03 Ekim 2019 23:30

Anlaşma yok, itaat var!

Paylaş

Muhalefet partilerinin IMF ile görüşmeleri üzerine koparılan fırtınayı hep birlikte izledik. Ama bu fırtınanın kaldırdığı toz bulutunun gizlediği başka bir gerçek hiç sorgulanmadı. Yani IMF niye gelmişti ve iktidarla neyi görüşmüştü, gerçeği. Muhalefet partileri önce eveleme gevelemelerle kendilerini savundular, sonrasında, o da bilmem kaçıncı “yeni ekonomik programın” açıklanmasından ve bu programın IMF isteklerini sadakatle uygulama anlamına gelen maddelerinden sonra, “IMF ile asıl görüşen iktidar” demeyi akıl edebildiler.

IMF iktidardan neleri talep ediyordu? Ücretler sefalet ücreti olsun, taban fiyatlarını düşük tut, devlet harcamalarını kıs ki, borç ve faiz ödemeleri garanti altına alınmış olsun, vergileri yaygınlaştır, kıdem tazminatını hallet, “sosyal yardımları” mümkün olduğunca azalt, bankaları güçlendir vb. Ekonomi bakanı yeni açıkladığı “yeni ekonomik programda” bunlara harfiyen uyacaklarını açıkça ilan etti. Yani bütün ülke şunu gördü ki, IMF ile sözde bir anlaşma yoktu ama taleplerine sadakatle itaat edileceğinin ilanı vardı. Bütün olup bitenin özetinin özeti buydu.

Peki ülke bu tip programlara yabancı mı? Öncesini bir yana bırakalım, 24 Ocak kararları, AKP iktidarının sadakatle uyguladığı Kemal Derviş programı aşağı yukarı yukarıdaki uygulamaları içeren programlardı. Üstelik bu programlar ülkedeki krizleri kapitalizmin olağan akışına da teslim etmiyor, krizin belli süreler içinde patlamasını da garanti altına alıyordu. Böylece ülke bir taraftan dünya ekonomisinin dalgalanmasına ve istikrarsızlığına bağlı olarak zaten krizlere yuvarlanırken, diğer taraftan bağımlılık ilişkilerinin tetiklediği krizlere de -hani şu bir tweetle altüst olmalar- hazır hale geliyordu. Uygulanan ekonomi programları da bunu garanti altına alıyordu.

Zaten iktidar kriz patladığından beri neler yapıyor? Yukarıda uygulanacağını ilan ettiği programın, özellikle işçi ve emekçileri, geniş halk kitlelerini ilgilendiren ve onlara hayatı zindan eden uygulamalarını tek tek hayata geçiriyor ve bu arada “Kendi bulduğu çözümleri” de sergiliyor. Yani İşsizlik Fonu’nun yağmalanması, buranın patronlara, bankalara peşkeş çekilmesi, şirketlerin, bankaların zararlarının “kamuya” devredilmesi, bütün bu uygulamaların yeniden halkın üzerine zam vergiler olarak dönmesi vb.

Ama kapitalizmin yasaları ne diyordu? Bir şirket zarar ediyorsa ve kendi çabaları ile bu durumun üstesinde gelemiyorsa hem kârsız, hem de verimsizdir. O halde piyasanın kurallarına göre iflas etmesi ve piyasadan silinmesi gerekir! Ama hayır. Bugün kural hem ülkede hem de dünyada başka işliyor. Yani dev şirketler halkın parasıyla “kurtarılıyor” kârlar patronların cebine giderken zarar halkın sırtına yıkılıyor. Özcesi zararlar devletleştiriliyor, kârlar özelleştiriliyor. Bunu yapan ve garanti altına alan ise sermaye sınıfının devleti. Bu “kurtarmalarda” “yandaşların” vb’nin kayırılması, onlara öncelik verilmesi belirli keyfiyet ve ayrıcalık içerse de bu durum işin özünü değiştirmiyor.

Bu “kurtarma” programlarında halkın kurtarılması yer almıyor! İşçi ve emekçi halk batacak sermaye ve patronlar onların sırtına basılarak yükselecek ve kurtarılacak. Aslında dolaylı yoldan halka şu denmiş oluyor; kardeş bizden sana bir umut yok, sen bizim için sermayeye peşkeş çekilecek bir malzemesin! Eskiden sana zehirli üzeri çikolata kaplı haplar eşliğinde sunuyorduk ama kusura kalma elimizde artık kaplama malzemesi de kalmadı. Ama sakın ola kurtuluş için başını falan da kaldırma, bak ordumuz, polisimiz, özel güvenliklerimiz bütünüyle “yerli ve millidir”, artık epeyce silah üretmeyi de beceriyoruz, sakın ola yanlış yapmayasın!

Kısacası halka tavsiye edilen sabır ve metanettir. Ama akşam evde tencerenin kaynaması lazım, çocukların okul masraflarının karşılanması gerek, kış geliyor evin ısınması lazım, bir iş bulunabilmişse işe gidecek para lazım, gençlere iş lazım, ez cümle insanca yaşamaya yetecek bir gelir ve yaşam koşulları lazım. Evet bunlar lazım da bunları sağlayacak bir düzen de ortada yok. O zaman bütün bunları sağlayacak yeni bir düzeni kimler, nasıl kuracak? Şu krizin yükü olabildiğince çabuk halkın sırtına yıkılsın, ondan sonra belki seçimi filan gündeme getirebiliriz anlayışı ile hareket eden düzen muhalefeti mi? Ölü gözünden yaş gelmez. Bir halk çözüm için ya kurtuluşu kendi ellerine almak için kendi göbeğini kendisi keser, ya da acıları ve zorlukları katmerleşerek tahammül sınırları zorlanıncaya kadar bir süre daha artar. Biz dipteki fokurdamayı ve kaynaşmayı duyup, görebiliyoruz. Çözüm oradan çıkacak. 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa