaki bir otoparka bıraktık. Kapalı çarşının üst kapısında kale manzaralı kahvedeki molamızın ardından çarşıya daldık. Esnafın “Vallah hasarat” çığlıklarına aldırmadan sürdürdüğümüz pazarlıkla onda bir fiyatına ele geçirdiğimiz ganimetle çarşının alt kapısından çıktık. Her tarafı çarpmaktan eğri büğrü olmuş taksi bizi havada yakaladı. İstanbul’da bir binişlik otobüs parasına bütün Halep’i dolaştırdı. Hem de İbrahim Tatlıses’in son kasetindeki türküler eşliğinde.

Daha önce kimsenin konuşmaya bile yanaşmadığı “Esad’dan memnun musunuz?” soruma cesaretle “Yok abi. Biz Kürt’üz. Devlette iş yok. Kimlik yok. Emeklilik yok, pasaport yok. Biz burada yokuz onlara göre. Para, sanayi ve ticaret sunnilerin, devlet şiilerin elinde. Anlaşıp gidiyorlar.  Biz ayak işlerine bakıyoruz. Yakında parası çok olanlar devlette de hak isteyecekler. İşte o zaman bakalım ne olacak.”

Duruma böyle bakınca Suriye’de tek kaybetmeyenin önceden varlıkları bile hayali olan Kürt’ler olduğu anlaşılıyor.   

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa