15 Eylül 2019 00:00

Zalimlere inat yaşasın aşk! Saygı ve sevgilerimle...

Zalimlere inat yaşasın aşk! Saygı ve sevgilerimle...
Paylaş

Haydi bir kez daha söyleyelim:

İnsanlar gülüyordu de

Trende, vapurda, otobüste,

Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle.

Hep kahır, hep kahır, hep kahır

Bıktım be...

Pazara güzel hikayeler arıyorum haftalardır. Arkadaşlarla konuşuyoruz, gazetemizin okurlarıyla yazışıyoruz, “Güzel bir şeyler yaz pazara” diyorlar onlar da. Hem de uzun zamandır. Çıkmıyor.

Bu hafta her sabaha “Bir güzellik kesin bulacağım bugün” diye uyandım. Her gece, bitsin artık bugün diye yatağa kendimi zor attım.

Sonra bir gün İstiklal’de yürürken bir mevzuya aydınlandım:

Semtimizde çok sayıda evsiz yaşar. Köşeleri, ihtiyaçları, sahip çıkanları bellidir.

Köşeleri birbirinden 500 metre uzakta iki evsiz arkadaşı birlikte gördüm İstiklal’de. İsimlerini vermeyeceğim, tanıyorum, başka tanıyan da vardır. Biri kadın biri erkek. Birbirlerini omuzlarından iterek ve kahkahalarla gülerek yürüyorlardı.

İşim de vardı ama azıcık takıldım peşlerine. Ayıptır lakin yine de dinledim biraz.

- Ucundan bana ısırtacaksan bir dürüm yaptırayım mı kız sana şuradan?

- Dalga geçme

- Ne dalga geçicem, onu istemezsen gel şurada sütlaç yiyelim.

- Canın dayak mı çekiyor o’lum senin? Kim alır bizi böyle?

- Yav böyle kadın gelmiş kim almıcakmış dükkanına, yıkarım lan o dükkanı başlarına

- Kafan güzel mi oldu senin? Para mı var?

- Heee güzel oldu, güzele baka baka oldu

- Yaaa şımartmaaaa beeee yalancııı

- Bana bak, boş ver dürümü gel lokum alayım sana, böyle güllüsünden

- O’lum yalan atıp durma lan

- Yalan değil be gülüm, içimden geçeni söylüyorum. 

Filmlerde olur ya hani, arka plandaki her şey flulaşır, başroller kalır önde, net. Bir ışık da vurur üzerlerine. Arkada güzel bir müzik başlar. Filmlerden unutulmaz sahnelerin çoğunda böyle anlar vardır, o sahnelerde geçen cümleler hafızalara kazınır.

İşte öyle oldu. Galatasaray’ı kaplayan, üzerinde polis yazılı demirler silindi, kornalar sustu, havadaki tavuk döner ve nargile kokusu dağıldı.

Hava çok sıcaktı yine de üzerlerinde montları vardı. Bırakacak bir yerleri olmadığından mıdır bilmem dört mevsim montla gezer evsizler. Kadının saçları kısa, adamınkiler uzundu, ikisininki de yapışmıştı yıkanamamaktan. Dişleri eksikti, burunları büyük ihtimalle kırıktı, ikisininki de dikkat çekici derecede yamuktu. Adamın ayakkabılarının altı açık, kadının bir terliğinin üstü kopuktu. Adamın gülü, adamın yanağına ıslak bir öpücük kondurdu. 

“Lokumum” dedi.

Bunca kıyamet içinde belli ki aşık olmuşlardı. Sokakta bir kız çocuğu akordeonla “Hatırla sevgili, o mesut geceyi, çamların altında verdiğin buseyi” çalıyordu.

Bir güzellik buldum. Beyoğlu’nu böyle görmeyeli çok olmuştu.

Merriam-Webster sözlüğü aşkı şöyle tanımlıyor: Aşk, güçlü bir bağlılık hissi ve kişisel bağlanma duygusudur.

Ondan mıydı acaba etrafımızdaki aşkların artık sessiz sedasız, kendi içinde ve sakin yaşanıyor olması? Zira bu ülkeden giden gidene, on binlerce insan içeride, sevdikleri dışarıda, bağlanmaktan ve bağlılıktan acı çekilen bu dönemde etrafımızda aşk da azalıyordu ya da sessizleşiyordu, gösterilmesi ayıp bir lükse dönüşüyordu demek ki.

Sokakta öpüşmek, sımsıkı sarılmak, boynunu koklamak yasak edildi yazısız kurallarla. Bir de üzerine iyi insanlara ayıp geldi demek ortada aşık gezmek, diğerlerinin çektiği onca zorluğun ortasında.

Kadınların uğradığı şiddetin yükselmesiyle birlikte içlerine kapanması, yaşadıkları güvensizlik, endişe de bir etkendir illa ki, zira aşk iki kişiliktir.

LGBTİ+ bireyler zaten ezelden beri baskı altında. Oysa aşk aşktır ve iyi gelmesi beklenir hem yaşayana hem de şahit olana. 

Herkes yalnızlıktan, umutsuzluktan, mutsuzluktan yakınıyordu da kimseler aşk acısı çekmiyordu, coşkusu da yaşamıyordu sanki eskisi gibi.

Aşkı pek çok bilim dalı inceliyor: evrimsel psikoloji, evrimsel biyoloji, antropoloji, sinirbilim ve diğerleri.

Evrimsel biyoloji, cinsel seçilim açısından inceliyor, evrimsel psikoloji bağ açısından, ama ortak bir bilimsel gerçek var:

Dopamin, norepinefrin ve serotonin gibi nörotransmitterler bu işte rol oynuyor. Her şey de beyinde bitiyor. Dopamin ve norepinefrin hormonları, beynin ödül sisteminde yer alıyor. Bunlar sevilen kişiye bütün dikkati vermeyi ve onları hayatın merkezi yapmayı sağlıyor. Bu da geri kalan resmi flulaştırıp, aşık olunan kişiyi netliyor, sabahlara uyanma sebebi, yeni güne merak, dertlere direnç oluyor.

İyi de kolay mı öyle, boru mu bu? Nereden bulacağız aşkı? Bunu hiç yaşamadan göçüp giden var, diyenler için iyi haberler var:

1997 yılında New York Devlet Üniversitesinden Arthur Aron ve ekibi bir deney yaparak aşkın formülünü yazıyorlar.

3 adet 12 setlik soru hazırlıyorlar. Birbirini hiç tanımayan iki kişiyi bir odada karşı karşıya oturtuyorlar. Tek kural var: Her soruda sonsuz dürüstlük.

Ve soruların bitiminde 4 dakika birbirlerinin gözlerine bakacaklar. Sistem çalışıyor. 6 ay içinde bu çift evleniyor.

Bundan neredeyse 20 yıl sonra Mandy Len Catron, New York Times gazetesinin ‘Modern Love’ (Modern Aşk) başlıklı köşesinde yer vermek için bu yöntemi deniyor. Sıkı durun: Yine çalışıyor, Catron aşık oluyor.

Ve 2015 yılında Catron’un yazısıyla New York Times okurlarında bir aşk salgını başlıyor. Mutluluk oranı yükseliyor. 

Türkçede aşk ve sevgi iki ayrı sözcük. İngilizce de ise ikisinin de karşılığı “love.”

İkisi de bir bağlılık içeriyor.

Hayatı yaşanabilir kılmak için bir şeyleri sevmek gerekiyor, bir tutku, bir heyecan, bir uyanma sebebine ihtiyaç var.

Endişeler boyumuzu aşarken ayağımızı yerden kesecek sevgiler bulmazsak boğulacağımızdan korkuyorum.

İnsan isterse aşk kadar yoğun yaşayacağı sevgileri bulabiliyor: çocuklara adanmak, yazmak, çizmek, bitkiler yetiştirmek, müzik yapmak, bir evcil hayvan sahiplenmek, seyahate çıkmak vesaire vesaire. Tutku nerede gizlendiyse, şu malum nörotransmitterleri ne tetikleyecekse onu bulmak icap ediyor.

Aşkın tanımında referans aldığım Merriam-Webster sözlüğü, her sene yılın sözcüğünü seçiyor.

Bu sözcük, insanların en çok arattığı, alıntıladığı kelimeden seçiliyor. 2018’de yılın sözcüğü “adalet” olmuş.

Sıralamada bir de “respect” yani saygı yer alıyor.

Adalet arayışımızda yalnız değiliz, tüm dünya adaleti arıyor.

Adaleti bulduğumuzda kutlayacak neşemiz kalsın diye bu dünyayı çekilir kılacak bir aşkı tez zamanda bulmanızı dilerim.

Aşk evrenseldir.

Dünyanın aradığı bir diğer kelime ile iyi pazarlar diliyorum, saygılar…

Hepimize, hayatın her alanında saygı ve sevgi diliyorum.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa