23 Ekim 2019 04:15

Dünya ayağa kalkma eğiliminde...

Paylaş

Önce; geçtiğimiz aralıkta başlayan gösteriler halk ayaklanmasına dönüşmüş ve bu yıl nisan ortalarında Sudan’ın zilli Dinci Faşist Diktatörü Ömer Beşir devrilmişti. Ayaklanmanın tetikleyicisi; yüksek enflasyon, Sudan parasının bir yılda yüzde 90 değer kaybı, işsizlik ve zamlar, özellikle ekmeğin 3 kat pahalanması olmuştu.

Henüz Beşir devrilmeden bu kez Cezayir’de yılların Cumhurbaşkanı A. Buteflika’yı hedefe koyan kitlesel gösteriler patlak verdi. Çekildi, yerini adamlarına bıraktı, ancak gösteriler durmadı. Nedeni basit. Sorunlar, çünkü Buteflika’nın ömür boyu başkan olmak istemesinden daha derinde. Cezayir büyük bir petrol rezervine sahip ve günlük 1 milyon varilden çok petrol çıkarıp yarısını ihraç ediyor, ama gençlerde işsizlik oranı yüzde 30. Özetle, Cezayir de yaklaşık olarak Sudan’la aynı dertten muzdarip. Kapitalizmin çıkmazının ürünü olan ve hâlâ süren gösteriler 30’uncu haftaya yaklaşıyor ve her hafta tekrarlanıyor.

Bu ayın başında ise, biri henüz daha siyasal istikrarı yakalayamamış, geçen yıla kadar IŞİD’le savaşın sürdüğü bir Ortadoğu ülkesi olan Irak’la, diğeri Latin Amerika’da dünyanın tam ortasındaki Ekvador’da eş zamanlı olarak kolaylıkla ayaklanmaya dönüşme eğilimi gösteren gösteriler patladı.

Irak’ta bu yaz başladı gösteriler. Nedenler, diğer ülkelerdekine benzerdi: Yakın zamanda 10 bin fabrika kapanmıştı. İşsizlik had safhada, sağlık ve eğitim berbat durumdaydı. Yolsuzluk başını alıp gitmişti. Üretim aksadığından elektrik kesintileri bezdiriyor, içme suyu bile bulunamıyordu. Günlük 2 doların altında geliri olanlar nüfusun 1/4’ü. Halkın 1/6’sı ise açlık sınırında. Yatışır gibi oldu, ama ekim başında daha sertleşti. Sokağa çıkma yasakları ve kitlelere ateş açılmasını kapsayan müdahale de halkın tepkisi de sert oldu: 8’i polis 104 ölü, binlerce yaralı. Ve 50 civarında kamu binasıyla 8 parti binası yakıldı.

Ekvador’da bu yılın başında IMF ile 10 milyar dolarlık anlaşma yapılmış ve başta kamu harcamalarının kısılması ve bir dizi karşı-reform yapılması şartı kabul edilmişti: İş saatlerini artıran ve ücretleri düşüren “emek reformu”. Gelir vergisiyle KDV’yi yükseltecek “vergi reformu”. “Kapitalistlerin borçlarının affı reformu”... Bir yandan iflaslar, bir yandan da başta gıda fiyatları olmak üzere fiyatlarla işsizlik yükselişe geçti. Akaryakıttan sübvansiyon kaldırılarak fiyatların serbest bırakılması bardağı taşıran damla oldu ve gösteriler başladı. Ulaştırma hizmetlerinde başlayan grev öğrenciler ve işçiler katılınca eylemler ülke çapında yayıldı. Neoliberal Başkan Moreno OHAL ilan edip sokakları askerle kontrol altına almaya çalıştı, başaramayınca hükümetini liman kentine taşıdı. Ölü, yaralı ve tutuklananların sayısı artmasına rağmen, yollar kesilerek kitlesel gösteriler ayaklanmaya dönüşme belirtisi gösterip polisle çatışma şiddetlenince sonunda hükümet geri adım attı. BM yetkilisinin gözetiminde hükümetle iki yerli liderin görüşmesinde sağlanan anlaşmayla akaryakıt fiyatlarını serbest bırakan hükümet kararnamesi geri alındı.

Ekvador bitmeden Şili’de ulaştırmaya yapılan zam sağcı hükümetin başını derde soktu. Öğrencilerin başlattığı metroya parasız binme eylemi, hızla kitleselleşerek işçi ve emekçilere yayıldı. Polis zehirli gaz ve plastik mermiyle hedef gözeterek saldırınca tepki büyüdü ve geçtiğimiz Cuma ayaklanmaya dönüşme eğilimi gösterdi. Ulaştırma zammı tetiklemişti, ancak hareketin temeli güçlü ve genişti ve eylemler kapitalizmin sonuçlarına yönelmişti: Su, elektrik, gaz, akaryakıt, sağlık, eğitim, gıda... her şey zamlanıp pahalanmıştı. Esnek çalışma yaygın, ücretler düşük, işsizlik yaygındı. Emekli maaşlarıyla yaşamak olanaksızlaşmıştı, emekçiler borç batağındaydı. Yolsuzluklarsa tepkileri büyütmekteydi. Şili’de de OHAL ilan edilip sokaklar tanklarla tutuldu, ancak şehirlerarası yolları kapatan, sendikalardan genel grev çağrılarıyla hareket durmuyor, tersine büyüme eğiliminde.

Birbiri peşi sıra ve hemen hemen aynı neden ve taleplerle patlayıp kısa sürede halk isyanına evrilmeye yönelen yaygın kitlesel gösterilerle neredeyse bütün ülkeler birbirine benzemeye başladı. Belki tetikleyici etken farklılaşıyor. Lübnan’da örneğin WhatsApp ve benzeri uygulamalar vergilendirilmek istenince sokak ve alanlar lebalep doldu. Lübnan kapitalizminin krizi Türkiye’ninkinden daha iyi değil. Borçları yüksek. Üretim yavaşladı, enflasyon ve işsizlik yükselişte. Hükümet eylül başında “Ekonomik OHAL” ilan etmişti. Bir yandan kamu harcamaları kısılıp kemerler sıkılıyor, bir yandan da zamlarla hayat pahalanıyor ve hükümetin aklına vergi artışı geliyor. Sonuç; geçtiğimiz pazar günü Beyrut’ta merkez meydanda 2 milyon kişinin toplanıp hükümetin istifasını istemesi oldu. Burada hükümet saldırmıyor, WhatsApp vergisi de geri çekildi.

Sudan çok petrole sahip Azerbaycan’da bile polisin aman vermediği gösteriler düzenlendi. Petrol bol, ama her şeyin rüşvet ve yolsuzluk üzerine kurulduğu ülke sanki Mafya devlet. İşçi ücretleriyle memur maaşları ise düşük. Destek vermeye çalışan ana muhalefet lideri dahil polis protestocuları yaka-paça götürdü.

Göstericileriyle öne çıkan bir diğer ülke ise, başkenti Barcelona olan Katalonya. Bu ülkedeki gösterilerin nedeni değişik ve siyasal. “Yüksek Mahkeme” geçen yıl bağımsızlık ilan eden eyalet parlamentosu ve yöneticileri için mahkumiyete hükmedince bir haftadır gösteriler düzenleniyor ve bunların sürmesi bekleniyor. Kitlesel gösterilerin yanı sıra küçük grupların saldırıları da görülüyor. Hükümet müdahale etmiyor. Şimdiden Barcelona havaalanı bloke olmuş durumda, 50’den fazla uçuş iptal edildi, bu hafta sonundaki Barcelona-R. Madrid maçıysa ertelendi.

ABD’de bir yılı aşkın süredir baş gösteren ve bugün de süren grevler için bir şerh düşülmelidir. Ancak genel olarak henüz büyük emperyalist ülkelerde görülmezken, gösteriler fazla gelişkin olmayan ülkelerde birbiri ardına patlak verdiler ve kaynaklarıyla nedenleri neredeyse tıpatıp aynı. Yine de kriziyle Türkiye ve yaklaşan kriziyle İtalya büyük gösterilere yakın adaylar. Şimdilik bağımlı ülkelerden transfer edilen yüksek kârlarla emperyalist ülkelerin yaşam standartları hâlâ bir tahammül limiti sağlıyor olsa bile bağımlı ve geri olanlarda çalkantı başlamış görünüyor. Geriye ne sosyallik ne hak bırakarak iyice pervasızlaşmış tekelci kapitalizm esnek çalışmaya yüklenerek, ücretleri aşağı çekerek, kamu hizmetlerini özelleştirip sıraya emekliliği koyarak, bu ülkelerde krizleri yakınlaştırıyor. Üretim durgunlaşıp işsizlik ve enflasyon tırmanırken, vergi ve zamlarla çalışma ve yaşam koşulları alabildiğine kötüleştirilirken halkların tepkileri de körüklenmiş ve isyanlar teşvik edilmiş oluyor.

Bir de tabii ki aralarındaki rekabetin artışıyla büyük emperyalist devletlerin de birbirlerinin boğazına sarılmalarının şiddetlenmekte olduğu kapitalizmin genel krizi var. Bu, bütün çelişkileri keskinleştirip işçilerle ezilen halkları isyana teşvik eden temeli iyice güçlendiriyor.

Dünyanın yeni bir döneme doğru dönmekte olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kitle hareketlerinin yükselişinin devrimin ve devrimci çalışmanın nesnel zeminini kuvvetlendirip olanaklarını artırdığı, reformculuğunsa etkisizleşmesinin dayanağını oluşturduğu tartışma götürmez. Ancak bu yalnızca bir olanak artışıdır, yoksa kitleler kendiliklerinden bilinçlenip devrimcileşmeyecekler. Üstelik aşırı sağ ve faşist hareketlerinin, taleplerini istismar ederek, sömürülen kitleleri yedekleyerek gelişme ihtimalleri yok denemez. İşçi örgütleriyle bağımsız işçi hareketinin güçlendirilmesi her şeyden ve her zamankinden çok acilleşmiş durumdadır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa