01 Ekim 2019 00:00

CHP’nin Suriye politikasının "güvenli bölge" ile sınavı

Paylaş

“Fırat’ın doğusu”nda kurulacak “güvenli bölge”den tutalım da ABD ile sayısız sorunların çözümüne kadar birçok meseleyi New York’ta, Trump’la yüz yüze görüşmeye bağlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, beklenen görüşmeyi yapamadan Türkiye’ye döndü.

“Eğer ABD bizim eylül sonuna kadar istediğimiz çizgiye gelmezse, güvenli bölgeyi tek başımıza oluşturacağız” diye verilen sürenin bitmesinin arkasından da dün MGK toplandı.

Bu yazı yazıldığında henüz MGK toplantısı sona ermemişti. Ancak MGK toplantısının başlıca gündeminin “Fırat’ın doğusu”, “Doğu Akdeniz” ve “terörle mücadele”deki gelişmelerin olacağı biliniyordu. Ama asıl merak edilen, haftalardır ABD ile birlikte “çalışılan”, “Fırat’ın doğusu”na yönelik operasyonla ilgili MGK’nin ne karar alacağıydı.

TÜRKİYE "GÜVENLİ BÖLGE" PLANINDA DA YALNIZ!

ABD’den “Fırat’ın doğusu” ile ilgili verilen mesaj, Akçakale’deki ortak komutanlığın çalışmalarına devam etmesi ve orada varılacak uzlaşma doğrultusunda “Güvenli bölgenin oluşturulması” biçimindedir.

Ancak hükümet sözcüleri Akçakale’deki çalışmayı, “Türkiye’nin oyalanmasına yönelik bir çalışma” olarak dile getirmekte; 425 kilometre uzunluğunda, 30-40 kilometre derinliğinde ve Türkiye’nin askeri olarak denetlediği, yönettiği bir bölge olarak tarif etmektedir. Ki Türkiye’yi yönetenler, isteklerini; bu bölgeye 1-2 milyon sığınmacıyı yerleştirerek, kentler ve köyler inşa ederek sonsuza kadar bu bölgede kalmayı esas alacak bir plana dönüştürmüş bulunmaktadırlar. Ama ne ABD ne de diğer batılı ülkelerden bu plana bir destek görülmediği gibi, İran ve Rusya’nın da böyle bir plana destek vermesi beklenmemektedir.

Rusya ve İran belki bu konuda Türkiye ile ABD’nin çatışmasını istedikleri için Türkiye’den yapılan açıklamalara açıkça tepki göstermemeyi tercih etmektedirler ama Türkiye’nin Suriye toprakları üstünde, Türkiye’nin tarif ettiği gibi bir “güvenli bölge” oluşturup askeri olarak denetlemesini hoş göreceklerine dair hiçbir işaret de yoktur. Tersine Ankara’da yapılan İran-Türkiye-Rusya zirvesinde bile Rusya ve İran, “Yabancı askerlerin Suriye topraklarından çıkması”nı isterken, “yabancı askerler”den kastedilenin ABD ve Türkiye’nin askerleri olduğunu herkes bilmektedir.

Nitekim Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, BM’de yaptığı konuşmada, “Bizim bölgemizde yetkimiz olmadan faaliyet gösteren herhangi bir yabancı kuvvet, işgalci bir kuvvettir ve derhal geri çekilmelidir” dedi. “Güvenli bölge”ye dair de konuşan Muallim; “ABD ve Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde yasa dışı bir askeri varlık sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Öyle görünüyor ki, Türkiye “Fırat’ın doğusu” konusundaki girişimlerinde de “tek başına” kalmayı başarmıştır!

CHP’NİN "SURİYE KONFERANSI"NIN ÖNEMİ

CHP ise geçtiğimiz hafta İstanbul’da, yabancı bazı konuşmacıların da olduğu bir “Suriye Konferansı” topladı.

Suriye sorununa siyasi bir çözüm getirme konusunda Hükümete öneriler sunan CHP; ABD ve Rusya arasında salınan politikayla bir yere gidilemeyeceğini belirterek, sorunun ancak Suriye hükümeti ve Suriye halklarının meşru temsilcileriyle konuşarak çözülebileceğini savundu.

Evet, CHP’nin en azından bazı sözcüleri, zaman zaman bu konferanstaki önerileri ifade etmişlerdi. Ama, Suriye’ye yönelik bir askeri harekatın sıcak gündem olduğu bir zamanda, CHP’nin, uluslararası bir katılım da sağlayarak bir konferansla görüşlerini ifade etmesi önemlidir. CHP’nin, Hükümetin sorunu “askeri güç” ve “ABD ile Rusya arasında gidip gelerek” çözme politikasını eleştirmesini de düne göre ileriye doğru atılmış bir adım olarak görmek yanlış olmaz.

Ancak böyle sıcak dönemlerde, edilen sözler, eğer pratikte bir karşılığı varsa önemli olmaktadır. Eğer edilen sözlerin pratikte bir karşılığı yoksa, sözler unutuluyor ya da üstünden atlanıyorsa, edilen sözlerin “doğru” ve “ileri” olması da önemini yitirmektedir. Dahası o sözleri edenlerin tutarsızlıkla suçlanmasının da kapısı açılabilmektedir.

CHP İÇİN GÜNÜN EN ÖNEMLİ İKİ SORUSU

Nitekim CHP, özellikle “Suriye Konferansı”ndan sonra böyle bir sınavla karşı karşıyadır.

Çünkü sıcak gündem, CHP için (tüm ilerici demokrat çevreler için de) açıkça yanıt verilmesi gereken şu iki soruyu önümüze getirmektedir:

Önümüzdeki günlerde (belki bugün) Erdoğan Hükümeti, kendisine “sınır ötesine asker gönderme yetkisi veren tezkereyi” Meclise getirecektir. Bu tezkereye CHP, geçmiş yıllarda olduğu gibi, “Bu milli bir meseledir” diyerek “evet” mi diyecektir, yoksa konferansta ilan ettiği yaklaşımı esas alarak “hayır” mı diyecektir?Eğer “Fırat’ın doğusu”na, “Güvenli bölge oluşturulması” amacıyla ABD ile ya da tek başına bir askeri harekat gündeme gelirse, CHP bu askeri harekata, “Mehmetçiğin arkasında durmalıyız” diyerek destek mi verecektir, yoksa “Böyle ne Suriye sorunu çözülür ne de bölgeye barış gelir. Bu sadece Türkiye’ye bölgedeki bataklığa daha çok çeker” diyerek açıkça karşı mı çıkacaktır?

İşte CHP için (Tabii ilerici demokrat çevreler ve aydınlar için de) günün en önemli iki sorusu budur.

Siz bu yazıyı okuduğunuzda MGK toplantısında alınan kararları çoktan öğrenmiş olacaksınız. Ama MGK kararları ne olursa olsun; CHP ve aydın-demokrat kamuoyu için bu iki sorunun önemi azalmayacaktır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa