09 Ekim 2019 00:13

Suriye, Türkiye toprağı değil!

Paylaş

Haftaya, ABD’nin, AKP iktidarının ısrar ettiği Fırat’ın doğusuna yönelik operasyona yol verdiğine dair haberle başladık.

ABD Başkanı Trump, önce, Suriye’den çekileceklerini ve bölgedeki tutuklu IŞİD savaşçılarıyla Türkiye, Avrupa, Rusya ve Kürtlerin ilgilenmesi gerektiğini söyledi. ABD’de de çok tartışılan bu adımın ardından Pentagon olarak da bilinen Amerikan Savunma Bakanlığı, ABD’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine planladığı operasyonu hiçbir şekilde onaylamadığını ve Amerikan ordusunun da desteklemediğini duyurdu. Genel olarak Trump’ın arkasında duran Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnell bile, “ABD kuvvetlerinin Suriye’den çekilmesinin yalnızca Rusya, İran ve Esad rejimine fayda sağlayacağını” söyleyerek ve “Türkiye ile Suriye’deki ortaklarımız arasındaki büyük yeni çatışma, Türkiye’nin ABD ile olan bağlarına zarar vermesine ve dünya sahnesinde Türkiye’nin daha fazla tecrit edilmesine yol açacak” diyerek, Trump’ın ilk açıklamasına tavır aldı.

Savaş diplomasisinin günün manşetinde durduğu pazartesi günü Trump’ın Twitter hesabından yaptığı yeni açıklama, henüz detaylarını bilemediğimiz bir sınırın ilanıydı: “Daha önce de açık bir şekilde söylediğim gibi, tekrar ediyorum, eğer Türkiye benim müstesna ve eşsiz bilgeliğimle belirlediğim sınırların dışına çıkarsa (Daha önce yaptığım gibi) Türkiye ekonomisini mahvederim.” Pentagon’un, Türkiye’nin Birleşik Hava Operasyonları Merkezi tarafından Suriye’de hava görev emrinden çıkarıldığını ve Türkiye’ye keşif ve gözlem verilerinin sağlanmasının durdurulduğunu açıklaması ise kritik önemdeydi. Türkiye’ye hava sahası kullanma yasağı anlamına gelmese de, “Askeri destek vermeyeceğiz ve mümkün mertebe de güçlük çıkaracağız” biçiminde okunabilir bu karar.

Rusya’dan operasyon konusundaki ilk açıklamada, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un, “Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamaya yönelik eylemlerini biliyoruz ve kabul ediyoruz.” ifadelerinin, Suriye krizinin çözümünde ve diğer sorunlarda Suriye’nin toprak bütünlüğünün ‘başlangıç’ noktası olduğu vurgusuyla birlikte yer alması da net bir mesajdı.

Beklendiği gibi Rusya, Türkiye ile ABD’yi karşı karşıya getirme politikasıyla bağlantılı olarak, Türkiye’ye Suriye’de kalıcı olamayacağının altını çizdiği bir destek vermiş oldu. Bu destek, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt silahlı güçlerinin zayıflamasının onları Şam’a yaklaştıracağı biçimindeki Suriye yönetiminin beklentisiyle de uyumluydu.

Özetle, bu operasyonda Türkiye’nin önünde siyaseten bol mayınlı bir tablo var.

Vurgulamadan geçmeyelim. ABD’nin Irak Kürdistan’ından sonra Suriye Kürtlerine dair bu tavrı, kendi çıkarlarına bağlı olarak çeşitli satış biçimlerine açık olduğunun teyididir.

Bu savaşın Türkiye’de iktidar ve devlet bakımından anlamlarına dair de şu noktaların altını çizebiliriz. Son seçimlerin de gösterdiği gibi, giderek güç kaybına uğrayan, içinden iki parti girişimi çıkan Erdoğan liderliğindeki AKP, bu savaşı, iktidarını tahkim etmek için bir fırsat olarak görüyor. Gerçekten bu savaş, AKP’nin bu beklentilerine yanıt verir mi? Yanıtı AKP açısından düne göre daha zor olan bir soru bu.

Bu arada, bu harekatı sadece AKP’nin içerideki sıkışmışlığıyla açıklamak, bir dizi başka faktörü atlamaya yol açabilir. AKP, yaşadığı kitle desteği kaybına rağmen devlete, bürokrasiye hakim durumdaki bir parti olarak kuşkusuz bu savaş bakımından temel siyasi aktör durumunda.  Bununla birlikte bir de bunu destekleyen tarihsel bağlam var. 2007 yılında MİT’in kuruluşunun 80. yılı vesilesiyle Dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’in dile getirdiği, “Bu süreç içinde Türkiye, gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakma ya da ‘Bekle-gör-tavır al’ taktiği ile sınırlama lüksüne sahip değildir” vurguları, aktif ve operasyonel dış politikaya dair bir stratejinin ilanıydı.

Daha geriye gidildiğinde de, Türkiye’nin devlet ajandasında, bulunduğu coğrafyayı Osmanlı’nın bakiyesi olarak görme anlayışı hep vardı. Suriye savaşı boyunca da bu anlayışın, kendisine sızacak çatlaklar aradığına tanıklık ettik. Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de, Gaziantep Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak, el Bab’da İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Azez’de İslami İlimler Fakültesi ve Afrin’de de Eğitim Fakültesi kurulacağına dair olarak yayımlanan karar bunun bir göstergesiydi. Suriye’de ‘güvenli bölge’ adı altında yeni pozisyonlar oluşturulmasına dair hamle de bir başka göstergesi.

Bağlarken, şunu vurgulamak gerekiyor; Suriye, Türkiye toprağı değil. Ve Türkiye’nin Suriye sınırındaki Kürtler de ‘düşmanımız’ değil. Türkiye için asıl tehdit, Suriye sınırındaki olası bir Arap kuşağı içinden filiz verebilecek yeni IŞİD’ler olur.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa