19 Eylül 2019 23:54

Bu dünya bizim!

Paylaş

Her ne kadar Moğollar grubunun söylediği türküde, “Bu dünya bizim, yok etmeyelim, birbirimize zehretmeyelim” mesajı verilse de, kapitalistler dünyayı insanlığa “zehretmiş” bile. Bırakalım insanca çalışma ve barınma koşullarını, temiz hava ve suya ulaşmak da imkansız hale geliyor. Temiz hava solumak, derin bir nefes almak her geçen yıl zorlaşıyor.

Kapitalist sanayileşmeyle birlikle atmosfere salınan zehirli gaz emisyonlarının, küresel ısınmaya yol açtığı artık sır değil. Yıllardır bilinen bu duruma karşı bir şeylerin yapılması gerektiği BM’nin Kyoto ve Paris sözleşmelerinde yer almasına rağmen hiçbir şeyin yapılmaması, bundan sonra da bir şeylerin yapılmayacağını gösteriyor.

Ancak bu dünyanın sahipsiz olmadığı da ortada.

Lise öğrencilerinin bir yıldır başlattığı ders boykotları, gösteriler, yürüyüşler bunu ortaya koydu. Apolitik ve sosyal medya bağımlısı gibi gösterilen gençlik yeri geldiğinde sokağa çıkıp, yaşanılabilir bir dünya için geleceğe dair sözünü söylüyor.

Bu nedenle bir kez daha gençler yetişkinleri peşlerinden sürüklemeyi başardı. Bugün dünyanın dört bir yanında yapılacak eylemler bu açıdan önemli. Düne kadar küresel ısınmaya ve çevreye karşı duyarsız kalan sendikalar, sivil toplum örgütleri ve partiler, şimdi kabaran dalganın gerisine düşmemek için olanları anlamaya ve harekete geçmeye çalışıyorlar. Küresel ısınmaya karşı bu denli devasa bir hareketin ortaya çıkması aynı zamanda dünyanın hiç de uzak olmayan bir dönemde yaşanılmaz hale geleceğinin herkesin yaşayarak, hissederek görmesinden kaynaklanıyor.

Yıllarca yazların bile bol yağışlı, soğuk geçtiği kuzey ve batı Avrupa ülkeleri bu yıl sıcaktan kavruldu. Paris 1947’den bu yana ilk kez 40,5, Berlin 41 dereceyi gördü.

Buna daha fazla seyirci kalındığında kutuplardaki buzullar erimeye, dünyanın akciğeri sayılan Amazonlar yanmaya, kuraklık artmaya, sıcaklık yükselmeye devam edecek. Küresel ısınmanın 2 dereceyi bulması durumunda insanlığın nasıl bir felaketle karşı karşıya kalacağı tahmin bile edilemiyor.

Çekilmez hale gelen sıcaklığın, yangınların, kuraklığın asıl nedeni atmosferdeki karbondioksit gazlarının artması. Bu gazların üretimini asıl olarak sanayileşmiş ülkeler; Çin (yüzde 28,03), ABD (yüzde 15,9), Hindistan (yüzde 5,81), Rusya (yüzde 4,79), Japonya (yüzde 3,84), Almanya (yüzde 2,36) gerçekleştiriyor.

Bu tablo küresel ısınmaya, kâr için aşırı kontrolsüz üretimin neden olduğunu ortaya koyuyor. Verileri alt alta topladığımızda sanayileşmiş altı ülke tarafından salınan zehirli gaz oranı yüzde 60’a varıyor, ki bu mevcut tablonun asıl sorumlularının kimler olduğunu da gösteriyor.

Örneğin Almanya’da karbondioksit salınımının yarısını enerji sektörü, rafineriler ve kömür gibi katı yakıt üreticileri gerçekleştiriliyor. Asıl etkiyi büyük tekeller yapıyor. Der Spiegel dergisinin bu hafta yayımladığı kapak dosyasında yer alan verilere göre, Almanya’da toplam zehirli gazların yüzde 34’ünü enerji tekelleri, yüzde 18’ini ulaşım, yüzde 15’ini konut ısınması (kalorifer) oluşturuyor.

Örneğin, karbondioksit salınımının azaltılması bakımından oldukça önemli bir yere sahip ulaşım konusunda somut bir ilerleme sağlanabilmiş değil. Sokağa çıkan gençler ısrarla toplu taşımanın yaygınlaştırılması, dolayısıyla ucuzlatılması, hatta ücretsiz hale getirilmesini talep ederken, yerel ve federal düzeydeki yöneticiler kulaklarını tıkamaya devam ediyor.

Bu yönde atılacak bir adımda en büyük darbeyi otomobil tekelleri alacak. Özellikle de kent merkezilerinde hava kirliliğine neden olan büyük araçları üreten şirketler. Der Spiegel’de yer alan verilere göre, çevreye en fazla zarar veren büyük lüks cipleri üreten tekellerin başında BMW (Toplam araç üretimin yüzde 43’ü), Audi (yüzde 40), Daimler (yüzde 32) ve WV (yüzde 27) geliyor.

Motor ayarlarında yaptıkları manipülasyonlarla doğaya gösterilenden daha fazla zehirli gaz saldıkları ayyuka çıkan bu tekellerin tek derdi daha fazla araç üreterek fazla kâr elde etmek. Hükümet ise gelen tepkiler üzerine bugün karar altına alacağı “iklim paketi”nde bu tekellere daha fazla elektrikli otomobil üretmesi için teşvik vermeyi planlıyor. Yani, tekeller cezalandırma, kârdan daha feragat etmeleri değil, tam anlamıyla ödüllendiriliyorlar.

Dünyanın her tarafında yönetenlerin iklim ve doğaya en büyük zararı veren tekellere dokunmayacağı ortada. Bu nedenle artık asıl belirleyici olan sokaktaki mücadele. Gençlerin küresel ısınmaya karşı planı olmayan partilere sırtını dönmesi, her geçen gün daha fazla tekelleri hedef alan talepler öne sürmesi, bu mücadelenin burada bitmeyeceğini gösteriyor.

Bu nedenle, iki yıldır dünya çapında küresel ısınmaya karşı gençliğin başını çektiği ve artık küresel bir harekete dönüşen mücadele oldukça kıymetli. Bugün küresel ısınmaya karşı başlayan mücadele, dünyanın sahibinin asıl olarak sokağa çıkan milyonların olduğunu gösteriyor.

Gençlerin sıkça dile getirildiği gibi, “Yaşanılacak başka gezegen yok.” O zaman dünyaya sahip çıkmak için geç olmadan harekete geçmenin tam zamanı.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa