17 Ekim 2019 04:18

Militarizme sığınmak

Paylaş

Bir futbol maçı oynanıyor. Maçın ardından yapılan açıklamalarda, değerlendirmelerde, yorumlarda “Ne mutlu Türküm diyene”, “Asker selamı”, “Mehmetçiklerimize armağan ediyoruz”, “Şanlı bayrağımız”, “Milletimizin duası”, “Allah razı olsun”, “Allah’a şükürler olsun”, “Allah’ın izniyle” gibi laflar yoğun biçimde havada uçuşuyor… Futbolla ne kadar “sağlam” bir ilişki kurduğumuz açıkça anlaşılıyor bu konuşmalardan!.. Bu kadar sığ bir düşünsel donanıma rağmen Türkiye, Avrupa Şampiyonası finallerine gidebilir elbette. Böyle bir grupta sürpriz sayılmaz bu. Lakin Türkiye’nin orada neler yapabileceğine dair işaretlerin umut verdiğini söylemek imkansız. Fransa ile berabere kalındı diye takıma ve oyunculara abartılı övgüler düzmek, sadece ve sadece gerçeklerden kopmak anlamına gelir…

Maçta Fransa 22 şut atmış 9 isabet bulmuş, biz 5 şut atıp sadece birinde kaleyi tutturmuşuz. Fransa 10 korner kazanmış, biz hiç korner kullanmamışız. Alınan 1 puanda en büyük payın kaleci Mert’e ait olduğu konusunda herkes hemfikir… Yani, ne savunmada Fransa’nın hücum girişimlerine ve gol pozisyonu bulmasına engel olabilmişiz ne de hücumda -bir pozisyon dışında- rakip kalede varlık gösterebilmişiz… Oyunu ayrıntılı biçimde sorgulayıp analiz etmek, eksiklikler, yanlışlıklar üzerinde düşünmek ve bunları gidermek üzere çalışmak yerine övgüler düzmek çok daha kolay ve rant getirici tabii. İşin içine bir de vatan, millet, bayrak, dua, Allah, Mehmetçik gibi kavramları sokunca sizden iyisi yok!.. Düşünmek, sorgulamak bilgi gerektirir ki, yapılan konuşmalara bakıldığında onun ne kadarına sahip olunduğu da son derece şüpheli.

Futbolda; favori gösterilen, daha iyi ve üstün oynayan takımların kazanacağının garantisi yok. Oyunun güzelliği ve heyecanı da en çok buradan kaynaklanıyor. Tabii bu pek sık gerçekleşen bir durum değil. Fransa-Türkiye maçı da işte bu tür maçların bir örneğiydi.

Fransa bundan iki sene önce, formunun zirvesinde olduğu dönemde, evinde Avrupa’nın en mütevazı ekiplerinden Luksemburg ile de 0-0 berabere kalmıştı. Ama bu skor elbette Luksemburg’un futbolda büyük aşama kaydetmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmamıştı.

Şenol Güneş, maçın analizine önce Allah’a şükrederek sonra da oyuncularının iyi niyetli ve gayretli olmasından söz ederek başlıyor… Orada da kalıyor. Daha öteye gitmiyor ya da gidemiyor… Milli Takım’da forma giyen oyuncuların “iyi niyetinden”, “gayretinden” şüphe edilebilir mi ki, bunu vurguluyor Güneş? Bu mantıkla, mağlup olunan maçların ardından bütün sorumluluk “kötü niyetli ve gayretsiz” oyunculara yüklenebilir!..

Futbolcular zaten Fransa’dan deplasmanda alınan 1 puanın sevinciyle adeta kendilerini kaybetmiş durumda. Hepsinin ağzından hamaset dolu hezeyanlar dökülüyor…

Kafayı asker selamına takmış spikerler ve yorumcular, Fransız yönetmenin futbolcuların asker selamı verdiği anları ekrana getirmemesini ısrarla kınayarak bu “coşkulu” ortama ellerinden gelen katkıyı sunuyorlar!..

Maç sonu ortamına, milliyetçi-militarist histerinin zirveye ulaştığı bir tür cinnet hali hakim!..

Aynı akşam Bulgaristan’daki Bulgaristan-İngiltere maçında, Bulgaristanlı ırkçı taraftarlar bir yandan Nazi selamı verirken, diğer yandan İngiliz Milli Takımı’ndaki siyahi futbolculara yönelik olarak ırkçı taciz ve sataşmalarda bulunuyorlar…

Avrupa’daki bazı medya organlarının, Türkiyeli oyuncuların asker selamı ile Bulgaristanlı taraftarların Nazi selamını aynı başlık altında vermesini bizim medyamız “skandal” olarak niteliyor. Oysa herkes bilir ki, faşizm, ırkçılık ve militarizm her zaman kol kola yürür. Bunlar insanlığın, birbirinden ayrılmaz baş belalarıdır. İçlerinden birisi ön plana çıksa bile, diğer ikisi hemen yanı başındadır.

Muktedirlerin “emir eri” olma sevdalısı besleme medya şunu bilmeli ki asıl skandal, savaşı, ölmeyi, öldürmeyi olumlayan/kutsayan hastalıklı düşünceleri spora sokmak ve sporu bu düşüncelerin propagandasına alet etmektir…

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa