04 Ekim 2019 00:35

AB, Türkiye’nin sığınmacı baskısına dayanabilecek mi?

Paylaş

AB ile Türkiye arasından 2016’da imzalanan ve 2022’ye kadar geçerli olan Sığınmacı Anlaşması’nda sona yaklaştıkça, Cumhurbaşkanı Erdoğan AB’den daha fazla taviz koparmak için tehditleri artırıyor. Her fırsatta, Türkiye’deki sığınmacıları Suriye sınırında kurulacak “güvenli bölgede” yapılacak konutlara yerleştirmek istediğini söyleyen Erdoğan, anlaşılan o ki, kurmayı hedeflediği kentlerin faturasını da AB’ye ödetme niyetinde.

Bu nedenle yeni bir pazarlık için koşulları zorluyor. Bunun en iyi yolu ise komşu ülke Yunanistan’a sığınmacıların geçişine göz yummak...

Birleşmiş Milletler Sığınmacılar Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından verilen bilgiye göre, bu yılın başından beri Türkiye’den Yunanistan’a Ege üzerinden 35 bin 800, karadan 9 bin 700 sığınmacı geçiş yaptı. Böylece daha yıl bitmeden yaklaşık 45 bin sığınmacı AB topraklarına ayak basmış oldu. Yıl sonuna kadar sayının 50 bine ulaşacağı tahmin ediliyor. 

Der Tagesspiegel gazetesinde önceki gün yer alan habere göre, Yunanistan’a geçiş yapanların büyük çoğunluğu Afganistanlılar. Bunların çoğu Türkiye’de kayıtlı sığınmacı konumunda değil. Kayıt yaptırmaları durumunda Türkiye’nin geri göndereceğini bildikleri için korku içerisindeler. Gelen Afganların yüzde 20’sini tek başına yola çıkan çocuklar oluşturuyor. 

Bu kadar fazla geçiş doğal olarak Yunanistan adalarında insani felakete yol açmış durumda. Geçen hafta 3 bin kişinin kalması gereken, ancak 12 bin kişinin yerleştirildiği Midilli’deki Moria kampında çıkan yangın daha büyük felaketlerin habercisi.

Yunanistan’ın iltica başvuruları netleşene kadar sığınmacıları adalarda tutma kararı da felakete davetiye çıkarıyor. Yeni muhafazakar hükümet, felaketin önüne geçmek için sığınmacıları ülke içinde dağıtacağını açıkladı.

Ancak buna rağmen sorun çözülmeyecek.

Türkiye’den Yunanistan’a geçiş yapan her sığınmacı aynı zamanda AB’nin doğrudan sorunu haline geliyor. Bunun farkında olan AB ülkeleri, 2015’tekine benzer bir akının olmaması için önlem peşinde.

Bu çerçevede bugün Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Fransa İçişleri Bakanı Christophe Castaner ve AB Göç Komiseri Dimitris Avramopoulos’tan oluşan bir heyet Türkiye’yi ziyaret ediyor. Heyet dün de Yunanistan’da temaslarda bulundu.

Ziyaret öncesinde yazılı bir açıklama yayımlayan Seehofer şöyle diyor: “Ege’deki göç hareketi dikkatlerimizi daha fazla bu bölgeye yöneltmemize neden oldu. Bunu ciddiye alıyorum ve erkenden harekete geçiyorum. 2015’te olanlar bir kez daha tekrarlanmayacak.” (www.bmi.bund.de)

Ziyaret sırasında Türkiye’den 2016’da verdikleri sözleri tutması için AB’nin baskıyı artırma niyetinde olduğu sır değil. Zira anlaşma gereğince, Yunanistan’ın ilticasını kabul etmediği sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderilmesi gerekiyor. Alman basınında yer alan haberlere göre, on binlerce sığınmacı Türkiye’ye geri gönderilmeyi bekliyor.

Türkiye tarafı da AB heyetinin anlaşmayı hatırlatmak için geldiğinin farkında. Bunun için AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “En iyi savunma saldırıdır” anlayışından hareket ederek, AB ülkelerini rüşvet siyaseti yapmak ve insani açıdan sınıfta kalmakla suçlayarak, mülteci sorununa tek çözümün Suriye’de oluşturulacak "güvenli bölge" olduğu söyledi. Erdoğan da hafta başından beri aynı açıklamayı yapıyor.

AB’nin daha fazla sığınmacının Avrupa’nın merkezine ulaşmaması, kenarda kalması için devreye koyduğu bütün önlemlerin insanlık dışı sonuçlara yol açtığı doğrudur. Zira, Suriye, Irak ve Afganistan’da savaşa, işgale ortak olan ülkelerin sığınmacılara dönüp “Neden ülkenizi terk ediyorsunuz” demesi kabul edilemez.

Ancak aynı durum Türkiye için de geçerli. Özellikle Suriye savaşının yaratmış olduğu ağır yıkıntıda Türkiye’nin hiçbir suçunun olmadığını söyleyip işin içinden çıkmaya çalışmak da insani değil.

Suriye sınırına “sığınmacı kentleri” kurmanın da hiçbir insani boyutu bulunmuyor. Kürt bölgesinin nüfus yapısını değiştirmek ve TOKİ’ye iş çıkarmak Türkiye hükümetinin önceliği. Hele bir de Erdoğan’ın inşa edilmesini istedikleri kentler konusunda yaptığı ayrıntılı konuşmalar, adeta bölgede müteahhitliğe soyunduğunu gösteriyor.

Nasıl ki; Yunanistan’ın gelen sığınmacıları adalarda tutması sorunu çözmek yerine büyüttüyse, Türkiye’nin “güvenli bölge” planı da sorunu çözmeyecek.

AB için ise önemli olan daha fazla sığınmacının AB’ye geçişinin önüne geçmek. Gerisi çok önemli değil. Bu bakımdan, Türkiye’nin sığınmacıları AB sınırlarından uzak tutacak her planı AB’den destek görebilir. Bunun için gerektiğinde ek maddi yardımların verileceğinden şimdiden söz ediliyor.

Erdoğan’ın niyeti de zaten AB’ye baskıyı artırarak, 2022 sonrası için de maddi yardım koparmak. Bunu elde etmek için her fırsatta sığınmacıları AB’ye karşı bir şantaj malzemesi olarak kullanması gerekiyor.

Devletler arasında yapılan pazarlıkların asıl faturasının sığınmacıların canıyla ödendiğini Ege ve Akdeniz’deki ölümler yeterince ortaya koyuyor.

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa