19 Ekim 2019 03:30

Kıssadan hisse çıkarmak isteyene

Paylaş

2014 tarihli “Malefiz” filminin tanıtımında “Masalları dinlediniz, şimdi sıra gerçeklerde” sloganı kullanılıyordu. 1959 tarihli Hollywood klasiği “Uyuyan Güzel” filminin kötü karakteri Malefiz’e odaklanan yapım, masalsı bir evren kurmayı başarsa da gerçekçi bir dil yakalamayı başarıyor ve karakterimizin kötü olmakta çok haklı olduğunu gösteriyordu. Çünkü insanoğlunun bitmek bilmeyen hırsları, doğayı kendine köle etme rüyaları karşısında elindeki gücü kullanmaktan başka şansı kalmayan bir perinin dönüşümünü izliyorduk. Öte yandan da yüz yıl uyumaya mahkum edeceği Aurora adlı prensesle ilişkisi ve genç kadının onun buzlarını çözmesinin öyküsüydü. 

İlk filmin başarısının ardından beş yıl sonra devam filmi “Malefiz: Kötülüğün Gücü” bu hafta itibarıyla sinemalarda. Angelina Jolie (Malefiz) ve Elle Fanning’in (Aurora) yine boş rolde yer aldığı yapımın kötü karakteri ise Michelle Pfeiffer, yani insan dünyasının kraliçesi Ingrith. 

Masalların, masal kahramanlarının her kuşakta devam eden gücü döneme göre yorumlanma esnekliklerinden geliyor. Çok basit iyi-kötü karşıtlığını anlatıyormuş gibi görünse de her ikisi de masalla temas kuranın içinde bulunduğu zaman ve kültüre bağlı olarak değişik anlamlar kazanabiliyor. 

“Malefiz: Kötülüğün Gücü” de hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde içinden geçtiğimiz sürece dair birçok şey söylüyor bize. Bu filmde karakterlerimizi bıraktığımız zamandan bir süre sonra Aurora’yı perilerle dolu krallığında mutlu bir şekilde yaşarken buluyoruz. Malefiz de kendisini ormanın derinliklerine çekmiş, sessiz sakin yaşamaktadır. Prens Philip ortaya çıkıp Aurora’yı evlenmeye ikna edince sorunlar başlar. Çünkü Philip bu evliliğin insanlarla periler arasındaki gerilimi bitireceğini, kalın duvarlarla ayrılmış iki dünyayı birleştireceğini düşünür. Ve fakat işler öyle olmayacaktır. Gözünü kendisinden olmayana karşı nefret, sınırlarının hemen ötesindeki canlılara karşı kin ve mutlak iktidar hırsının yarattığı hırs bürümüş Kraliçe Ingrith’in planları vardır. 

Bu kez “Karayip Korsanları: Salazar’ın İntikamı” ile dev bütçeli yapımlara geçiş yapan Joachim Rønning’in yönetmen koltuğunda yer aldığı film fantastik yaratıkların, perilerin, yürüyen ağaçların birbirine geçtiği büyülü bir evren inşa ederken; diğer yandan da bugünün dünyasına dair sözler sarf etmekten geri durmuyor. İktidar hırslarının, türcülüğün ve ırkçılığın yıkıcı sonuçlarına dair de notları var bir kenarda. Malefiz’in bir kez daha öfkesini kontrol etmeyi öğreneceği ve daha da önemlisi köklerini fark edeceği bir film var karşımızda. Üstelik film bugüne dair sözlerini söylerken, referanslarını da mitolojinin derinliklerinden alıyor. 

Öte yandan filmin annelik kavramı üzerine de radikal bir görüşü olduğunu düşünmeden edemiyor insan. 

Kraliçe Ingrith’in kendi öz oğlu da dahil herkesi yakıp yıkmaya doğru ilerleyen serüveni ile Malefiz’in Aurora’yı öz kızı gibi sahiplenişi arasındaki fark bizi bu konuda düşünmeye de itiyor. Aurora’nın bir an Malefiz’den şüphelendiği, Ingrith ile kuracağı kan bağına meylettiği de olmuyor değil. Ama film ebeveynlik meselesinin kan bağından çok daha başka şeylere ihtiyaç olduğunu gösterircesine ilerliyor bir noktadan sonra. 

“Malefiz: Kötülüğün Gücü”, yalnızca inşa ettiği dilin ilginçliğiyle değil saf bir masal olarak da haftanın öne çıkan yapımlarından. 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa