10 Ekim 2019 00:23

İpin ucu

Paylaş

Türkiye’de başta ücretli emekçiler olmak üzere, geniş halk kesimleri açısından uzun süredir fiilen bir ‘kemer sıkma’ süreci yaşanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yenilenmiş ‘yeni ekonomik program’ (YEP) sunumunu yaptığı günden itibaren çift haneli zam yağmuru yeniden başladı. Bakan Bey’in ‘Ekonomideki her iyileşmeyi vatandaşlarımıza yansıtmaya devam ediyoruz’ ifadesinin hakkını verircesine önce elektriğe yüzde 15 zam, ardından köprü, otoyol, tren biletleri ve posta ücretlerine yüzde 20 zam yapıldı.

Yeni YEP’te açıklanan enflasyon hedefini şimdiden geçersiz hale getiren ve devamı beklenen yüksek oranlı zamlar duracak gibi görünmüyor. Emekçilerin ücret ve maaşları IMF tavsiyesine uyularak adeta baskılanırken, milyonlarca emekçi ailesinin en temel masraflarının belirgin bir şekilde artmasının uzun süredir yaşanan yoksullaşma sürecini daha da hızlandırması kaçınılmaz.

Bakan Bey, geçen yıl birincisini bu yıl da ikincisini açıkladığı YEP’te, enflasyonu düşürmek için kamunun belirlediği bazı fiyat ve ücretlerin gerçekleşen enflasyon oranı yerine hedeflenen enflasyon oranı kadar artırılacağı sözünü vermişti. Ancak yeni YEP’in daha mürekkebi kurumadan başlayan yüksek oranlı zamlar, geçmiş yıllarda IMF’nin Türkiye’de uyguladığı kemer sıkma politikalarını hatırlatan yeni bir ‘acı reçete’ döneminin başladığını gösteriyor.

Büyük bölümü halktan toplanan vergilerden oluşan bütçe gelirleri, eylül ayında bir yıl öncesine göre aylık yüzde 13 azalırken, aksi yöndeki tüm söylemlere rağmen, ekonomide hâlâ yaprak kımıldamadığı için bütçe açığı sorunu sürüyor. Bütçe açığı arttıkça açığı kapatmak için iktidarın elinde yeni zamlar, vergi artışları ve borçlanma dışında fazla seçenek kalmadı. Temel tüketim ürünlerine yönelik zamlar ve yakında açıklanacak olan yeni vergi artışları ile bütçede açığı kapatılmaya çalışılırken diğer taraftan enflasyonun yeniden artışa geçmesi kaçınılmaz olacak.

Gündemden hiç düşmeyen zamlar ve olası vergi artışlarının asıl nedenlerinden birisi de, başta enerji ve inşaat alanında olmak üzere, çeşitli alanlarda batmak üzere olan yandaş şirketleri kurtarmak ve Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) ile yapılan köprü, otoyol, şehir hastaneleri ve havalimanları için verilen ve milyarlarca lirayı bulan ‘müşteri garantisi’ ödemelerini yapabilmek. Ülke ekonomisi o hale geldi ki, yabancı yatırımcıyı çekebilmek için yabancı sermayeye hesap kitap yapılmadan yeni ‘alım garantileri’ teklif edilmeye başlandı.

Erdoğan’ın yapılırken ‘Cebimizden beş kuruş çıkmadı’ diye övündüğü köprü ve otoyollarda ‘müşteri garantisi’ belirlenen hedeflerin çok altında gerçekleşti. Böyle olunca, tıpkı Deli Dumrul hesabında olduğu gibi, köprü ve otoyolları hiç kullanmayanlar, kullananlardan çok daha fazla para ödemek zorunda kalıyorlar. Köprü ve otoyollardaki geçişleri bile doğru tahmin edemeyerek milyarlarca lira zarara neden olanların, son olarak Suriye hamlesiyle çok daha tehlikeli maceraların içine girmesinin, her açıdan altüst edilmiş bir ekonomiyi nereye götüreceğini tahmin etmek hiç zor değil.

İktidarın iç ve dış politikada atmaya devam ettiği tutarsız ve riskli adımlar, zaten yeterince kırılgan olan ülke ekonomisini tamamen pamuk ipliğine bağlı hale getirdi. Bu nedenle en küçük bir olumsuzluk yaşandığında ekonomik göstergeler anında bozulabiliyor. Bütün bunlara rağmen iktidarın bilinen nedenlerle yeniden savaş politikalarına yönelmesi ve ülkeyi sonu görünmeyen bir karanlığın içine çekmesi, ipin ucunu çoktan kaçırdıklarını gösteriyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa