21 Ekim 2019 04:21

Devlete sadakat borcu!

Paylaş

Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (Turkey Human Rights Litigation Support Project/TLSP) 15 Ekim 2019’da “Türkiye’de Adalete Erişim? OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonuna Dair Bir Değerlendirme” başlıklı raporunu İngilizce olarak yayınladı*. OHAL döneminde Anayasa’nın OHAL süreci için öngördüğü istisnai yetkilere dayanan Hükümet, raporda belirtildiği üzere, yayınladığı toplam 36 adet kanun hükmünde kararnameyle, sayısız temel hak ve özgürlüğü ciddi ölçüde sınırlayan ve bazı durumlarda bu özgürlükleri hepten ortadan kaldıran bir dizi “atipik” yola başvurdu. Bireysel gerekçe ya da delil gösterilmeden, yüz binden fazla kamu çalışanı toplu olarak işten çıkarıldı ve içlerinde gazete, televizyon, dernek ve vakıfların da olduğu 2761 tüzel kişilik kapatıldı. Bu kararlara karşı uzun süre açık bir itiraz yolu yoktu. Sonrasında 23 Ocak 2017 tarihli ve 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK), OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonunun (“Komisyon”) kurulmasının ardından OHAL KHK’leri uyarınca görevden alınmış olan on binlerce kişi ve kapatılmış olan çok sayıda kuruluş yargı yoluna gitmeden önce Komisyon’a başvurmak zorunda bırakıldı.

TLSP, Komisyonun çalışmaya başlamasının üzerinden bir yıl geçtikten sonra, OHAL kapsamında alınmış olan önlemlere karşı etkili bir itiraz yolu mu, yoksa mağdurların adalete erişiminde karşılaştıkları başka bir engel mi olduğu temel sorusuna dair bir araştırmada verilmiş olan 193 kararın gerekçeleri, ulusal mevzuat, rapor ve istatistikleri inceleyerek ve yine içlerinde avukatlar, başvuru sahipleri ve uzmanların da bulunduğu kişilerle görüşmeler yapmış, topladıkları nitel ve nicel verilerle bu raporu hazırlamış. Komisyonun bağımsızlık ve tarafsızlığını temin eden yapısal ve pratik güvencelerden yoksun olduğu, OHAL tedbirlerinin incelenmesinde adil ve etkili bir hukuki süreci sağlamada yetersiz kaldığı belirtilen raporda, başvuranların haklarında öne sürülen suçlama veya deliller hakkında önceden bilgi sahibi olmadan yasadışı herhangi bir grup veya kuruluşla hiçbir bağlantılarının olmadığını kanıtlamak zorunda bırakıldığı belirtilmektedir. Günlük yaşam uygulamalarının suç sayıldığı, çoğunlukla istihbarat(?) bilgisine, gizli tanık ifadelerine veya sosyal çevrelerden elde edildiği belirtilen ancak doğrulanamayan bilgilere dayanan kararların başvuranlara bu delilleri tartışma olanağı vermeden alındığı vurgulanan raporda Komisyonun, uluslararası hukukta kabul edilmiş olan etkili başvuru hakkı ilkelerini karşılamadığı sonucuna ulaşılmış.

OHAL’in 19 Temmuz 2018’de sonlandırılmış gibi görünse de, sonsuz bir OHAL biçimine dönüştürülerek iliklerimize işlediği hepimizin malumu. Muhbirlik müessesinin müesses nizamın parçası haline geldiği ve geriye doğru işletilen güvenlik soruşturması kavramının hayatımızın orta yerine konduğu koşullarda, seçilmiş belediye başkanlarından aile hekimimize herkes “terörist” tanımına hak kazanıyor hız kesmeden. Komisyonun kuruluşunu müjdeleyen 685 sayılı KHK çok önemli bir tespitte bulunmuştu zamanında. Devlete sadakat borcumuz olduğunu iddia eden bu KHK, müesses nizamın o zamana dek açıktan itiraf edemediği sadakatin yönünü de ifşa etmişti böylece. Anayasanın 129. maddesinde devlet memurlarının anayasa ve yasalara sadakat borcu olarak belirtilen kavram, bilinçaltımıza doğduğumuz andan itibaren ince ince işlenmeye çalışılan “devlete sadakat” zorunluluğunu kalın harflerle hepimize duyurdu. Bir vali bundan 20 yıl önce “devlet düşmanı” tanımlamasıyla beni Adalet Bakanlığına ihbar ettiğinde en azından “gizli” ibaresini kullanma mahcubiyeti duyarken, Adalet Bakanlığı da belgeyi ilgili savcılığa sevk edip soruşturma talep ederek gizliliğini de kaldırırken “devlete sadakat” açıkça kullanılmadığı gibi, devlet düşmanı olduğuma delil olan işkence raporu da işkence yapanların ceza almalarını sağlayabilmişti. Adına devlet denilen organizasyon seçilmiş politikacılar aracılığıyla verdiği kararları uygular. Elbette bu kararları sorgulamak ve doğru bulmadıklarını kıyasıya eleştirmek, kararların değiştirilmesi için eylemde bulunmak her yurttaşın öncelikli sorumluluğudur. Sadakat devlete, dolayısıyla bu organizasyonu yürüten seçilmiş politikacılara olmaz. Hem politikacıların icraatları hem de yasalar tartışılabilir. Sadakat ancak yurttaşın iyilik halinin sürdürülmesine yönelik olabilir. Bu iyilik halinin nasıl sağlanacağı ve sürdürüleceği de ortaklaşabildiğimiz bir toplumsal sözleşmeye tabiidir. Bir borç varsa, o da devletin yurttaşa sadakat borcudur. 

* Raporun İngilizcesi burada: https://www.turkeylitigationsupport.com/blog/2019/10/15/access-to-justice-in-turkey-a-review-of-the-state-of-emergency-inquiry-commissionnbsp

Türkçe kısa bir özeti de burada: https://www.turkeylitigationsupport.com/blog/2019/10/15/trkiyede-adalete-eriim-ohal-lemlerini-nceleme-komisyonuna-dair-bir-deerlendirme
 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa