19 Eylül 2019 23:14

Koltuk yakıyor!

Paylaş

Mevcut sisteme göre siyasi partilerin en büyük amaçları nedir? Burjuva politikacılar bu amacı bir an önce “Koltuğa oturmak” olarak açıklıyorlar. Yani önlerindeki ilk seçimi kazanarak, ya da Meclis içerisinde dengelerin bozulmasından yararlanarak koalisyonlar vb. aracılığı ile iktidar koltuğuna oturmak. Parti koltuğu dolduramayacak kadar büyük değilse koltuğun bir ucuna yapışmak. Ama bugünlerde bu kural geçici olarak geçerliliğini yitirmiş durumda.

Şimdilerde bu koltuk alev alev yanıyor ve oturanları yakıyor. Bu alev her geçen gün derinleşen ekonomik krizin alevidir. Muhalefet partilerinin son birkaç günde yaptıkları açıklamaları art arda koyduğumuzda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Muhalefetteki düzen partileri seçim istemiyorlar! Bunlardan birisi “Vatandaş seçim değil, geçim peşinde” diyor. Bir başkası “2 yıldan önce seçim olmaz” diyor. Bir diğeri topu iktidara atıyor ve “Belki erken bir seçime gidebilirler” diyor.

Kuşkusuz alışıldık olan bu değil, “Ülkeyi içine düştüğü krizden, bunalımdan biz kurtarırız” diyerek ileri atılmaktır. Yukarıdaki açıklamaları yapan muhalefet partilerinin kafalarından ileri atılmayı geçirmediğini düşünmek yanlış olur. Onlar elbette ileri atılmak istiyorlar ama ileriye baktıklarında gördükleri bir alev denizi. Bu görüntü onları yerlerine mıhlıyor. Peki neyi bekliyorlar? Bekledikleri iktidarın krize karşı tüm tedbirleri almasıdır!

Peki ama krize karşı tüm tedbirleri almak ne anlama geliyor? Bunun anlamı zamlardır, yeni vergilerdir, düşük ücret dayatmasıdır, yoksuldan alıp zengine vermektir, işsizlerin parasını patronlara peşkeş çekmektir, günde 50 milyon dolar borç faizi ödemeyi garanti altına almaktır, işsizliğin artması, yoksulluğun yaygınlaşması demektir. İktidar zaten bunları her geçen gün biraz daha ağırlaştırarak yapıyor ve muhalefet partilerine de havanda su dövmek düşüyor.

Ne kadar makyajlanırsa makyajlansın son açıklanan TÜİK verileri, iktidar açıklamaları bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Resmi işsizlik yüzde 13, genç işsiz oranı yüzde 24. Erdoğan’ın “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir kural mı var” diye hedef aldığı yüksek öğrenim mezunu işsizlerin sayısı ise 1 milyonu aşmış durumda. Zengin daha zengin, yoksul daha yoksul olmuş. Ülkenin zenginliklerinin yarısını en üstteki yüzde 20’lik kesim -aslında yüzde 1’lik kesim- cebe indiriyor. İşsizlik fonu patronlara sermaye aktarmanın, kamu bankalarına para akıtmanın, onların “faiz indirimlerinin” kaynağı olarak kullanmanın deposu olmuş durumda.

Muhalefet bu konularda “Vatandaş ajite olup sokaklara düşmesin” diye canlı bir faaliyet yürütmüyor ama vatandaş artık kendi ajitasyonunu kendisi yapıyor. Bazı haber kanallarına yansıyan bir görüntü; yani çocuklarına okul malzemeleri almak için alışverişe çıkan ve pahalılık nedeniyle bir şey alamayan annenin, sokağa çıkıp memleketin durumu ve gidişatı üzerine bağıra bağıra ajitasyon çekmesi halkın içinde bulunduğu durumu yansıtan çarpıcı bir olaydır. Çarşı pazar yanmaktadır.

“Kış geliyor” ikazı popüler bir dizinin tekerlemesi olmaktan çıkıp, artık bu iktidarın üzerine bastığı zeminin bütünüyle ayağının altından kaydığı bir durumu ifade etmek üzere kullanılıyor. Artan ısınma masrafları, çocukların okul masrafları, giyim kuşama harcanacak zorunlu paralar, zamların sürekli peşpeşe bindirilmesi vatandaş açısından bu kışı karakışa çeviriyor. Ama düzen muhalefeti mecalsiz, tutarsız, muhalefet olup bitenden korkar vaziyette.

“Sonuna kadar yıpransınlar sonra biz gelir hasadı yaparız” anlayışı ile hareket ediyorlar, ama işlerin çok farklı gelişebileceğini de öngörmek gerekiyor. Ülke cumhuriyet tarihinin en ağır krizinden geçiyor. Bu kriz olağan bir ekonomik kriz olmanın ötesinde, çeyrek asırdır uygulanan ekonomi politikalarının da iflası, bu politikalar üzerine inşa edilen ekonomik mekanizmaların da iflası anlamına geliyor. Tam anlamı ile duvara toslandı. Ne kadar üstü örtülmeye çalışılırsa çalışılsın ortaya çıkan derin ve yaygın bir yıkımdır. Patronların ağlaması kimseyi yanıltmamalıdır, yıkım olanca ağırlığı ile vatandaşın, işçinin, emekçinin, gencin üzerine olmuştur.

Evet ortada enkaz haline gelmekte olan bir yıkım vardır. Bu enkazı kim ortadan kaldıracaktır? iktidarı ve muhalefeti ile düzen savunucularının durumu ortadadır. Geriye ne kalıyor? Geriye kalan vatandaşın kendi hesabını kendisinin görmesidir. Bu ülkenin halkı kendi kaderini kendi eline almak zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Geriye çekilecek bir yer kalmadı. Arkadaki derin bir uçurumdur. Egemen sınıfların gözü karadır. Gerekirse bu uçurumu ülke insanının cesetleri ile doldurup yola devam etmek onların olağan davranış biçimidir. Ama diğer yol, iş birlikçi egemen sınıfı kazdığı bu derin çukura gömmektir. Bunun için koşullar her geçen gün biraz daha olgunlaşmıyor mu?  

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa