Bazen 36, 514’ten büyüktür!


24 Haziran 2011 03:05

Önce yedi milletvekili adayını “veto” ederek Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu seçimleri boykot etmeye zorladılar. Olmadı!

Sonra hiç kimsenin gündeminde olmayan bir “yemin krizi provokasyonu”na giriştiler. Bu da tutmadı!

Şimdi ise Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürerek, Emek Demokrasi ve Özgürlük Blok’unu hizaya getirmeye, olmazsa Meclis dışına iterek ondan kurtulmaya çalışıyorlar. Bunda başarılı olacaklar mı? Bunu da göreceğiz yakında!   

Her şeyden önce belirtelim ki; Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun, Diyarbakır Milletvekili Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesi her halde Türkiye siyasi tarihinin “kara” sayfalarından birisi olacaktır. YSK tarafından “Milletvekili olmasında sakınca yoktur” diye adaylığına olur verilen, halk tarafından milletvekili seçilen, arkasından Diyarbakır İl Seçim Kurulu tarafından milletvekili seçildiğine dair mazbatası verilen bir kişinin, YSK tarafından vekilliğinin düşürülmesi, elbette kendi başına bir skandaldır. Hukukun, vicdanın, ahlakın kabul edebileceği bir şey değildir, böyle bir uygulama.

Tabii ki sadece YSK’nın da değil, Hükümetin ve seçimde yüzde 50’ye yakın oy alan AKP’nin, onun “Ben her haksızlığa müdahale ederim. Huyum böyle!” diye meydanlarda kükreyen liderinin de bu büyük haksızlık karşısında sessiz kalması, hatta laf ebesi sözcülerinin “yargı kararı” gerekçesi arkasına sığınarak olanların ve artan milletvekillerinin sayısının keyfini çıkarması da skandalın boyutlarını genişletmiş bulunmaktadır. Dahası, Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi için, YSK’ya AKP başvurmuştur. Ve Diyarbakır’dan, YSK’nın Dicle’nin yerine “milletvekili tayin ettiği” kadının bu kararın çıkması için adeta YSK’nın önünde yatıp kalkması da göstermektedir ki AKP’nin öyle “Yargı kararıdır. Biz taraf olamayız” tutumu asla inandırıcı değildir. Hele sorun, YSK tarafından onaylanıp, “kesin sonuç” olarak Resmi Gazetede ilan edildiğine göre, sorunun çözümü artık doğrudan AKP başta olmak üzere Meclisteki partilerle olacaktır.

Ortadaki sorun, hukukla; yasayla açıklanabilir bir sorun değildir. Dahası sorun, AKP’nin üç, CHP’nin beş, MHP’nin şu kadar milletvekilliğinin iptal edilmesi gibi, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun bir milletvekilliğinin iptal edilmesi değildir.

Sorunun “iki çözümü” vardır artık. Birinci çözüm; AKP çoğunluğundaki Meclis, “hukuk”, “yargı; “YSK” demeyi, provokasyon teorileri geliştirmeyi bırakır, sorunu çözmek üzere gerekli yasaları değiştirmeyi gündeme alır ve sorunu çözer. Eğer istenirse bu, hemen, milletvekilleri yemin ettikten sonra ele alınıp bir iki günde çözülebilir bir şeydir.

Sorunun “ikinci çözümü” ise “halkın çözümü”dür. Meclis çözmezse halk kendi çözümünü üretecektir. Bunun ilk işaretleri de sokaklarda ortaya çıkmış; Diyarbakır, Ankara, İstanbul gibi kentlerde ortaya çıkan halk eylemlerinin yayılacağını ve talep elde edilinceye kadar da süreceğini söylemek abartı olmaz. Çünkü içinden geçtiğimiz günler, 36’nın 514’den büyük olduğu günlerdir ve seçilmiş 36 milletvekilinin halk ve demokrasi güçleriyle birleşmesi, “Seçme hakkının çiğnenmiş olması”na tepki göstererek, “Hakkını geri istemesi”, Meclisteki 514 milletvekilinden daha büyük bir gücü seferber edebilecektir.

Şu anlaşılmalıdır ki; bugün Türkiye’nin içinden geçtiği koşullarda, AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin ne kadar çok milletvekili olursa olsun; Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin başlıca büyük sorunlarının çözümü, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun varlığı ile bağlantılıdır. Bu yüzdendir ki kimi faşizan ulusalcı çevrelerden açıkça ya da AKP’den üstü örtülü biçiminde Blok vekilleri için “Katılmazlarsa katılmasınlar!” biçimindeki tepki, sadece Türkiye’yi daha büyük sorunlarla yüz yüze getirir. Bu yüzden de Meclis, hızla karar vermek Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun milletvekillerinin “Sorun çözülmezse Meclise girmeyeceğiz” kararını da bu ciddiyetle değerlendirmek zorundadır.

evrensel.net
www.evrensel.net