18 Ekim 2019 03:45

Ulusal gurur ve onur!

Paylaş

Son günlerde Suriye’de neredeyse şimşek hızında yaşanan gelişmeler bu ülkedeki tabloyu baştan sona değiştirdi. ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilme -henüz Suriye’den çekilmedi- kararı sonrasında, Rusya’nın desteklediği meşru Suriye yönetimi SDG ile bir anlaşma yaptı ve hızla Menbic ve Kobane’ye girdi. Bu gelişme AKP iktidarının Suriye harekatının zaten temeli olmayan “teröristlerle mücadele” gerekçesini boşa düşürürken, iktidarı uluslararası düzeyde olağanüstü bir yalnızlığa da mahkum etti. Üstelik bu yalnızlığın “onurlu bir yalnızlık” olmadığı da kesin.

Bu gelişmeler Erdoğan iktidarını uluslararası arenada öylesine bir yalnızlığa mahkum etti ki, buradan tek çıkış yolunun oturup Esad yönetimi ile anlaşmaktan geçtiği bir durum ortaya çıktı. İktidar Suriye’yi Esad’tan kurtaracaktı ama, şimdi ortaya çıkan tablo ancak Esad tarafından kurtarılabileceği gerçeğini ortaya koydu. Erdoğan “teröristler güvenli bölgenin dışına çıkarsa harekat biter” demişti, şimdi sınıra meşru yönetim geldi. Bütün yollar oturup Esad yönetimi ile anlaşmaya çıkıyor.

Çünkü onlar için, başını ABD yönetiminin çektiği Türkiye’ye yönelik ambargo ve tecrit durumlarını daha az hasarla atlatmanın başka bir yolu görünmüyor. Kuyruk sıkıştı ve kuyruğu feda etme zamanı geldi. Ya kuyruk feda edilecek, ya da kuyruk iki bacak arasına sıkıştırılarak ufaktan tüyülecek. İki büyük güç arasındaki çelişkilerden ve anlaşmazlıklardan yola çıkarak onursuzca ilerleme politikasının sonuçlarından birisi de her iki güçten de dayak yeme ihtimalidir. Şimdi birinin bunu açıktan yapması, diğerinin ise masa altından tekme atması sadece bir ayrıntıdır. Şimdi yakaya yapışan iki el vardır ve bunlar istediklerini almadan bu yakayı bırakmayacaklardır.

Bu durumu ABD Dışişleri Bakanı da, Türkiye’ye gelmeden önce açıkça ilan ediyor; “ABD’nin amacı ABD-Türkiye ilişkilerini koparmak değil, Türkiye’yi bu tür davranışlara girme kapasitesinden mahrum bırakmak.” Yani diyor ki, ‘haddinizi bileceksiniz, çıkıntı yapan bir müttefik değil, uysal bir müttefik olacaksınız, ama yaptıklarınız da karşılıksız kalmayacak, biraz sopa yiyeceksiniz canınız yanacak, sonra eğer lütfedersek ilişkiler bizim istediğimiz kulvarda devam edecek.’ Açıkça söylenenler bunlar.

Evet ülkeyi yöneten iktidar bu kadar aşağılanıyor, hakarete uğruyor, tekmeleniyorsa bunun nedeni kendisidir, uyguladığı gerici politikalardır. Emperyalist şeflerin dudaklarından dökülenleri emir sayıp boyun eğenler, onlarla iyi geçinerek iktidarlarını uzatmayı hedefleyenler, uluslararası sermayeye ülkeye gelmesi için yalvar yakar olanlar, ülkeyi krizden krize sürükleyenler bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu gerici politikalar zaman zaman sırt sıvazlanma ve takdir görme ile, zaman zaman aşağılanma ve hakarete uğrama ile taltif edilir! Yani madalyonun iki yüzü gibidir.

Birkaç sözde ambargo kararlarını “ülkeye, ulusal gurura hakaret” sayıp, “onur meselesi” ilan edenler için: eğer bir onurdan, “ulusal gururdan” söz edilecekse, “onurlu ve gururlu” davranmanın yolu bu ülkeyi emperyalizme ve ABD’ye mahkum eden iktidara destek vermekten, “ulusal çıkarlar” için iktidarın peşine takılmaktan geçmez. Bu ülkenin ve halkının onurunu beş paralık edenler ülkeyi yönetenlerdir. Bu ülkeyi yönetenler şimdilerde uluslararası arenada cumhuriyet tarihinde hiç görülmediği kadar aşağılanmakta ve hakarete uğramaktadırlar. Bir halk, bir ulus onları savunarak, onların ardına dizilerek onur ve gurur elde edemez.

Onuru ve gurur elde etmenin, onu kazanmanın yolu ülkenin bağımsızlığı ve demokrasisi için mücadele etmekten, ülkeyi bugün yönetmekte olanlardan ülkeyi kurmaktan geçiyor. Emperyalist askeri üsleri ülkeden defetmekten, NATO’dan çıkmaktan, ülkeyi soyup kanını emen emperyalist tekelleri ülkeden kovmaktan geçiyor. “Bugünkü aşırılıklardan vazgeçelim, Batı’yla, müttefiklerimizle yeniden anlaşalım, durumu normale çevirelim” diyenler, bunu mevcut durumdan “çıkış ve kurtuluş” olarak görenler ve göstermeye çalışanlar, ülkeyi yöneten işbirlikçi egemen sınıflara nefes aldırmaktan, ülkeyi daha sağlam bağlarla “müttefiklerine” bağlamaya çabalamaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Kısacası bugün ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtulmasının yolu pansumancılıktan geçmiyor. Büyük sorunlar ve krizler, bunlardan ancak köklü çözümlerle kurtulunabileceği gerçeğini bize gösteriyor. Bu nedenle halk kitlelerinin önünde mücadeleye atılmak dışında başka bir yol görünmüyor. İşçilere söyleyebileceğimiz ise sadece şu; bütün bunlar aynı zamanda sizin sorununuzdur. İşi, ekmeği, özgürlüğü kazanmanın yolu da bu mücadeleye omurga olmaktan geçiyor. Komşu halklarla haklara saygı temelinde kardeşçe ilişkiler kurmak, onurlu ve gururlu bir ülkeye, yöneticilere sahip olmak demokrasiyi kazanmaktan, ülkeyi bağımsızlaştırmaktan geçiyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa