29 Eylül 2019 01:03

Geliyor gelmekte olan...*

Geliyor gelmekte olan...*
Paylaş


Bir gün
kar yağarken,
yahut
bir gece,
yahut
bir öğle sıcağında,
hangimiz ilk önce,
nasıl
ve nerde öleceğiz?
Nasıl
ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,
son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediği yemek?
Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.

50 sene olmuş Nâzım Hikmet bu satırları yazalı. Şiiri anlamanın tanımı değişiyor insan yaş aldıkça. İçinde gibiyim şimdi bu şiirin.

Sahi biz kim bilir nerede ve nasıl öleceğiz?

 Başka kıtalarda insanlar ne diyor acaba bu soruya?

Avrupalı ecel ya da hastalık bekliyordur, Afrika’nın bazı yerleri kıtlıktan ya da salgından diyordur. Savaşın içindekiler bu soruya alaycı gülüyordur.

Biz kanserden korkuyoruz, Bülent Şık’a, halkı gıda sağlığı konusunda uyardı diye ceza verilen bir coğrafyadayız. Tedavi olamayacağız, devlet ödemiyor ilaç paralarımızı. Neden olduğunu anlamadan ceza evine düşebiliriz. Hastalanırsak doktora çıkamayabiliriz belki de haksızlığı yüreğimiz kaldırmaz, kalpten gidebiliriz.

Camide kalbi teklemiş birinin bu hafta, cemaat kesmemiş namazını. Öyle pisi pisine de vedalaşabiliriz.

Hava güzelken mont giyenlerden uzaklaşmayı öğrendik çünkü o canlı bombalarda çok insan kaybettik. Bir halayın ortasında, yüzümüzde donmuş bir gülümsemeyle toprak olabiliriz.

Caddede yürürken başımıza balkon düşebilir, bir sarhoş arabasıyla otobüs durağına dalabilir, birinin sevinçten havaya sıktığı kurşun bizi vurabilir, özgürleşmek isterken böğrümüze bir namus bıçağı girebilir, biri bizi camdan aşağı atabilir, tank paleti altında kalabiliriz, sırtımızdan bir kolluk mermisi girebilir ve kutlamaya kalktığımız Newroz ölüm yıl dönümümüz olabilir.

Kulaklıkta en sevdiğimiz şarkı çalarken, başımızı soğuk cama dayamış hayaller kurarken bindiğimiz tren devrilir, hayallerimiz bizimle birlikte siliniverir.

Okullar okuyup iş bulamadığımız için girdiğimiz bir ağır sanayide, başımız prese sıkışabilir, iskele çöker, vinç devrilir, kazan dökülür, oracıkta bir sayı eklenir iş cinayetleri almanağına.

Ya da çok üzerimize gelir bu ölümler, kamerayı ve bir şişe şarabı açıp anlamsızlığa isyan olarak ya da geride “:Çok acı var, dayanamıyorum” notu bırakarak belki de işsizlikten bunalıp çekiveririz fişi. İnsanız, kalbimize ve beynimize ağır gelebilir yaşananlar.

Hayatımız ölümle saklambaç hali. Kovalıyor, kaçıyoruz, dayandığımız yere kadar. Bazen teke tekte alt ediyor bizi, bazen deste deste koparıyor bu dünyadan.

Şimdi bir depremin paniğiyle yeniden yüzleşiyoruz ölümle. Geliyorum diyor. Kura kime çıkacak belli değil ama bilesiniz ki çok fazla şanslı bilet var ölümün elinde.

Kimin kimlerden olduğunun esamesini okutmayacak bir tehdit bu sefer, herkesi eşit vuracak. Ölümde bari adalet göreceğiz: bir teselli mi bu?

Böyle yaşanır mı? Bir av oyununun sürekli kaçanı gibi, her an tetikte, yarını bilmeden, geleceğe dair umut beslenir mi, hayal kurulur mu, insanın yüzü güler mi? Sıradan bir insan koskoca fay hattına karşı kendi önlemini alabilir mi? Bireysel güçlerimiz, aklımız doğanın kanunundan bizi korur mu?

Ne yapacağız?

Biz artık Ortadoğulu olduk, ben kabul ettim. Ölüm bizim kapı komşumuz.

Dilerim, en azından Lübnan gibi olalım. Beyrut, gördüklerim içinde en etkilendiğim şehirdi, her bir sokağı ölümle sınanmıştı. Dünyanın en güzel duvar resimlerini gördüm orada, şarapnel deliklerini kapatmaya çalışmışlardı. Onca dinin birbiriyle çatıştığı o coğrafyada, onca insan bu sebeple ölmemiş gibi, insanlar günü yaşamak ve hayatı cennete ertelememek paydasında birleşmişti. Tek zenginlik gülüşlerinde ve tahammüllerindeydi. Nadin Labaki izleyenler daha iyi anlayacaktır demek istediklerimi. Karamel’deki kuaför salonunu, “where do we go”daki köyü düşünün.  O yıkıklığın arasında nasıl da şen ve güler yüzlü insanlar, birbirlerini olduğu gibi kabul edişleri, iyi günde kötü günde hep imecede kalışları. Kavgayı birbirleriyle etmekten vazgeçip gerçek düşmanı görebilmeleri.

Biz ne yapacağız diye düşününce, kendime bulduğum dayanak buydu. Asıl kavgaya tutunacağız, en büyük kavgamız aslında tek ve ortak. Birbirimizden çekeceğiz kem gözlerimizi, kötü sözlerimizi. Biz artık evden kimseye dargın çıkmayacağız ve ufacık mevzular için kimseyi kırmayacak, kırılmayacağız.

Biz villa gibi evlerin, son model arabaların, varaklı banyoların hayalini kurmayacağız. İkrah ettik zenginin zalimliğinden, paranın ölümle olan uzlaşısından.

Biz dost sofralarında kalabalık olmaya bakacağız. Paylaşacak yemek olacak hayalimiz. Eskimiş mobilyalarımızla gurur duyacağız üzerinde ağırladıklarımızdan ötürü.

Her bayram dilediğimiz sağlık, mutluluk, huzur, sevdiklerimizle geçecek günler, kavgamız ortaklaştığında gelecek.

Bu depremden kaçamayacağız. Doğanın karşısında eşitiz. Dilerim 20 yıldır bugün için ödediğimiz vergilerin gittiği duble yolların yuttuğu biz olmayız. Dilerim bu deprem bizi sevdiklerimizden değil bize bunu yaşatanları koltuğundan ayırır.

Sorulacak hesapların en büyüklerinden biridir bile bile, göre göre 20 yıldır yerinde saymışlık. Dilerim dananın kuyruğu kopmadan adisyonu sorumluların önüne koyabiliriz.

Korkulan gün için, uzmanlar pek çok önlem yazıyor. Hepsini alalım evet. Bir de öncesinde kendimizi tartalım derim. İlk depremi hissettiğinizde ne yaptınız? Panikle yerinde kalan, kıpırdayamayanlar, kendilerine çıkış planını sürekli tekrar edip yanlarında soğukkanlı birini bulundurmaya dikkat etmeli. Kendini başkalarına engel olmayacak şekilde şartlamaya çalışmalı. Bir sürü kamera kaydı gördük. Panik anında bağıranlar çağıranlar, haykırarak şahadet getirenler, paniği artırmaktan başka işe yaramayanlar. Soğukkanlı kalabilenler, bu paniği bastırabilecek davranışlara odaklanmalı. Bilgiyi kendimize saklamayalım, doğruluğunu teyit edebildiğimiz önlemleri, toplanma alanlarını birbirimizle paylaşalım. Derin uykulara dalmamak için yatarken ilaç almayalım, çok sarhoş olmayalım. Bir de sevdiklerimize bol bol sarılalım.

Böyle geldik bugüne, bir şekil gideceğiz.

Nâzım Hikmet diyor ki şiirin devamında:

Ölümü düşünüyorum,

geçen ömrümüzü düşünüyorum.

Kederli

            rahat

                     ve hodbinim.

Hangimiz ilk önce

nasıl

ve nerde ölürsek ölelim,

seninle biz

           birbirimizi

ve insanların en büyük dâvasını sevebildik

               — dövüştük onun uğruna —,

“yaşadık”

                 diyebiliriz. 

Yaşadık diyebilmek için, o gün gelene kadar dövüşmeye devam, haklısıyız bu davanın ve sevdalısıyız davamızın.

Soralım: nerede bizim deprem vergilerimiz?

Sağ ve salim pazarlar…

* Geliyor gelmekte olan sözü aslında İsmet Özel’in "Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak" şiirinde "Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan" diye geçer. Ancak hayatın içinde şu an aldığı konum nedeniyle onun satırlarını Nâzım Hikmet alıntılı bir yazıda kullanmak istemedim.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa