23 Ekim 2019 04:25

Kayyumlar: Tek adam yönetiminin demokrasi karşıtlığının tezahürü!

Paylaş

Daha önce yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile birlikte gözaltına alınan Kayapınar Belediyesi Eşbaşkanı Keziban Yılmaz, Bismil Belediye Eşbaşkanı Orhan Ayaz, Kocaköy Belediye Eş Başkanı Rojda Nazlıer ve Van Erçiş Belediye Başkanı Yıldız Çetin’in yerine kayyum atandı. Son kayyum atamaları ile birlikte 3’ü büyükşehir olmak üzere yerine kayyum atanan HDP’li belediye sayısı 12 oldu. Bilindiği gibi 31 Mart yerel seçimlerinde HDP 69 belediye kazanmış, 6 belediyede ise başkanların KHK’lı olması gerekçe gösterilerek mazbatalar verilmemişti.

Kayyum uygulaması, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le birlikte Kürt siyasetinin tasfiyesinin ve tek adam yönetiminin inşasının dayanaklarından biri olarak kullanılmış ve o dönem DBP’li/HDP’li 102 belediyenin 94’üne kayyum atanmıştı.

Kayyum siyaseti, zamanında devlet içindeki rakiplerini tasfiye edip iktidarı ele geçirme sürecinde sandığı/seçimi demokrasinin yegâne ölçüsü olarak gören Erdoğan yönetiminin bugün geldiği yeri özetliyor.

Peki, Erdoğan iktidarı kayyum uygulamasında neden ısrar ediyor?

Çünkü bu uygulama tek adam yönetimi için iki bakımdan kullanışlı bir araç işlevi görüyor.

Birincisi, bu uygulama demokrasinin tek adam yönetiminin çıkarlarına indirgenmesini sağlıyor.

Hatırlanırsa 31 Mart yerel seçimlerinden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu, YSK’nın değil ama kendilerinin ‘sakıncalı’ bulacağı adaylar gösterilmesi halinde bu adaylar kazansa da yerlerine kayyum atayacaklarını ilan etmişlerdi. Ardından YSK üzerinde baskı kurarak önce seçimleri kazanan KHK’li başkan ve meclis üyelerinin mazbatalarının iptal edilmesini sağlamış ve sonra da İstanbul Büyükşehir seçimlerinin tekrar edilmesi kararının alınmasını dayatmışlardı.

23 Haziran’da tekrar edilen İstanbul seçimlerinde ancak halkın ortaya koyduğu kararlı tutum ve yaşadıkları büyük oy kaybı sonucu yenilgiyi kabul etmişlerdi.

Haklarında herhangi bir mahkûmiyet kararı olmadığı halde HDP’li belediye başkanlarının “terörle bağlantılı” oldukları gerekçesiyle görevden alınmaları, seçme ve seçilme hakkını büyük oranda tek adam yönetiminin keyfiyetine bağlandığı bir noktaya gelindiğine işaret ediyor. Bu noktada halkın oy kullanmanın ötesinde oyunu koruması ve kendi iradesine, seçilmişlerine sahip çıkması demokrasi mücadelesinin zorunlu bir parçası/alanı haline gelmiş bulunuyor. Dolayısıyla tek adam yönetimine karşı olduğunu söyleyen ama HDP’li belediyeler söz konusu olunca kayyum atanmasına sessiz kalan çevrelerin bu kayyum atamalarına karşı çıkmadan kendi seçme ve seçilme haklarını da savunamayacakları bir noktaya gelindiğini bilmeleri gerekiyor.

Kayyum uygulamasının diğer boyutunu iktidarın Kürt sorununda sürdürdüğü politikalar belirliyor. Çünkü kayyumlar Kürt siyasetinin zayıflatılıp tasfiye edilmesinin işlevsel bir aracı olarak görülüyor. Soylu’nun “Önümüzdeki 5 yıl aynı şekilde devam edelim. Çok net söylüyorum orada HDP’nin belediyesi filan kalmaz” sözleri iktidarın bu konudaki yaklaşımını özetliyor.

Yerel yönetimler, Kürt siyaseti bakımından halkla yüz yüze gelmenin ve dil-eğitim, kadın, kültür-sanat başta olmak üzere birçok alanda iktidara alternatif politikalar geliştirebilmesinin olanaklarını sağlıyor. Tek adam yönetimi HDP’li belediyelere kayyum atayarak Kürt siyasetinin en önemli can damarlarından birini kesiyor ve öte yandan da atadığı kayyumlar üzerinden belediyelerin ekonomik-sosyal olanaklarını bölgede kendi dayanaklarını güçlendirmenin bir aracı haline getiriyor.

Ancak Süleyman Soylu’nun iddiasının aksine Kürt siyasetinin yaşam alanlarının ve demokratik siyasetin kanallarının baskı politikaları ile tasfiye edilmeye çalışılması iktidarın istediği sonuçları da vermiyor. Kürt sorununun demokratik çözümünü daha da zorlaştıran bu uygulamalar halkı ulusal-demokratik istem ve mücadelede daha kararlı hale getiriyor.

İşte örneği: ‘Çözüm süreci’nin devam ettiği ve Kürt sorununun demokratik çözüm beklentisinin olduğu 2014 yerel seçimlerinde Diyarbakır Büyükşehir’de Gülten Kışanak yüzde 55 oy almış ve iktidar, son seçimde Kışanak’ın yerine kayyum atadığı ve çok başarılı olduğunu propaganda ettiği Cumali Atilla’yı aday gösterdiği halde Selçuk Mızraklı bu oyu yüzde 63’e çıkarmıştı.Yarın iktidar, Diyarbakır’da Mızraklı’nın karşısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bile aday gösterse, Mızraklı’nın dün aldığı oydan daha fazlasını alacağına şüphe yok.

Özetle Kürt sorunu da seçme-seçilme hakkı gibi bir demokrasi sorunudur ve kayyum uygulaması bu sorunda da demokrasi dışı çözüm dayatmasının en somut ifadelerinden biridir.

Sonuç olarak, kayyum uygulaması tek adam iktidarının demokrasi karşıtlığının tezahürlerinden biridir. Bu nedenle bugün tek adam yönetimine karşı demokrasiyi savunduğunu söyleyenlerin yapması gereken ilk şey, kayyum kararlarına karşı sesini yükseltmek olmalıdır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa