20 Eylül 2019 23:56

Ankara Zirvesi, ya da üç ayaklı masa…

Paylaş

Suriye, İran ve Türkiye…

Üç ayaklı masanın etrafına oturanların önlerinde serili harita Suriye’nin…

Suriye’yi ve Kürtleri konuşuyorlar.

Daha doğrusu Kürtleri harcamanın hesaplarını yapıyorlar.

Ama ne Kürtler var ne Suriye temsilcileri…

O Suriye ki, 2011’den bu yana bir savaş içindedir. Büyük, çok yönlü bir savaş koalisyonlarının hedefiydi o şimdi Kürtleri kazanımlarından mahrum etmek için “Toprak bütünlüğünden yanayız” dedikleri Suriye…

Her emperyalist gücün bir tarafından çekiştirdiği ve parçalamak için…

Türkiye yönetimi ise daha bir yıl önce dostluğun zirvesinde olduğunu göstere göstere ilan ettiği o Suriye’nin en büyük yıkıcıları içindeydi. “Dostum Esad”, “Hain Esed” oluvermişti bir anda.

Emine Hanım ile Esma Hanım arzı endam ediyor, Antalya’da ailecek tatiller yapıyorlardı. İki hükümetin bakanlar kurulu birlikte toplantılar yapıyor idi…

Antalya sahillerinde kumda kale yapan dostluk bir anda o kumdan kale gibi yıkılıvermişti.

O şimdilerde Erdoğan muhalifi pozlarına bürünüp, deliğinden başını arada bir uzatıp, karnından bir şeyler konuşan Davutoğlu da cengaver havalarına girivermişti o vakitler.

Hani o ‘stratejik derinlik’ teorileri satan şu akademisyen, “komşularla sıfır sorun” laflarını gevelemiş olan, birden kılıç sallamaya başlamıştı o taraflara doğru.

“Erdoğan’dan daha çok çıksın sesim” dediği o zamanlarına bakın bu taze muhalifin, açın dinleyin bu korkak muhalifi, tıpkı ayının kırk hikayesinin hep ahlat üzerine olduğu gibi, bunun da tüm hikayeleri Kürtler ve Suriye üzerinedir.

Nasıl da şahlanmışlardı hep birden…

Gidip üç vakte kadar namaz kılacaklardı Emevi Camii’nde, Erdoğan’ın arkasında saf tutup…

Sonra Süleyman Şah Türbesi’ni Kürtlerin yardımıyla IŞİD’den kaçırıp güvenli bir yere taşımak zorunda kaldılar.

Şimdi birbirlerine düşmüş olanlar bugün yine Kürtler, Suriye ve diğer az çok aklı selimle çözülebilecek meselelere gelince MHP’den farklı değiller.

Yeniden üç ayaklı masaya dönersek;

16 Eylül’de Ankara’da yeni bir toplantı yapıldı.

Savaşın en büyük destekçisi olan IŞİD başta olmak üzere Nusra Cephesi, el Kaidesi, diğer tüm cihatist insanlık düşmanı grupların maddi ve manevi olarak güç aldıkları, destek buldukları taraflar o masaya otururken, vahşeti durduran IŞİD’i dize getirmiş olan, Suriye’nin kurtulmasını sağlayan Kürtlere o masada yer verilmedi yine.

Kürtlerin masaya oturmaması için tam bir mutabakat içindeler. Suriye, Türkiye, İran başta olmak üzere kimse Kürtlerin masaya oturmasını istememektedir.

Ve hatta bu üçlüyü birleştiren temel parametre Kürtleri yok saymak!

Üç ayaklı masa hep devrilme emareleri taşısa da onu tutmayı, üzerine serdikleri haritada Kürtleri silmeyi hesaplamaya devam ediyorlar.

Tutar mı?

Tutmaz.

O çok hevesli oldukları savaşta yenilmiş olmayı hazmetme hesapları değişik düzeyde realize edilmeye çalışılsa da masanın diğer dördüncü ayağı Kürtler olmadan o masa çökmeye mahkumdur.

Temsil edilmeyi en çok hak edenlere masada yer verilmiyor.

Ve ondandır ki o masa çökmeye mahkumdur.

O masada yer verilmeyen Kürtler ki, eğer bugün o oturup konuştukları masa kurulabilmiş ise herkesin borçlu olduklarıdır.

Suriye Kürtleri ve müttefik halklar ölümüne bir direniş sergilediler. Barzani’sinden, İran yönetimine, Irak yönetimine, Türkiye yönetimine kadar hepsi Kürtlerin direnişinin sonucunda IŞİD’in her yanı ateşe vermesinden kurtulabildiler.

Kürtler ölümüne bir savaşa girdiler bölge halklarıyla birlikte ve büyük çok büyük bedeller verdiler.

Bugün o üç ayaklı masanın bir tarafında oturan Erdoğan, “Kobani düştü düşecek” derken, savaşan tarafların kimler olduğunu herkes bilmektedir…

Düşecek olan neydi, düşürecek olan kimlerdi, kazanan, kaybeden kim olacaktı…

Bunları biliyoruz.

Kim kiminleydi, kim kimi destekledi ne umdu ne buldu bunları tarih yazdı, daha da yazacaktır.

Ve eğer bugün “Suriye’nin bütünlüğü” yönlü palavralara sarılmışsa Ruhani, Putin, Erdoğan, şu bu, bunu borçlu oldukları halk Kürtlerdir. Kürtlerin başını çektiği o direniş olmasaydı ne IŞİD, ne de o ülkelerin her birinin vekalet verdiği o Suriye’yi yağmalama, yerle yeksan etme, bölüp parçalama çabasındaki gruplar yok edilebilir, yenilebilir, geriletilebilirdi.

Tüm insanlık, tüm Ortadoğu halkları bu koşulları, bu üç ayaklı masanın kurulmasını bile Kürtlere borçludur. Kürtleri dışlama, “terörist”, “düşman” göstermekten vazgeçilmelidir.

Ve o üç ayaklı masa, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olmadıkça devrilmeye mahkumdur. Ya SDG o masada olacak, Kürtlerle birlikte elbette Suriye’nin temsilcileri taraf olacak, Kürtlerin kazanımları garanti altına alınacak bir anlaşmaya imza atılacak ya da o üç ayaklı masa etrafında beş değil, on, yüz toplantı da yapılsa hayatın gerçeğine yanıt verilemeyeceği gibi, emperyalistlerin yeni planlarına kapı sonuna kadar açılmış olacak.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa