29 Eylül 2019 00:01

Sözcükler kurudu

Sözcükler kurudu
Paylaş

AYNA

Aynaya bakıyorsun her sabah, yüzünü muslukta yıkarken. Oysaki ayna bakıyor sana. Musluktan akan suyla birlikte. Bütün yüzünle aynasın sen şimdi. Ayna da bütün parlaklığıyla sen.

UZAKTA

Süt beyazı bir gemi süzülüyorken maviliklerde, güneşin sarısından bir parmak yeşillendiriyor çayırları. Dağlar, ormanlar, bulutlarla yarışta. Rüzgar koşuyor aralarında. Göllerin aynasında. Irmaklar çağıl çağıl. Kentler karanlıkta. Aydınlıktan uzakta. Gittikçe de uzaklaşmakta. Karanlığını katlayarak.

SAĞANAK

Günlük güneşlikken hava, gün ortası bir yağmur bastırır. Ne şemsiye, ne yağmurluk, ne bir şey. Uzayıp giden bir asfalt yolda. Yüksek yüksek iki sıra yapının betonlaştırdığı iki duvar arasındaki karanlıkta ne bir dam, ne bir saçak altı. Ellerinizle, kollarınızla kapatsanız da kendinizi iliklerinize kadar ıslanırsınız. Dişleriniz birbirine vurur üşümekten. Güneş çıkar birden. Buharlaşır biriken sular. Kurursunuz siz de. Kurusanız da ısınamazsınız. Çünkü yağmur işlemiştir içinize.

DÖRTLÜ

Hava, toprak, su, ateş dördü de ufuklardan ufuklara koşturan dört azgın at. Atlılarca dizginlendikçe durulan. Dizginleri bırakıldığında, çoğu kez bıraktırıldığında, azgınlığını arttıran. Dört at, dört canavar, dört at, dört melek. Dizginleri elinde...

SÖZCÜKLER KURUDU

Bugün kimse kimseye mektup yazmıyor, yazışmıyor. Ne hayallerini, ne düşlerini, düşüncelerini aktarabiliyor insanlar birbirine. Yalnız mesajlaşıyor. Yalnızlığı, umutsuzluğu umuda, gelecek güzel günlere dönüştürecek/dönüştürebilecek olmaktan uzak, çok uzak üç beş kuru sözcükle.

AVUTMA

Küçük şeylerle avutuyorlar hep. Avuç içi bir gökyüzüyle, fırtınasız diye. Sığ bir denizle, boğulmamak için. Az parayla, har vurup harman savurmayalım diye. Tıknefes olmayacağımız bir gökyüzü, ayaklarımızı ıslatacak kadar bir deniz, açlıktan ölmeyecek -aslında ölecek, öldürecek- kadar bir para bırakıyorlar önümüze, yığın yığın beton binalarla tepedeki koskoca sarayın karşısında...

BENİM MAHALLEM

Benim mahallem, İstanbul’un kenarına sıkışmış bir yerde. Ben onu yazdım. Oradaki yoksul insanların acılarını, sevinçlerini, gelecek umutlarını. Onlar, yaşadığımız uygarlığı, kendi elleriyle yaratan, yarattıkları uygarlığın güzellikleriyle zenginliklerinden eşit pay almayan/alamayan, kendilerine neredeyse hiçbir pay düşmeyen insanlardı. Dolayısıyla bütün bir İstanbul’du. Yoksulluk ve yoksunluklarıyla bütün bir Türkiye’ydi. Savaş acılarıyla kavrulan, barışa susamış bütün bir dünyaydı benim mahallem...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa