29 Eylül 2019 00:13

Yeşilçam'a destek veren edebiyatçılar

Yeşilçam'a destek veren edebiyatçılar
Paylaş

Masal gibi yılların masal sinemasıydı Yeşilçam ve bir avuç inanmış, iyi niyetli, cefakar sinemacının imkansızlıklar içinde yoktan var etmeye çalıştığı bir sinemaydı. İbrahim Altınsay’ın, 1984 yılında Yeni Olgu dergisinde yaptığı öz eleştiri de içeren şu yorumu çok önemli, yol gösterici ve uyarıcıydı: “Yabancı filmlere gösterdiğimiz ilginin birazını -kimi kez düş kırıklığına uğramayı da göze alarak- yerli sinemaya göstersek, yalnız adı çokça duyulanları değil, yerli filmlerin her türlüsünü izlemeye çalışsak, ‘Yeşilçam işi’ diye gülüp geçtiğimiz köhnemiş tip ve klişelerin tarihe karışmasına katkımız olmaz mı dersiniz?”

’70’li yıllarda neredeyse film izlemediğim gün yok gibiydi. Unutulmaz oyuncuların çoğunu beyazperdeden tanıyordum. Özellikle yan rollerde oynayanlar bana daha sıcak, daha yakın geliyordu ve onları daha çok sinema artisti değil de mahalle komşularımız gibi görüyor ve çok seviyordum…

Yaşım ilerledikçe izlediğim filmlerin yaratıcılarını yönetmenlerini, senaristlerini de tanıdım. Metin Erksan’ı, Lütfi Akad’ı, Memduh Ün’ü, Yılmaz Güney’i, Atıf Yılmaz’ı, Halit Refiğ’i, Osman Seden’i... Kamera arkasının isimli-isimsiz kahramanlarını da... Senarist, kameraman, müzisyen, ışıkçı, set işçisi... Bülent Oran, Sefa Önal, Erdoğan Tünaş, Nedim Otyam, Gani Turanlı...

Sektör olamamış, artı değerini yaratamamış fakat iyi sinemacılarını, iyi filmlerini yaratmış bir sinema. Büyük paraların dönmediği, sermaye sınıfının hiçbir zaman yüz vermediği, desteklemediği fakat açlığı, yoksulluğu göze almış aydın sinemacıların, sinemayı geliştirmek, daha iyi yerlere getirebilmek için büyük çabalar harcadığı bir sinema. Örnekse Metin Erksan’ın, Halit Refiğ’in, Lütfi Akad’ın (daha birçok sinemacının) yaptığı filmler, iyi niyetli çabalar... Buna rağmen yıllarca aydınlar, sanatçılar tarafından küçümsendi, görmezden gelindi, yok sayıldı dahası alay konusu, mizah malzemesi yapıldı. Onlar için Yeşilçam, gözyaşı döktüren melodramlardan ibaretti sadece ya da “Size baba diyebilir miyim amca”lardan, “N’ayır, N’olamaz”lardan, klişelerden ibaretti. Klişeler ve ucuz eğlence filmleri sanki sadece Yeşilçam’da vardı, Yeşilçam’a özgüydü. Bir elin parmakları kadar olan aydınlarımız, edebiyatçılarımız dışında düşmanca tavır alındı Yeşilçam dönemi sinemasına.

YEŞİLÇAM SİNEMASI SEVİLİYORDU

Elbette her ülke sinemasında iyi filmler de olacaktır, kötü filmler de. Ticari sinema da olacaktır, sanat sineması da. “Vizontele”ler de yapılacak, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” da. Yeşilçam döneminde de elbette birçok ‘kötü film’ yapıldı, ticari sinema sanat sinemasına çok az hayat hakkı tanıdı. Buna rağmen o yıllarda “Üç Arkadaş”, “Yalnızlar Rıhtımı”, “Kanun Namına”, “Gecelerin Ötesi”, “Kırık Çanaklar”, “Otobüs Yolcuları”, “Yılanların Öcü”, “Şehirdeki Yabancı”, “Gurbet Kuşları”, “Susuz Yaz” gibi çok önemli filmler yapılabiliyordu.

Aydın ve öncü sinemacılar, sinemanın gelişmesi için toplantılar yapıyor, sanat sinemasının da seyirciyle buluşabilmesinin yollarını arıyorlardı bütün düşmanca tavırlara rağmen. Sonrasında da örneğin Yılmaz Güney sinemasıyla, yeni yönetmenlerle ve onların yaptıkları iyi filmlerle sürdü bu damar. Ne yazık ki oluşturulan ön yargılar ve düşmanca tutumlar nedeniyle o yıllarda da bu günlerde de özellikle “küçük aydınlar” ya da batıcı aydınlarca Türk sinemasına karşı küçümseyici tavırlar sürdürüldü. Bütün bu tavırlara rağmen Yeşilçam sineması ve o dönemin oyuncuları hep sevildi geniş kitleler tarafından. O yılların kapı pencere kıran filmlerini, galalarını hatırlayanlar bugün de büyük bir beğeniyle izliyorlar o filmleri.

Geçmişi kutsamak ya da inkar etmek yerine, bugünün dünyasına geçmişin olumlu değerlerini aktarmalıyız. Bu da geçmiş bilincinden soyutlanmış içi boş bir nostalji edebiyatı ile yapılamaz. Yeşilçam o günlerin erdemlerini, değerlerini, insani ilişkilerini son derece “sahici” yansıtmıştı. O yüzden de bu kadar çok sevildi, ilgi gördü. Örneğin birçok kişi için klişe ya da mizah malzemesi olabilir fakat “Paranız sizin olsun, bana annemi verin yeter” diyen Ayşecik’in sesinden, o günlerin naif insani duyguları, yaşama sevinci, gelecek umudu geniş kitlelerce benimseniyor, paylaşılıyordu.

YEŞİLÇAM VE YAZARLAR

Aydınların ‘Türk sinemasını küçümsediği, alay ettiği, sırt çevirdiği zamanlarda Vedat Türkali yazdığı senaryolarla başka bir sinemanın yapılabileceğini gösterir. 1950-60’larda aydın desteğinden, ekonomik güçten yoksun, sadece halkın beğenisiyle ve onların bilet paralarıyla var olan, sinemacıların el yordamıyla oluşturdukları Yeşilçam, film sayısındaki artışa rağmen nitelik olarak aynı ‘başarı’yı gösteremiyordu. Anlatılan öyküler birbirinin tekrarı, kötü kopyalarıydı. Vedat Türkali senaryolarından yapılan filmler egemen Yeşilçam filmlerinin dışına çıkan çalışmalardır.

Asıl adı Abdülkadir Pirhasan olan Vedat Türkali, 1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra sinema alanında çalışmaya başlar. 40’ın üzerinde senaryo kaleme alan Vedat Türkali üç filmin de yönetmenliğini yapar. Senaryolarını Vedat Türkali takma adıyla yazıyordur. Sinemaya verdiği emek ve katkının sinemamızda ayrıcalıklı bir yeri vardır. Nâzım Hikmet, Attila İlhan, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Bekir Yıldız, Necati Cumalı, Osman Şahin ve Yılmaz Güney de sinemaya, Yeşilçam’a uzak durmayan, eserlerinin yanı sıra doğrudan senaryo yazan, yazılan senaryolara katkıda bulunan, yazdıkları senaryoları filme çekilen edebiyatçılardır. Sonraları Selim İleri de eklenir bu isimlere. Söz ettiğimiz bu önemli edebiyatçıların, sinemaya destekleri ve kattıkları önemlidir; onların katkılarıyla unutulmaz filmler çıkmıştır ortaya.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa