24 Ekim 2019 03:00

Katılmamak daha mı iyiydi?

Paylaş

Real Madrid maçından sonra düzenlenen basın toplantısında Fatih Terim’e, Galatasaray’ın fizik gücünün neden yeterli düzeyde olmadığı soruldu. Terim bu soruya, sezon başı hazırlık kampının fiziksel yeterlilik anlamında çok önemli bir temel teşkil ettiğini ancak transfer döneminin sonlarına doğru takıma kattıkları Andone, Nzonzi, Seri gibi oyuncularla, o tarihlerde milli takımlarında bulunan Muslera, Nagatomo, Belhanda, Feghouli’nin sezon başı çalışmasına katılamadığını hatırlatarak cevap verdi. Terim ayrıca oyuncuların ilerlemiş yaşlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirdi ve bu durumun hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi’nde ciddi bir handikap yarattığına dikkat çekerek sözlerine şunu ekledi: “UEFA katılmayın dese daha iyiydi”.

Madem yeni transfer edilen oyuncuların fizik gücü yeterli düzeyde değil, onlarla oynama ısrarı neden? Transfer edilen oyuncularla oynama gibi bir zorunluluk mu var? Bu oyuncular yerine, sezon başından bu yana çalışmalara katılan, dolayısıyla fizik olarak rakiple daha başa baş mücadele edebilecek oyuncularla sahaya çıkılamaz mıydı? Üstelik UEFA’dan gelebilecek “men” cezasını tercih edebileceğinizi söyleyecek kadar da umudunuzu ve beklentinizi yitirmişsiniz. Yani oynamamaya razısınız ama gençlerle oynamaya razı değilsiniz…

Gençlere ya da heyecanla forma şansı bekleyen diğer oyunculara yönelik olarak, bundan daha güvensiz ve heves kırıcı bir yaklaşım sergilenemezdi herhalde. Güvensizliğin ve bununla ilintili ön yargıların hakim olduğu bir ortamda ne genç oyuncu yetişir, ne de mevcut oyuncular gelişir…

Öyle bir transfer aşkı ki bu, men cezası yemeyi göze alıyor ama daha çok antrenman yapan dolayısıyla fizik gücü daha yüksek olan oyuncuları oynatmayı göze alamıyor.

Sonuçta, üç maçta toplayabildiği 1 puanla grupta son sırada yer alıyor Galatasaray. Ve henüz bu üç maçta gol atmayı başarabilmiş değil. Terim, söz konusu üç maçta sezon başından bu yana çalışmalara katılan oyuncuları sahaya sürseydi bundan daha kötü bir tablo ortaya çıkar mıydı bilinmez ama en azından bugüne kadar daha az forma şansı bulanlar önemli bir tecrübe edinmiş olurdu.

Ülkemizde futbol artık tam anlamıyla transfer ve menajer oyunu oldu. Oyuncu geliştirmekten ya da yetiştirmekten söz eden yok. Transfer konusu yıl boyunca gündemden düşmüyor. Hatta düşmek bir yana çoğu zaman gündemin baş maddesi.

Sanki büyük paralar harcamadan bu oyunu oynamak imkansızmış gibi bir algı yaratılıyor. Real Madrid’den “1 milyarlık takım” diye söz ediliyor. Bütçeler ve harcanan paralar üzerinden takımlar kıyaslanıyor. Ekonomik olarak batık pozisyonda olan ve ancak borçlarının yapılandırılması sayesinde ayakta durabilen takımlarımızdan hâlâ pahalı transferler yapmaları bekleniyor. Oysa bizim örnek almamız gerekenler, dünyanın büyük bütçeli takımları değil, yetiştirdikleri gençlerle ya da mütevazı harcamalarla üst düzey takımların arasına girmeyi başarabilen takımlar…

Bir yanda günü kurtarma anlayışıyla hareket eden popülist zihniyetli yöneticiler, diğer yanda “yıldız oyuncu” beklentisi asla bitmeyen ve bu beklentiyi bir baskı unsuruna dönüştüren taraftarlar ve medya… Durum böyle olunca, takımlar pahalı oyuncuların peşinde koşmaktan bir türlü vazgeç(e)miyor.

Fatih Terim daha şimdiden, önümüzdeki sene yeni bir takım kurmaları gerektiğinden söz ediyor mesela. Yeni takım derken, elbette yapılacak yeni transferleri kastediyor. Transfer dışındaki yol ve yöntemlerle sağlam bir takım kurulabileceğine inanan pek kimse kalmadı artık. Kulüplerin ekonomik durumunun, pahalı transferler yapılmasına imkan vermediği bilindiği halde…

Transfere bu denli bağımlı olmak, bilgi ve emek konusundaki eksikliğimizin, geride kalmışlığımızın göstergesi. Ülkedeki yüksek futbol sevgisine ve yoğun genç nüfusa karşın yeni oyuncular yetiştirememek, kulüpler ve teknik direktörler için utanma sebebi olmalı…

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa