18 Eylül 2019 23:48

Çoğulcu toplum - tekli düzen

Paylaş

Geçenlerde Twitter’da, filinta isimli Twitter kullanıcısının bir tweetine denk geldim. 14 Eylül 2019 tarihinde atılmış bu tweet şöyle bir ifade içermekteydi: “bardayız. masada 3 Kürt, 2 Türk, İki de Arap var. sahnedeyse bir Laz karadeniz şarkıları söylüyor. ve biz Amed’deyiz.”

Türkiye’deki onca kavga dövüşe ve sürmekte olan çatışma/savaşa karşı, sivil alandaki genel durum bu.

Gerçekten de Türkiye toplumu, çoğulcu etnik, dilsel, dinsel ve kültürel dokuya sahiptir. Bunu biliyoruz. Peki toplum çoğulcu dokuya sahiptir de siyasal/hukuksal resmi toplum/düzen (devlet), nasıl bir dokuya sahiptir? Onun cevabını anayasal ve yasal sistem veriyor: Tekçi düzen! Çoğulculuğu dolayısıyla demokrasiyi reddeden düzen. Kültürel çoğulculuğu reddeden….

Düşüncede, ideolojide, dilde, dinde, etnisitede…

Rakel Dink seslenmişti bir zaman önce: “Ben kendi içimde 3 dil biliyorum. Doğrusu 3 dille de barış içinde yaşıyorum. Anlatamadığım şeyler olduğunda birini kullanıyorum. Benim temennim Türkiye’de yaşayan dillerin birbirleriyle barışık şekilde yaşaması. Buraya gelirken hangi dilde konuşsam diye düşündüm. Bu bildiğim üç dil bende hiçbir zaman pişmanlık yaratmadı. Kendi arasında hiç kavga etmedi, barış içinde yaşıyorlar. Bazen konuştuğum dilde bir kelime bulamazsam, öbür dilim yardımcı oluyor bana. Dileğim Türkiye Cumhuriyeti’nde var olan diller de, tıpkı benim kişiliğimde olduğu gibi, kavga etmeden, barış içinde yaşasınlar. İsteğim bu.”

UNESCO’nun, 6 maddelik Hoşgörü İlkeleri Bildirisi (1995) var, bilirsiniz. Türkiye’de, hoşgörü/tolerans kelimesinin günlük kullanımda pek bir makbul anlamı olmayabiliyor. Ama öyle değil. Bakın, UNESCO Bildirisi ne diyor?

 “Hoşgörünün anlamı” kenar başlıklı (md.1) hükmü şöyledir:

 “Madde 1-Hoşgörünün anlamı

1.1. Hoşgörü/ (tolerans), dünya kültürlerinin zengin çeşitliliğine, ifade biçimlerimize ve insan olma tarzımıza saygı gösterilmesi, bunların kabul ve takdir edilmesidir. Hoşgörü, bilgiyle, açık olma ile, iletişimle ve düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğüyle kuvvetlenir. Hoşgörü, farklılıklar içinde ahenktir/ (uyumdur). Hoşgörü sadece bir ahlaki ödev değildir; ama aynı zamanda bir siyasal ve yasal gerekliliktir. Hoşgörü, barışı mümkün kılması nedeniyle, savaş kültürünün yerini barış kültürünün almasına katkıda bulunur.

1.2. Hoşgörü, ayrıcalık, tevazu yahut göz yumma/ (müsamaha) değildir. Hoşgörü, bunların ötesinde, başkalarının evrensel insan haklarını ve temel özgürlüklerini tanımak suretiyle tezahür eden bir aktif tutum alıştır. Hiçbir koşulda hoşgörü bu temel değerlerin ihlalini haklı göstermek üzere kullanılamaz. Hoşgörü bireyler, gruplar ve devletler tarafından uygulanmalıdır,

1.3. Hoşgörü, insan haklarını, (kültürel çoğulculuk dahil) çoğulculuğu, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü var etme sorumluluğudur. Hoşgörü, dogmatizmin ve mutlakçılığın (“absolutism”) reddidir ve uluslararası insan hakları belgelerinde düzenlenen standartları teyit etmektedir.

1.4. İnsan haklarına saygı (ilkesine) uygun olarak, hoşgörü pratiği, sosyal adaletsizliğe yahut bir kişinin inançlarının bastırılmasına yahut zayıflatılmasına hoşgörü gösterilmesi anlamına gelmez. Hoşgörü, bir kimsenin, kendi inançlarına sahip çıkması özgürlüğünün bulunması ve başka kişilerin de kendilerininkine sahip olma özgürlüğü bulunduğunu kabul etmesi anlamını taşır. Hoşgörü, doğası icabı görünüşü, durumu, konuşması, davranışı ve değerleriyle çeşitlilik arz eden tüm insanların, barış içinde ve kendi oldukları gibi yaşama hakkına (have the right to live in peace and to be as they are”) sahip bulundukları gerçeğini kabul etme anlamına gelir. Hoşgörü aynı zamanda, bir kimsenin görüşlerini başkalarına empoze etmemesi anlamını da taşır.” (Gemalmaz Mehmet Semih, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, legal yayıncılık, 6.baskı, İstanbul, 2007, s.930-935)

Doğrusu, barış ve demokrasinin inşasında yukarıdaki anlamıyla, haklara ve özgürlüklere ve saygıya dayalı “hoşgörü”ye ihtiyacımız var.

Devlet, dileriz, Rakel Dink’in yaşadığı gibi, yurttaşlarının dilleri ve kültürleriyle barış içinde yaşar.

Devlet, dileriz, yurttaşlarının, Bildiri’nin 1-4. maddesinde yer alan “Barış içinde ve kendi oldukları gibi yaşama hakkına (Have the right to live in peace and to be as they are) ” saygı gösterir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa