06 Ekim 2019 00:25

Selim İleri, edebiyat ve sinema

Selim İleri, edebiyat ve sinema
PAZAR
Paylaş

80’li yılların başları. Darbe sonrası sessizliği, kopuşlar, yeni şekillenmeler. Hayata ve zulme karşı kendini savunma, ayakta ve hayatta kalabilme çabaları. Hayatın sonu belirsiz biçimde yeniden biçimlendirilmeye başlandığı günler.

İnsanların toplumsaldan koparıldığı, kimsesizleştirdiği günlerde daha da yalnızlaşan birey, kendi iç dünyasına dönüyor, bireysel yolculuğunu ve arayışını zaman zaman metafizik savrulmalarla kişisel dünyasında sürdürmeye çabalıyordu.

Toplumsal dönüşümün etkileri ve darbenin yarattığı boşlukta sinema ve edebiyat da bireyin iç dünyasına, kişisel arayışlarına, içsel yolculuğuna yönelir. Daha çok da yenilmiş, yanılmış, hayal kırıklığı yaşamış, yalnızlaşmış bireylerin içsel/düşsel yolculuğuna… Bu durum sinemaya daha sonra kimilerince “bunalım filmleri” olarak adlandırılan bireyin iç yolculuğunu, arayışlarını anlatan filmler olarak yansıyordu.

12 Eylül 1980 sabahına uzanan süreçte yaşananlar ve sonrasındaki büyük altüst oluş, büyük dönüşüm sinemaya da yansır, etkiler. Sinemayı yapanlar da bu süreçleri yaşayan, değişen dönüşen insanlardır sonuçta. 12 Eylül öncesinin sancılı yıllarında insanlar her bakımdan kıstırılmış, bastırılmış, boğulmuş; duygularını, düşüncelerini, isteklerini gizlemek, yok etmek, bastırmak zorunda kalmışlardır. Yasaklarla örülü böyle bir süreci yaşayan aydınından emekçisine yorgun kesimler için darbe ve sonrası ‘kurtarıcı’ gibi algılanmıştır.

12 Eylül’ün ve Özal döneminin yarattığı ve ne yazık ki başarılı da olduğu en büyük tahribat, bütün bir toplumun apolitikleştirilmesi ve toplumun baştan ayağa yeniden örgütlenmesi, dönüştürülmesidir.

Bir süre sonra yaşanacak Özal’lı cilalı “yükselen değerler” dayatmalı 12 Eylül yıllarında, o güne dek hiçbirimizin hayal bile edemeyeceği kadar köklü, geri dönüşsüz, acımasız, insan/insanlık düşmanı dönüşümler yaşanacaktır.

Bir yazımda şöyle demiştim o günlerde, “Belki de cumhuriyet tarihinin en fazla ve en hızlı insan kirlenmesinin yaşandığı bir dönemden geçtik, geçiyoruz. Yeni bir kültür, yeni bir insan tipi oluşturulmaya çalışıldı. Kıskanç, hırslı, bencil, faydacı olan bu yeni insan tipi en yakın dostlarına bile bürokrat ve hoyrat davranmayı erdem sayıyor.”

Her şey değişmişti. Geçmiş yıllarda var olan güzellikler yok olmuş, değişmiş, yerini başka şeyler, “yükselen değerler” almıştı. İnsanlar artık Üç Arkadaş filminde izlediği (Hatta belki de çocukluğunda yaşadığı) sevgi, dostluk ve dayanışma ruhunu, o günün dünyasında bulamıyordu.

Hayat değişiyor, yeni keşifler yaşanıyordu. Edebiyatta o güne dek takipçisi olduğumuz tek türün dışında türler, sinemada da klasik Yeşilçam sineması dışında da (Geçmişte çok az öncü yönetmenin, senaristin çabasıyla yapılmaya çalışılan) bir sinema olabileceğini görüyorduk.

İşte benim kişisel arayışlarımda, yolculuğumda edebiyatta, sinemada yeni keşifler yaşamam o yıllara, o günlere denk geliyordu. (Nâzım Hikmet, Yılmaz Güney, Aziz Nesin, Ahmet Arif, Enver Gökçe, Erkan Yücel, Ahmet Kaya gibi döneme, koşullara göre değişmeyen değerlerim hep oldu)

Selim İleri, Demir Özlü, Ferit Edgü, Tezer Özlü, Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Oğuz Atay, sonrasında Mehmet Eroğlu, Orhan Pamuk gibi yazarları ve dünyalarını keşfetmem, okumam o yıllara denk geliyordu.

Yanılmıyorsam Selim İleri’nin ilk okuduğum, sonrasında da bağlanıp, yayımladığı her kitabı neredeyse aynı gün alıp hemen okuyup bitirecek kadar etkilenmemi, bağlanmamı sağlayan kitapları Dostlukların Son Günü, Yaşarken ve Ölürken, Cehennem Kraliçesi, Pastırma Yazı, Cumartesi Yalnızlığı, Destan Gönüller, Her Gece Bodrum, Ölüm İlişkileri, Bir Akşam Alacası adlı kitaplarıydı.

Romanlarında ve öykülerinde bireyin iç dünyasını, arayışlarını, düş kırıklıklarını başarıyla yansıtan Selim İleri, okuduğum ilk eserlerinde bireyler arasındaki iletişimsizlikleri, çatışmaları da ön plana çıkarıyordu.

Öykülerinden de romanlarından da çok etkilenmiştim. Sonra sinemaya olan ilgisinden, senaryo çalışmalarından, çalıştığı, yönettiği filmlerden haberdar olmuş, o filmleri izlemiştim. Dahil olduğu, katkıda bulunduğu filmler de edebiyat çalışmaları kadar etkilemişti beni. Örneğin ilk izlediğim, senaryolarını yazdığı Yaralı Kurt (1972, Ö. Lütfi Akad), Bir Demet Menekşe (1973, Zeki Ökten) ve Asker’in Dönüşü (1974, Zeki Ökten) katkıda bulunduğu sonraki filmleri gibi Yeşilçam’ın genel çizgisinden farklı, aykırı, sıra dışı, nitelikli çalışmalardı. Tıpkı kendisinden önce Yeşilçam’a destek veren Nâzım Hikmet, Attila İlhan, Vedat Türkali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir gibi Yeşilçam’ı küçümsemeden içinde olmuş, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Ömer Kavur gibi önemli yönetmenlerle birlikte çizgi dışı filmler üretilmesine katkıda bulunmuştur.

1949’da İstanbul’da doğan Selim İleri’nin çocukluğu gençliği Cihangir ve Kadıköy’de geçer. İlk öykü kitabı Cumartesi Yalnızlığı 19 yaşında yayımlanır. Lise eğitimine Galatasaray Lisesinde başlamış sonra Atatürk Erkek Lisesine geçmiştir. Atatürk Erkek Lisesini 1968 yılında bitirir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini yarıda bırakır. Romanları ve öyküleriyle edebiyat çevresinde geniş yankılar uyandıran Selim İleri 1976’da Dostlukların Son Günü’yle Sait Faik Hikaye Armağanı’nı, 1977’de Her Gece Bodrum’la Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü alır. Yaşarken ve Ölürken (1981) Milliyet Sanat dergisince yılın romanı seçilir. Kırık Bir Aşk Hikayesi adlı senaryosu sinema yazarlarınca 1982-83 mevsiminin en iyi senaryosu ödülüne layık görülür. Ödülleri bu kadar değildir Selim İleri’nin dahası da vardır.

SELİM İLERİ SİNEMADA

Selim İleri sinemaya senaryo yazarı olarak adım atar. İlk olarak Lütfi Akad’ın yönettiği Yaralı Kurt (1972) filminin senaryosunu kaleme alır. 1989’da ilk filmi olan Hiçbir Gece’yi yönetir. Üç cümleyle ‘kısaca’ özetlediğim bu senaryo yazarlığı, yönetmenlik serüveninin başlangıcını ve öyküsünü açalım: Dostluğu, arkadaşlığı olan, evine gidip geldiği Kemal Tahir’in evinde Yönetmen Halit Refiğ’le tanışır. O dönemlerde Yeşilçam filmlerinin, Türk sinemasının iyi bir seyircisidir. Bugün artık ne yazık ki olmayan Beyoğlu Lüks, Elmadağ Şan ve Pangaltı İnci sinemalarında aralıksız ve sayısız yerli filmler izler. Sinemamızın yeni senaryo yazarlarına gereksinim duyduğunu düşünen Halit Refiğ, Selim İleri’ye “Yazmayı düşünür müsünüz?” diye sorar. Senaryo yazarlığı konusunda en küçük bir bilgisi olmayan fakat sinemanın büyülü dünyasını seven Selim İleri “Artık senaryo yazacak, kıyısından köşesinden sinema dünyasına girecektim!” diye düşünür, sevinçten havalara uçar.

Not: Haftaya, Sinemada Selim İleri filmleri…

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa